<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>hayat-dersleri &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/hayat-dersleri/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "hayat-dersleri"</description>
	<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 15:38:20 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[NUREDDİN CERRAHİ HAZRETLERİ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/nureddin-cerrahi-hazretleri/</link>
<pubDate>Mon, 30 Apr 2007 17:39:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/nureddin-cerrahi-hazretleri/</guid>
<description><![CDATA[Bir gün, anlatmak lütfunda bulunmuşlardı. Biz de burada elimizden geldiğimiz kadarıyla, mümki]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün, anlatmak lütfunda bulunmuşlardı. Biz de burada elimizden geldiğimiz kadarıyla, mümkin mertebe aslına sadık kalarak sizlere ulaştırmaya çalışalım : Halveti tarikatını Ramazaniye şubelerinden (cerrahiye) kolunu tesis eden Nureddin Cerrahi (K.S) Hazretlerinin bir hikayesini anlatmışlardı. (Nureddin Cerahi Hazretleri İstanbul'ludur. Cerrahpaşa semtinde otururlardı. Bu sebeple (Cerrahi) namını almışlar ve kendi namları ile Halvetiye Tarikatının cerrahi kolunu tesis buyurmuşlardır.) Şöyle ki :</p>
<p>Hazreti pirin yeni yetişmekte oldukları bir devirdir. Muhterem anneleri ile birlikte fakirane bir hayat sürmekte bir taraftan ilm-ü irfan tahsil etmektedirler. Amel, ibadet, kemalat ve füyüzat sahasında pek ileri derecelere yükselmişlerdir. İslami ve imani sahadaki tahsillerine devam ederlerken bir taraftan gönüllerinde Kabe-i Muazzamayı ziyaret arzusu alevlenmekte. bu ateş dayanılmaz hal almaktadır. Ne var ki; mali kudretleri böyle bir yolculuğu karşılayacak derecede bulunmamaktada, geçimlerini bile güçlükle sağlamaktadırlar. Şüphesiz bu hal, bu şiddetli arzunun tahakukuna engeldir. Bununla beraber teslimiyet ve tevekkülleri icabı ile; her şeyin sahibi, her devranın nazımı olan Cenab-ı Hak ve Celle Hazretlerinin lütuf ve kereminden de ümid kesmiş değillerdir.</p>
<p>Bu yakıcı arzuların saliha, abide ve devişe bir hanım olan sevgili annelerine fırsat buldukça açmakda duasını istemekte , o veliye meşreb hatun da gece ve gündüz oğlunun arzusunu neticelendirmesi , onu sevindirmesi için Mevlasına can ve gönülden, göz yaşları ile niyazda bulunmaktadır.</p>
<p>Aradan seneler geçer.. Sabır, tahamül ve fakat kalb ağrıları, göz yaşları ile geçen bu günlerden sonra bir anacığı sevgili oğluna ;</p>
<p>- Oğlum! Rabbimiz nasib kılarsa bu sene Hac vazifeni eda eyle der.</p>
<p>Geçimlerinin darlığını birikmiş beş kuruş paraları dahi olmadığını bilen evladcığı :</p>
<p>- "Anacığım ! Nasıl giderim. Halimiz malum. Ama, inşallah; Allahu Teala Hazretleri senin bu işaretini inayet ve keremi ile hakikat kılar. Elbette ki sen bu sözü boşuna söylemedin. Hikmeti beraberindedir." diye cevap verir.</p>
<p>Vefakar, muhabbetkar ana oğluna bir kese uzatır. Ağlamaktadır. Memnun bahtiyar güç konuşabilmektedir.</p>
<p>- Yavrum! İstediğini Mevlamız ihsan buyurdu. Al bu kesenin içinde sana yetecek yolluk var.</p>
<p>Nureddin Cerrahi Hazretleri şaşırmış, ne söyleyeceğini unutmuş, bir an içinde hakikat olan arzularının tahakkuk safhasına girmiş olmasının sevinci ile sermestir. Meğer o mübarek ve emsalsiz ana; evladının kendisine arzusunu açtığı ilk günden itibaren günlük nafakalarından artdırdığı üç beş kuruşu bir tarafa koymuş. bir Hac masrafını bulur bulmaz da evladcığına müjdeyi vermiştr.</p>
<p>Artık Nureddin Cerrahi Hazretlerine hazırlanmak kalmıştır. Hac mevsimi de gelip çatmış, gidecek olnlar hararetle bu mukaddes yolculuğun hazırlıklarına başlamışlardır. Kendisi de karınca kararınca en lüzumllu ihtiyaçlarını temin edr. Surre Alayından (O zamanlar develerden müteşekkil bir kervan hazırlanır. Üsküdardan yola koyulurdu. Bu kervanın adına Surre Alayı denilirdi. Bu kervan üç ayda Hicaz'a varır, üç ayda da geri dönerdi.) kendisine yer ayırtır ve vakit gelince anacığının elini, ayaklarını öper,konu komşuya veda edip evinden ayrılır. Annesinin hayır duaları, sıcak göz yaşları, evladının boynunda halkalanan kolları izah edilemiyecek bir levha vücuda getirmiş Hazret bu misilsiz sahnenin tesiri ile yola koyulmuştur. Sokakları geçdikçe sağdan soldan kendisini tanıyanlara veda etmekde, onlarun dualarını almaktadır.</p>
<p>biraz daha yürüdükten, bir iki sokak geçdikten sonra birden feryad -ü figan içinde bir şeyler söylemeye çalışan bir adam görür. Vakti dardır, ancak Üsüdar'a geçecek , Hac kervanına yetişecekdir. Duracak, bekliyecek bir zamanı yokdur. Fakat adamcağız öyle perişan , öyle ağlayıp çağımaktadır ki; gayri ihtiyari durur. Yanına varır Sorar :</p>
<p>- Derdin nedir, neden böyle perişansın, nedir seni bu hale düşüre" sebeb? ...</p>
<p>Adam; boş ve ma'nasız gözlerle ona bakar, cevab verir: - Sen benim derdlme dermAn olamaz!ın. Git işine .... Hazretin fakirane, dervişane, kalenderane. hali ona; derdini dökecek birini bulmuş olmanın sevincini vermemişdir. Hazret ısrar eder, halini mutlak açıklaması isteğinde bulunur. Bunun üzerıne adam feryadını keser. anlatır :</p>
<p>- BorcUm vardı. ödeyemedım. Alacaklılar evimi haczettiriyorlar. Çoçucuğumla sokakda kalacağım. Bizi kimler yanına alacak, kim bakar? Eyvah, eyvah ....</p>
<p>Hazret sorar:</p>
<p>- Ne kadar borcun vardı ki, bu hale düşdün?</p>
<p>Şu cevabı alır:</p>
<p>- Sen yoluna git .... Öğrenip de ne yapacaksın? Halimi öğrendin ya yeter. Haydi yürü .... Sen kendin yardıma muhtaçsın.</p>
<p>Hazret-I Pir tekrar ısrar eder:</p>
<p>- Söyle diyorum .... O kadar mı çok? Ne kadardır, anlat....</p>
<p>Adam, muhtaç olduğu parayı açıklar ve tekrar ağlayıp çağırmaya, gelenden geçenden yardım istemeye başlar. Nüreddin Cerrahi Hazretleri adamın cevabı ile bir anda düşünür. Bu biçare insanın muhtaç olduğu para anacığının kese içinde kendisine verdiği ve senelerdır blrikdirdiği para kadardır. Ne olursa işte, o kısa zaman içinde olur. Bır anlık düşünce ve karar .... Yıllarca beslenllen ümidlerin, kurulan hayallerin, visal iştiyaklarının sıfıra indiği ve kim bilir bir daha hangi uzak geleceklere kadar ekilecek bir hasretin gönül acılarının devamına başlangıç olan bir an...</p>
<p>Elini kuşağına sokuyor ve çıkardığı keseyi, hala feryad etmekde bulunan felaketzede adamın önüne koyuyor.</p>
<p>- Al!. SenIn Istediğin kadar para bunun Içindedir. Hacetini gör, derdinden kurtul!.</p>
<p>Evet; ne acib hikmet ve tecellidir ki. adamın muhtac olduğunu söylediği paranın tamamının anacığın kendisine emanet etdiği kesedeki paranın kuruşu kuruşuna olduğunu dÜşünen Hazret, bu zuhuratın içindesakladıpı hakikatlara, tatlı cilvelere vakıf olduğu an, kararını vermişdir.</p>
<p>Şaşkına dönen adam bir Hazretin yÜzüne, bir de önüne konulan şeye bakar ve sonra keseyi boşaltır, paraları sayar. Yine hayret idraksizlık içinde paraları keseye doldurdUğu gibi «Allah razı olsun dahi diyemeden gaaib olur, gider. Hazret-i Pir; bu müstesna sahnenin vukuu ile meydana gelen deruni haz deryasının ıçinde bir müddet öy kalır. Şimdi ne yapacakdır, eve mi dönecekdir, anacağına ne diyecektiryectir? Aylarca sürecek uzun, gah meşakkatli, gah rahmetli yolları, o yolların nihayetindeki visal makamlarını bir anda düşünür. Bir gönül yapma uğruna hayal etmekden dahi uzakda kalan bir saadetin anlatılmaz, acib tecellileri ile geri döner. Bir kuruşu kalmamışdır. Arkasındaki torbada bir iki günlük azığı vardır. Bütün bunları düşünecek, ne yapacağım diyecek kadar bile bir endişe içinde değildir. Evlerine giden yolun aykırısındaki sokaklardan yürüyerek Edirnekapı'dan dışarı çıkar. Hilkat aleminin letaifin seyr ede ede Sakız Ağacına gelir. (Şimdi şehidlik olan sağ tarafdaki mahal. Sol tarafdaki şehidliğin karşısındadır.) Heybesini çıkarır, ağaca asar. Ve ağacın gövdesine dayanır, kalır. Memnun, mesrur handan, şadan, bahtiyardır.</p>
<p>Günler; burada, böylece geçmiye başlar. Gündüz saatleri ıçinde yoldan geçenler onu aynı yerdre görmekde, bu garib dervişin haline bakmaktadırlar. Dağarcığındaki azığın tükenmiye başladığı günden itibaren sanki bunu hissetmişler gibi, yolcular ona yiyecek içecek getirmiye onu hiç bir şeye muhtac bırakmamaktadırlar.</p>
<p>Gündüzleri ona mihrab olan Sakızağacı, geceleri sanki bütün dallarını Beytullah'a, Harem-i Şerif-i Nevebi'ye ışıklı nurdan kollar hainde uzatmakda, onun aşk ve şevk ile demlenmiş gözlerine oralarını göstermekde, o da gidemediği ve fakat gidip görmekden daha ziyade bir canlılıkla o mübarek makamatı seyretmektedir. Gece namazları ile, zikirleri ile, virdleri ile şafak vaktine ulaşmakda ve ondan sonra da günün diğer ibadetlerı ile meşgul olmaktadır. Artık onda Surre Alayına katılıp yola koyulamamanın. Kabe'ye, Medine'ye gidememenin üzüntüsü yokdur.Kendisininde anlamadığı o ma'na aleminin derin ve ulaşılma zevki ifle mustağrak ve medhuşdur.</p>
<p>Tavaf günlerinin başladığı, Arafat deminin girdiği anlardan itibaren hemen heme ayakda, Kıble'ye dönük durmakda, geceleri de tam bır uzlet içinde bu vakfelerini sürdürmektedir.</p>
<p>Günler, haftalar, aylar yine geçer. Artık o mübarek beldeden dönüş başlamıştır. Kendisine öteberi getiren, duasını alan yolculardan; Huccac-ı dönüş günlerini sormaktadır. Anacığını göreceği gelmişdir. Hasreti yüreğini dağlamaktadır. Küçücük, alçak bir kulübeden ibaret olan evinde başını secdeye koyduğu odasını hayal etmekde, kendilerinden feyiz almakda olduğu aziz mürşidini. İse iştayakla arzulamaktadır. Uzun ve hasret dolu ayların türlü tecellileri ile gıbta olunur bir irade, sabır,tehammül, rıza ile baş başa yaşayan bu aziz Veli; Hac mevsiminin bitmiş olması ile beraber bütün bunlara karşı arzu ve hasret duymaya başlamışdır.</p>
<p>Nihayet bir gün kendisine ;Surre Alayı'nın döneceği günü bildirirler.Aylardır altında oturduğu, kendisine mekan, mescid ve bir bakıma (Mahall-i tavaf) yapdığı o mübarek ağaca veda eder. Evinin yolunu tutar. Yolda düşünmekde, anacığına ne diyeceğini tasarlamaktadır. Evine yaklaşmışdığı sırada karar vermişdir. Annesine hiç birşey söylemiyecek, Hac'dan, Dönüyormuş 'gibi yaparak onun ellerine, ayaklarına kapanacak, boynuna sarılacak, hasret giderecekdir. Onun misk gibi kokusunu koklayacak evladına kavuşmuş, onun şahsında Hac seadetine ermiş olmanın verdiği sürür ile söylemeye çalışacağı memnuniyetlerini dinliyecekdir.</p>
<p>Sokaklarına girdikten biraz sonra evinin kapısını çalar. Kendisini pencerede kafesin arkasında beklemekde olacak ki, kapı açılır ve karşısında anacığı belirir. Kalem; bu anı tasvir edemez, hiç bir insan bu anı dile getiremez iki hasretzede kavuşmuş, biri birlerine kenetlenmişdir. Göz yaşı birbirilerinin yüzleri, omuzlarını ıslatmakda, birisinin dulaklarından sadece :</p>
<p>- Yavrum!</p>
<p>diğerinin dudaklarından ise :</p>
<p>- Anacığım!. iniltileri çıkmaktadır. Açık kapıdan içeriye dolmakda olan komşuların huzuru onları ayırır. Misafirlerini odaya alırlar. Sohbet ve muhabbet başlar. Tebrik edenler, kendisinden hayır dua isteyenler, Hac'cının hikayesin! soranlar, o hikayeyi haklı olarak onun ağzından dinlemek isteyenler çokdur. Kendisi ise ne söyliyeceğini şaşırmış, bu vefakar dostlara sözün neresinden başlayacağını ta'yinden aciz kalmışdır. Çünki kendisine göre anlatılacak bir şey yokdur ki....</p>
<p>İşte tam bu sırada evin önünde konuşmalar olur. Kalabalık bir topluluk yüksek sesle bir şeyler söylemekde, bir şeyler sormaktadırlar. Bir aralık sesler duyulur :</p>
<p>- Efendi Hazretlerini görmek, ziyaret etmek istiyoruz. Kalabalık bir erkek cemaat olan bu topluluk içeriye alınır. Cümlesi odaya girerler. Büyük bir hürmet ve hayranlıkla Nureddin Cerrahi Hazretlerinin huzurunda dururlar. Hep bir ağızdan :</p>
<p>- Haccınız mübarek olsun .. Mebrur olsun Efendim!. Müsade ederseniz mübarek ellerinizden öpmek, dualarınızı almak, feyze erişmek Istiyoruz. Destur buyurun .... » derler.</p>
<p>Hazret ise; mu'tadı olan her zamanki tevazuu ve mahviyetle hiç bilmediği, tanımadığı bu cemaata ancak:</p>
<p>- "Estağfiruııah .... Biz henüz eli öpülecek bir mertebeye gelmedik. Buyurun, oturun .... » diyebilir. Onlar ise arzularında ısrar halindedirler. Nihayet içlerinden biri söz alır:</p>
<p>- Efendi Hazretleri!. Kendinizi gizlemeyiniz ve bizleri feyzinizden, himmetlerinizden mahrum kılmayınız. Biz sizi biliyoruz. Hac vazifesinden bugün döndük. Evlerimize gitmeden ziyaretinize koşduk. Biz KAbe-i Muazzama'da bu kardeşlerimiz hep birlikde tavaflarımızı yaparken bir ses duyduk: diyordu. Başlarımızı kaldırdık. Sizi Beyt-i Şerifin yukarılarında, Huccac-ı Kiramın üzerlerinde bir meleğin kanadları üzerinde tavafınızı yaparken gördük. Her şeyimizi unutduk, kaçıncı şavtda olduğumuzu bilemedik. diye yalvardık. Meydanda o halavetli sesin aksini duyduk:</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[DOSLARINIZI HAK DOSTLARINDAN SEÇİN]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/doslarinizi-hak-dostlarindan-secin/</link>
<pubDate>Mon, 30 Apr 2007 17:14:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/04/30/doslarinizi-hak-dostlarindan-secin/</guid>
<description><![CDATA[  
               DOSLARINIZI HAK DOSTLARINDAN SEÇİN

      Hazret-i Ali (K.V);]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="background-color:#ffffff;margin:0;"> <font size="4"> </font></p>
<p style="background-color:#ffffff;"><font size="4">               <span style="color:#ff0000;">DOSLARINIZI HAK DOSTLARINDAN SEÇİN</span><br />
</font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">      Hazret-i Ali (K.V);akıllara durgunluk veren, gelmiş geçmiş tarihinde misline tesadüf edilmemiş ve edilmeyecek bir kahramandır. Allah' (C.C)ın arslanıdır. O; sadece kahramanlık secaat sahasında değil, ilim ve irfan aleminde de medh-ü senaya mazhar olmuş, müstesna derecelere erişmiş beşer nev'inin ender şasiyetlerindendir. İki Cihanın Güneşi, kainatın Fahri Efendisi Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.S)'in "Ben ilmin şehriyim, Ali de o şehrin kapısıdır." hadisi şerif-i ile man'evi şahsiyeti ve ilim mertebesini işaret edilmiş bulunan, aynı zamanda Hazret-i Resülullah (S.A.S)'ın ehli beyti camiasına girmek saadetine erişen bu büyük sultanın kadri, kıymetini tarif için bir ölçü bulmak ender müşküllerdendir. O; Mevlasına sadakatla sığınmış, aziz vücudunun her uzvundan İlahi cezbenin şahikalaşmış tecelliyatı zuhur etmiş bir nevcivandır. Bu yüzdendir ki Allah (C.C) indinde müstesna bir kıymet kazanmış, velayet,i Hassa ile taltif buyurulmuştur.</p>
<p></font></p>
<p><font size="4">      Peygaber Efendimiz (S.A.S) Hazretleri; büyük bir muhabbetle sevdiği Hazret-i Ali Efendimiz hakkında şöyle buyurmuşlardır :</p>
<p></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">     "Ey benim sevgili ümmetim! Size şunu bildireyim ki, Ali'ye kim düşman ise onu hiç çekinmeden acımadan vurunuz. Çünki Müslüman olup da ona düşman olanlar, yalancı müslümanlardır. Onun içindir ki, olanları vuranlar, bilsinler ki pek büyük sevaba girmiş olacaklardır. Kendilerini bu müjde ile tebşir ediyorum. Bu yalancı Müslümanlar bizim yolumuza giremezler, bizden olduklarını iddaa edemezler. Benim sevdiğimi sevmiyen, onu hor görenin benimle alakası yoktur. Beni sevmeyeni, nefsim yed-i kudretinde bulunan Rabbimin de sevmediğini biliniz. Hele bu gibileri hiç sevmez. Bunlar Müslüman olduklarını isbat sadedinde "Lailahe illallah" da deseler, bu şahadet gırtlaklarından geçmez, kalblerine inmez. Kalblerini Allah (C.C)'ın zikri yakmaz, cilalamaz."</p>
<p></font></p>
<p><font size="4">     Size Cihar-ı Yar-ı Güzin Efendilerimiz için kaleme alınmış güzel bir kıt'ayı, bu dersi takviye edici olması bakımından nakledeyim. Bu mısra!ların her birinde, can sevgisi ile dile getirilen ve övülen Dört Halife için beslenilmesi icap eden muhabbeti böylece anlamış olacaksınız :</p>
<p></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">            "Mehabbet çar yarım öz vücudum sadrıdır. (sıdık)</font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">            (Ömer)'dir cismimin canı, değil dersen olan zıdık,</font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">            Söven (Osman)'ı buğz ile Hüda'dan bulmasın tevfik,</font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">            Yeid gibi gibi yezid olsun (Ali)'yi eyliyen tefrik.."</font></p>
<p><font size="4">      (Yahya Efendi dergah'-ı şerifinde türbe-i şerifin parmaklığı üstünde duvarda asılıdır)</p>
<p></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">      Sevgili peygamber (S.A.S) Efendimiz bize şunları da buyurmuşlardır :</p>
<p></font></p>
<p><font size="4">     "Ümmetimin ismi bana uygun olsun. İsimlerini İslam byüklerinin makbul isimlerinden alsınlar. Çünki kıyamet günü Mizan mahalline herkes dünyadaki isimleriyle çağırılacaklardır. Çoluk ve çocuklarrınıza makbul isimler veriniz. Güzel ismi olanlardan Rabbimizin de hpşlanacağını biliniz."</p>
<p></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">      Onun için Aleyhisalat Vesselam efendimizin arzusuna uyunuz, onu hoşnud kılınız. Evladlarınıza şu isimleri vermeye çalışınız: Abdullah, Abdürrahim, Abdülhay, Ahmed, Mehmed, Ömer, Ali, Bekir, Abdülgani, Zekeriya, Yahya, İsa, Musa, Hatice, Aişe, Sıddıka, Meryem, Fatıma, Zehra gibi...</p>
<p></font></p>
<p><font size="4">      Düşman ile harb ederken de sadece "Yarab! Bize nusret ver..."demekle kalmayın. "Ya Rabbi! Sen hayyül kayyumsun. Bizi azametin hakkı için, Habib-i Edibin Muhammed Mustafa (S.A.S)'in yüzü suyu hürmetine muzaffer kıl!" deyiniz. Dualarınızı daima o iki Cihan Serverinin kanalından geçirin. Onu vasıta kılmadan hiç bir hacetin kolay kolay kabul edileceğini sanmayın. Böyle yaparsanız, Cenab-ı Hakk'ı da kendinizden razı kılarsınız. düşmanınıza ; o Habib-i Kibriyanın sevgisi, aşkı ile saldırın.O zamn zafer sizin olacaktır. Bütün alemin, O iki Cihan Serverinin muhabbeti uğruna yaratılmış olduğunu unutmayın, Nezd-i Sübhani'de böylelesine makbul ve mergub olan bir zat unutulut da, önümüze o alınmaz da şefaatsiz, iltimasız, huzura varılır mı? "Dahilek ya Resülullah, Aman Ya Resülullah" diye feryad edişlerimiz boşuna mı?</p>
<p></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">     Yine o Resül-i Mücteba (S.A.S) Efendimiz buyuruyor :</p>
<p></font></p>
<p><font size="4">     "Ey benim ümmetim! Sizi temin ederim ki Ay'ı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz, bu murada ereceksiniz. Yalnız; Namazlarınızı kılımaz ve yahud iki takla bir bakla şeklinde eda eder, kendinizi ibadetin zevkine, aslına vermez, Huzur-i ilahide bulunduğumuzu idrak etmezseniz bu şerefden mahrum kalacaksınız. Bu mahrumiyetle sürüm sürüm sürüneceksiniz."</font><font size="4">Risaletpenah Efendimizin Bu tebligatı karşısında nasıl ibadet etmemiz lazım geldiğini anlayın. Beş vakit namazlarınızı, kendinizi Cenab-ı Hakk'ın huzurunda imiş farzederek, huzurunda onu görüyormuşsunuz gibi veya onun sizi gördüğünü bilerek kılınız. Böylelikle mirac şerefine ulaşırsınız.</p>
<p></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">      Dostlarınızı; Hak dostlarının içinden seçiniz. Onlarla ülfet ediniz. Allah'ın dostu olmayanlardan, sohbet ve halleriyle sizi hak'tan uzaklaştırmasından şüphe ettiğiiz kimselerden kaçınız. Namaz kılmayanları kendinize dost edinmeyiniz. Daha ziyade; namazlarını usul ve erkanı ile kılanlarla arkadaşlık ediniz. Kibir ve gurur sahibi olanlardan uzaklaşınız.Kendiniz de kalender meşreb, mahviyet sahibi, mütevazi olunuz. Münafıklarların yalancıların sofralarına da sakın oturmayınız. Onların lokmaları ile safiyetinizi kirletmeyiniz. Gözü tok, cömert ve dini asaleti olanların sofralarına oturmaktan korkmayınız. Onların helal lokmalarını yemekle hem manevi gıdalarınızı alınız, hem ilahi hoşnutluğa nail olunuz, hem de onları sevindirmek gibibahasız bir sevaba erişniz.</p>
<p></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;color:#003300;"><font size="4">      Tevfik Hüdadandır...</font></p>
<p style="background-color:#ffffff;">&#160;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Arılar ve Sinekler]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/30/arilar-ve-sinekler/</link>
<pubDate>Mon, 30 Oct 2006 11:24:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/30/arilar-ve-sinekler/</guid>
<description><![CDATA[Bir grup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Bir grup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar. Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.<!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar. Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar. İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Ancak, biraz derinlemesine düşününce; karşımızda dikilen gerçek çok daha farklı;<br />
Çok basit gibi gelen bu deney beni oldukça düşündürdü.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Arıların ne kadar akıllı yaratıklar olduğunu hepimiz biliyoruz, sinekler ise malum Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama sineklerden midemiz bulanır, uzak durmaya çalışırız.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Evet ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuşkusuz. Onlar engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir. Ve bu Uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">YÜREK, AZİM, SEVGİ, İLKELERİ DÜRÜSTLÜKTÜR BUNU YAPTIRAN KENDİNE SAYGI, TOPLUMA SAYGIDIR.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır, karanlığa yürüyenlerdir. KARANLIK DÜŞÜNCELERDİR.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca bir önemi yoktur.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. Sadece kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir. Açık ağızların, karanlık sığınaklarıdır çünkü, izlerini rahatça kaybettirirler.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Arıyı kovalamak isterseniz savaşır, engellere aldırmaz.Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır ve değerleri için ölür.Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler kovaladığınız yere.Her türlü pisliğe bulaşırlar, sonra da yiyeceklerinize, üstünüze, başınıza konarlar.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Onlar için asıl amaç çoğalmak ve yayılmaktır.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[JUDGEMENT]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/17/judgement/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2006 22:28:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/17/judgement/</guid>
<description><![CDATA[ The story happened in the days of Lao Tzu in China and Lao Tzu loved it very much. Here goes:- The]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"><span> </span></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">The story happened in the days of Lao Tzu in China and Lao Tzu loved it very much. Here goes:- </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">There was an old man in a village, very poor, but even kings were jealous of him because he had a beautiful white horse. Kings offered fabulous prices for the horse, but the man would say, "This horse is not a horse to me, he is a person. And how can you sell a person, a friend?" The man was poor, but he never sold the horse. <!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">One morning, he found that the horse was not in the stable. The whole village gathered and they said, "You foolish old man! We knew that someday the horse would be stolen. It would have been better to sell it. What a misfortune!" </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">The old man said, "Don't go so far as to say that. Simply say that the horse is not in the stable. This is the fact; everything else is a judgment. Whether it is a misfortune or a blessing I don't know, because this is just a fragment. Who knows what is going to follow it?" </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">People laughed at the old man. They had always known that he was a little crazy. But after fifteen days, suddenly one night the horse returned. He had not been stolen; he had escaped into the wild. And not only that, he brought a dozen wild horses with him. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Again the people gathered and they said, "Old man, you were right. This was not a misfortune; it has indeed proved to be a blessing." </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">The old man said, "Again you are going too far. Just say that the horse is back . . . who knows whether it is a blessing or not? It is only a fragment. You read a single word in a sentence-- how can you judge the whole book?" </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">This time the people could not say much, but inside they knew that he was wrong. Twelve beautiful horses had come. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">The old man had an only son who started to train the wild horses. Just a week later he fell from a horse and his legs were broken. The people gathered again and again they judged. They said, "Again you proved right! It was a misfortune. Your only son has lost the use of his legs, and in your old age he was your only support. Now you are poorer than ever." </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">The old man said, "You are obsessed with judgment. Don't go that far. Say only that my son has broken his legs. Nobody knows whether this is a misfortune or a blessing. Life comes in fragments and more is never given to you." </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">It happened that after a few weeks the country went to war, and all the young men of the town were forcibly taken for the military. Only the old man's son was left, because he was crippled. The whole town was crying and weeping, because it was a losing fight and they knew most of the young people would never come back. They came to the old man and they said, "You were right, old man-this has proved a blessing. Maybe your son is crippled, but he is still with you. Our sons are gone forever." </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">The old man said again, "You go on and on judging. Nobody knows! Only say this - that your sons have been forced to enter into the army and my son has not been forced. But only God, the Total, knows whether it is a blessing or a misfortune." </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">'Judge ye not' -- otherwise you will never become one with the Total. With fragments you will be obsessed, with small things you will jump to conclusions. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Once you judge you have stopped growing. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Judgment means a stale state of mind. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">And mind always wants judgment, because to be in process is always hazardous and uncomfortable. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">In fact, the journey never ends. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">One path ends, another begins: one door closes another opens. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">You reach a peak; a higher peak is always there. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">God is an endless journey. </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[THE COFFEE BEAN]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/17/the-coffee-bean/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2006 22:18:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/17/the-coffee-bean/</guid>
<description><![CDATA[ 

A young woman went to her mother and told her about her life and how things were so hard for her]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"><br />
</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">A young woman went to her mother and told her about her life and how things were so hard for her. She did not know how she was going to make it and wanted to give up. She was tired of fighting and struggling. It seemed as one problem was solved a new one arose. Her mother took her to the kitchen.<!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">She filled three pots with water and placed each on a high<br />
fire. Soon the pots came to a boil. In the first, she placed<br />
carrots, in the second she placed eggs and in the last she placed ground coffee beans.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">She let them sit and boil, without saying a word.In about twenty minutes she turned off the burners. She fished the carrots out and placed them in a bowl. She pulled the eggs out and placed them in a bowl. Then she ladled the coffee out and placed it in a bowl. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Turning to her daughter, she asked, "Tell me, what do you see?<br />
"Carrots, eggs,and coffee," she replied. She brought her closer and asked her to feel the carrots. She did and noted that they were soft. She then asked her to take an egg and break it. After pulling off the shell, she observed the hard-boiled egg. Finally, she asked her to sip the coffee. The daughter smiled as she tasted its rich aroma. The daughter then asked, "What does it mean, mother?" Her mother explained that each of these objects had faced the same adversity -- BOILING WATER -- but each reacted differently.The carrot went in strong, hard and unrelenting. However after being subjected to the boiling water, it softened and became weak.The egg<br />
had been fragile. Its thin outer shell had protected its liquid interior. But, after sitting through the boiling water, its inside became hardened. The ground coffee beans were unique, however. After they were in the boiling water they had changed the water."Which are you?" she asked her daughter.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">"When adversity knocks on your door, how do you respond? Are you a carrot, an egg,or a coffee bean?"Think of this: Which am I? Am I the carrot that seems strong, but with pain and adversity, do I wilt and become soft and lose my strength? Am I the egg that starts with a malleable heart, but changes with the heat? Did I have a fluid spirit, but after death, a breakup, a financial hardship or some other trial, have I become hardened and stiff? Does my shell look the same, but on the inside am I bitter and tough with a hardened heart? Or am I like the coffee bean? The bean actually changes the hot water, the very circumstance that brings the pain. When the water gets hot, it releases the fragrance and flavor. If you are like the bean, when things are at their worst, you get better and change the situation around you.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">When the hours are the darkest and trials are their greatest, do you elevate to another level? How do you handle adversity?<br />
ARE YOU A CARROT, AN EGG, OR A COFFEE BEAN?</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">I hope you enjoyed this and it made you think. It sure has me. I want to be the coffee bean.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anne - Babaya hürmet (Ektiğimizi Biçeceğiz)]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/14/anne-babaya-hurmet-ektigimizi-bicecegiz/</link>
<pubDate>Sat, 14 Oct 2006 12:46:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/14/anne-babaya-hurmet-ektigimizi-bicecegiz/</guid>
<description><![CDATA[Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, yada baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. <!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala ona ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en sonda babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Can "Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim" diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba" diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu "Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet" diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">"Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mutluluğun Formülü ]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/13/mutlulugun-formulu/</link>
<pubDate>Fri, 13 Oct 2006 10:18:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/13/mutlulugun-formulu/</guid>
<description><![CDATA[ Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollam]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"></span> <span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde 40 gün 40 gece yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.<!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş. Dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masada varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş. Bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için 2 saat beklemiş.<span>   </span></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini söylemiş. “Ama sizden bir ricada bulunacağım” demiş bilge delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. “Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz” demiş.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış. Gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">“Güzel” demiş bilge, “peki yemek salonumdaki acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvan başının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?”</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemek için çabalamış, başka bir şeye dikkat etmemiş.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">“Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı” demiş ona bilge, “oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin” demiş. İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayda gezmeye başlamış. Bu kez duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına gidince, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış."peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge. Kaşığa bakan delikanlı iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. peki demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi."sana verebileceğim tek öğüt var.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Comic Sans MS';">“Mutluluğun gizi dünyanın tüm harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan."...</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span></p>
<p align="left">&#160;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İntihar [ölüm &amp; yaşama bağlanmak]]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/12/intihar-olum-yasama-baglanmak/</link>
<pubDate>Thu, 12 Oct 2006 19:53:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/12/intihar-olum-yasama-baglanmak/</guid>
<description><![CDATA[Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, &#8216;doktor bey&#8217;]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum. <!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu! </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Aldığı ilâçlar yanınızda mı? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Ne zaman içtiğini biliyor musunuz? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-İki saat kadar olmuş. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Hımm! Yazık, çok yazık! </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Ne yapacağız doktor bey? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.<br />
Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.<br />
Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.<br />
Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki... </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Yoksa, sende mi inandın öleceğine? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">-Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi. </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuk Sineması]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/11/cocuk-sinemasi/</link>
<pubDate>Wed, 11 Oct 2006 20:36:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/11/cocuk-sinemasi/</guid>
<description><![CDATA[Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görmenin ins]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görmenin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- Söyleyin bakalım!. dedi. Bu gece ne gördünüz? <!--more--></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların bir çoğu, üç gün önce meydana gelen korkunç tren kazası ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile... </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- Hayrola arkadaş!. dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok farklı. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- O zaman, gördüğünü anlat!. dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Küçük çocuk: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!. dedi. Köyümüze yakın olan derede idik. Ve koca bir balık tutarak eve götürdük. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Öğretmen, yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyalarınbüyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne rüya gördüğünü sordu. </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- Geçen hafta bir çok kuzumuz doğdu, dedi. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada.</span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.Sonunda merak edip: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- Hep bu türden rüyaları görmeniz çok harika! dedi. Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var? </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">Küçük çocuk: </span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';"> </p>
<p></span><span style="font-size:10pt;font-family:'Comic Sans MS';">- Bilmiyorum öğretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı.</span></p>
<p align="left">&#160;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mevlana &amp; Hacı Bektaşı Veli]]></title>
<link>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/10/mevlana-haci-bektasi-veli/</link>
<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 06:09:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>iinsan</dc:creator>
<guid>http://iinsan.wordpress.com/2006/10/10/mevlana-haci-bektasi-veli/</guid>
<description><![CDATA[Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır.   
Neden sonra, yaptıkları]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Times New Roman">Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır.<span>  </span></font><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p><font face="Times New Roman">Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli 'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.</font><font face="Times New Roman"> <!--more--> </font></p>
<p align="left" style="margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli 'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli<br />
<span> </span><br />
- ' helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir. </font></p>
<p><font face="Times New Roman">Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana 'ya <span> </span>anlatır .<br />
<span> </span><br />
Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.<br />
<span> </span><br />
Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu <span> </span>kabul <span> </span>etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.<br />
<span> </span><br />
Mevlana söyle der:<br />
<span> </span><br />
- Biz bir karga isek Hacı Bektası Veli bir şahin gibidir. Öyle her <span> </span>leşe konmaz.<br />
<span> </span><br />
O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul <span> </span>etmeyebilir.<br />
<span> </span><br />
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli 'ye, Mevlana 'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli 'ye sorar.<br />
<span> </span><br />
Hacı Bektaşı Veli de söyle der:<br />
<span> </span><br />
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.<br />
<span> </span><br />
Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."<br />
<span> </span><br />
<span> </span><br />
<span> </span><br />
Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız dileğiyle...</font><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p align="left">&#160;</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
