<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>coplerim &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/coplerim/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "coplerim"</description>
	<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 05:41:54 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[mortigi tempo]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=60</link>
<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 10:29:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=60</guid>
<description><![CDATA[bu hastalıktan kurtuluş yok mu? insanın oruç olunca hele hiçbir şey yapası gelmiyor. hiçbir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>bu hastalıktan kurtuluş yok mu? insanın oruç olunca hele hiçbir şey yapası gelmiyor. hiçbir şey. öyle otursam.. düşünsem... ama düşünecek bir şey de yok. aslında oruç bahane. yemek yediğin için geçen zamanın boş kalması demek oluyor oruç. amaçlı bir şey yapamıyorum açık uçlu zamanlarda. kitabımı okusam, okurum ama bana ne verebilecek ki.. gidip psikiyatri kitabımı alsam. evet aslında boş zaman geçirmeyi bilmek önemli bir iş olsa gerek. önemli işlerden biri. boş zamanın kutsal olduğunu bilmen lazım. ne yaparak doldurmak gerekir? ne seni kısa ve uzun zamanda mutlu kılar, huzur verir, yol almanı sağlar?</p>
<p>oturup dua etsen, eğer gerçekten konsantre olamıyorsan bu bir şey sağlamaz. bilmiyorum başka herhangi bir şey yapmaktan ne kadar üstün olur.</p>
<p> </p>
<p>off şu an ağzıma mide üşütmesi armalı tatlar geliyo. korkunç. zeytinyağı yüzünden mi acaba, ya da tüm o domatesler. uyku arasında da ağzıma geldiğinihatırlıyorum. bu güdüşle bu bana zarar verir.</p>
<p>1) bu kadar çay içmemem gerekiyor</p>
<p>2) bu kadar geç yememem gerekiyor</p>
<p>3) bu kadar geç yatmamam gerekiyor ayreten.</p>
<p>yediklerimi de düzgün ayarlamam lazım.</p>
<p>artık sana aşık olmaya kendime izin veremeyecek hale geldim. niye böyleyim. neden bi türlü kabullenemiyorum. bu bi dış baskı olduğu kadar belki de bir inanmazlık gerçek olduğuna. insan ancak gerçek olduğunu düşündüğü bir şeyler için enerji harcamayı seçiyor belki de. neden gerçek olmayasın? cevabı şu: çünkü içimdeki halini biliyorum sadece. ve onu da git gide unutuyorum. peki öyleyse neden hala sana aşık olmayı istiyorum? Çünkü bu çok güzel bir his ve öyle bir şey (an) olmuş olmalı ki, seni sevdiğimden emin olmuş olayım bu an bana vazgeçlmez bir zevk yaşatmış olmalı ya da o zevkin olacağına işaret etmiştir ve o "an" tüm hayatıma yayılmak istiyor. sadece bu. Peki neden tüm hayatına yayılmalı bu an? Çünkü .. İşte zor soru bu olmalı. daha mı çok zevk veriyor , ya da o anla sınırlı kalması acı mı veriyor?  Aslında soru başa dönüyor. eğer süreklilik olursa gerçek olacağına olan inancım artacak ve gerçek bir şeye için enerji harcadığımı bileceğim. bu bana basacak bir zemin verecek ve böylece yol alabildiğimi hissedeceğim bu zemin üzerinde ilerledikçe. yol aldığım zaman hayatımı boşuna harcıyormuşum duygusu olmayacak ve kendime saygım artacak. aslında tüm bunları kendime saygım artsın veya kendime otoimmunlüğüm azalsın diye mi yapıyorum. Ya da tek amaç bu mu? Diğer bir kazanç ise öğrenmek olacak. Öğrendiğim zaman daha rahat hareket edebileceğim, bu beni acemiliğin enerji harcama düzeyindeki sıkıntı ve israftan kurtaracak. sana nasıl yaklaşmam gerektiğini bildiğimde, ya da seni nasıl sevmem gerektiğini, ya da yüzünü hatırlamak için o kadar fazla enerjiye ihtiyaç duymadığımda, seninle daha rahat etkleşime girdiğimde gerçek amacıma yönelmiş olacağım. Yani "yola" girmiş olacağım. Hala yolun ağzında bekliyor gibiyim. Yani amacım belli bir yola girebilmek. O zemine basabilmek. Sürtünmeden yararlanarak yolda olduğunu hissetmenin verdiği güven duygusu, O yolda seninle olacağım için zor bile olsa zevk alacağımın garantisi, motivasyonu...</p>
<p>Peki neden sana enerji harcamak istiyorum. Bu zevk başka başka bir çok insanda/nesnede olamaz mı? Neden seni zevksel nesnem olarak seçiyorum? Öğrenmek istiyorum çünkü. Beynim gelişmek istiyor. Ve belki de ölüm korkusu senin veya benim ne zaman yok olacağımız belli olmadığından senin yoluna girmek tek şansım olabilir. Çünkü bunun zaman aldığını düşünüyorum. ve benim zamanım sınırlı ama bu sınırlı zamana bu tecrübeyi/öğrenmeyi sığdırmak istiyorum. Gerçekten öğrenmek istiyorsan nasıl bir şey olacağını, bunu gerçekten hissedeceğin bir insanı seçmelisin. Gerçekliğini sorgulamamın nedeni de bu olmalı, yani gerçekten bunları hissedeceğime karar verdiğim insan sen miydin? Nasıl olabilirsin? Neden böyle bir karar vermişim? Her defasında seni gördüğümde veya düşündüğümde bu karar aynı kalıyor mu? Yanılmış olabilir miyim? Çok büyük bir noktada mı yanıldım yoksa seni o insandan ayıran küçücük bir detay mı? Bu önemli mi? Bir anda karar verebileceğim bir şey miydi gerçekten bu his? Yanıldıysam yanıldığımı nasıl anlayabilirim? Bunlar da cevaplamam geeken soular olarak kalıyor.</p>
<p> </p>
<p>Yani esas sorgulaman gereken şey şu: "an" ıma güvenebilir miyim? Ne kadar güvenilir? Bu görüş de defalarca yakaladığın ve bu şekilde yargıladığın anlarının genel bir ortalaması ve seni ne kadar incittiği de katılarak oluşturuluyor aslında kafamda. Yani ben bu dünyaya geldim geleli güvendiğim ve peşinden gittiğim "an"larım ne kadar meyveli çıktı? Ya da ne kadar acı verdi?</p>
<p>Bu sorunun bendeki kişisel cevabı tamamiyle kararsız kalmamı gerektiriyor sanırım. Ama kararkterimi (şu andaki) oluşturan, hayat görüşümü oluşturan şey de bu olmalı. An'ımı kaybetmeyi riske edemiyorum. Çünkü bir an o kadar güzel olabilir ki kararsızlık yüzünden bunu kaybetmek istemiyorsundur. Veya "an"ının meydana gelmesi için enerji harcamışsındır. Veya an'ın sana çok büyük zevk vermiştir. Veya an'ının kaybolması halinde acı/umutsuzluk duyarsın.</p>
<p>Özlmek de bir diğer önemli faktör tabi. Özlemek onuna olmayı, onunla konuşmayı, ona ait şeyleri, onun karakterini, onun ürünlerini; senin dışında olup biten ama senin içselleştirmek istediğin tüm o detayları özlemek.</p>
<p>Çünkü beyin unutmamak ister, özellikle de sevgiyle hafızasına aldıklarını... Çünkü hafızadakiler anıların yoğunuğuna göre insanın düşünselinden geçer ve en yoğun anılar en sıklıkla karşımıza çıkarlar ve bunların sıcak güzel olmalarını isteriz. Unutunca bu güzel anların koruyucu etkisini kaybetmiş oluruz ve huzursuz bir hayat yaşamak zorunda kalırız boşluklara maruz kalarak, zaten fani olan hayatta. Boşluklarla barışamayız çünkü doluluğun ne denli gerçek ve güzel olduğunu bir kez hisetmişizdir ve bunu isteriz, eskisi gibi boşluklar bizi tatmin etmez. Unutmaya razı olmazsın ya hani, şiddetinin azalmasına da razı olmazsın hoş sen razı olmasan da zamanla gider eğer anlamlanmazsa veya tazelenmezse. Belki yerine bir şey koyarsın. Yerine koyduğun şey daha güzelse o kadar için yanmaz. Böylece yaşayıp gidersin işte. Bilmiyorum ki bu yolda olanlar nerelere ulaştılar. Bence yaşlı olmak, hala birbirinin yanında olmak ve birbirinde güzel anılar uyandırabilmek, bence çok güzel ve hayatla, dünyayla çok barışık. Çatışma güzel durabilir ama onun bile bağlanması gereken bir sevgi linki olmalı. Sevgi olmadan hayat yaşamaya değmez görünür.. Farklı olan, sevgi bağıdır, seni dünyada yaşamaya ikna eden. Diğer bağlardan bağımsız olarak bağı korumanı sağlayan. budur işte. yoksa sahipsiz, bencil, yabani, çirkin, basit olur çıkarsın. Yani yaşamaya razı olduysan. Ya da kırık bir kalbin vardır, acını olabildiğince taşırsın, sonra da makine düzgün işlemez olur.</p>
<p> </p>
<p>öyle işte.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[pek  zamanim yok]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=50</link>
<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 10:52:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=50</guid>
<description><![CDATA[ASLINDA HIC YOK
 
napalim. ama neden yoksun istemedigim sekiller cikiyor sanki kalemimden o derece ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>ASLINDA HIC YOK</p>
<p> </p>
<p>napalim. ama neden yoksun istemedigim sekiller cikiyor sanki kalemimden o derece bunalmis gibiyim.</p>
<p>...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[scatterbrain]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=46</link>
<pubDate>Tue, 29 Jul 2008 14:23:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=46</guid>
<description><![CDATA[bağımsız düşünme &#8220;yeti&#8221;me ne oldu? ne oluyor? bir zamanlar var mıydı? düşün v]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>bağımsız düşünme "yeti"me ne oldu? ne oluyor? bir zamanlar var mıydı? düşün vuslat daha çok düşün. düşünmeyi de kaybedersem ne olacak? içimde bi güç vardı? şimdi ulaşmakta zorlanıyorum. her şeyin iyi olacağına inan vuslat, çünkü sen öyle baktıkça iyi olacaklar. başkalarının ne düşündüğünü sallamamaktı iyi olan. yani başkası olsan ne düşüneceğin değil, hani başkası bi şey de düşünmüyor ya, bırak, kendin ol, kendin için düşün. kendim kendim gibi insanların olduğu bi yerde olsam ne düşünürdüm?</p>
<p> </p>
<p>scatterbrain olma. olma.. söylemesi kolay ama olma.... daha fazla empati yapmöaya ama daha da fazla kendin olmaya ihtiyacın var. uydurarark empati yapamazsın. yaşaman lazım. bil emin ol. emin olmasan bile emin ol.</p>
<p> </p>
<p>her gün usanmadan uğraşacak mısın?? o zman artık ""yapacak mıyım"ı soru olmaktan çıksın vuslat. yap , kendine program yap. madem çıkaramıyorsun hayatından güzel bir yere koy. dağılacaksa da oda, dağılacaksa da kafanın içi, sabitlerin belli olsun. bi anda her şey yerle bir olmasın.</p>
<p>dolaşıksın bunu kabul ettiğinde daha kolay olur, şüphe etme artık. seni sevmediğini düşünme düşüncesi karnına büzülüp ağlamana yol açmasın. onu daha ne kadar sevdiğini düşün.</p>
<p> </p>
<p>Allah hayatında zaten bak istesen de çıkaramazsın bugüne kadar ettiğin dualara kalsa çıkaramazsın. korkma artık çıkmayacak. bırak girsin o zaman feth etsin ıslah etsin. sev sev sev.</p>
<p>sev sev sev. sabret. bırak acı girsin şu girsin bu girsin...</p>
<p>özlem her dakka hayatında zaten bunun için bulduğun bi takım  çareler vardı ama entanglement en iyisi.</p>
<p>aferin vuslat sana. aferin !!</p>
<p>Allahım şükürler olsun radioheade. sana şükürler olsun. "kullarına çok bağışlayan" bunu anlamak için çok çabalamaya gerek yok.. gerçekten.</p>
<p>şimdilik bu kadar biraz dışarı varmış bugün nasipte bakalım</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=42</link>
<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 15:34:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=42</guid>
<description><![CDATA[orni.. kalmış. şimdi anlıyorum. herkesin geçeceğini düşünmüştüm ama o kalmış. hayat he]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>orni.. kalmış. şimdi anlıyorum. herkesin geçeceğini düşünmüştüm ama o kalmış. hayat hepimizi farklı farklı sınıyor. olmamasını istedim ama oldu. yapacak bir şey yok. herkesin hayatına karışamıyorsun. bazen istediğin hayatlara da karışamıyorsun. bugün de diğer günler gibi kayıp ta başından belli artık nerdeyse. osmahn aradı "penye"sini almış üstüne olmuş filan. bu işin ironikliğinin boyutu tavan olduğu için üstüne varmıyorum bile. hayatım kötü geçsin istemiyourm artık biri duysun değil mi.. biri duysun. biri bana gelsin. peh.</p>
<p> </p>
<p>artık sözlükte olduğunu insanlara açık açık, açık ettiğine göre ve istediğini de yazdığına göre sansür olmadan ki bu sansürün sebebi umarım ben değilimdir,  açık edilebilecek bir tek ben kaldım. gözünün ortasında patlayan bu ışık da nesi. benim. görmeden geçiyorsun. gidiyorsun.  gidiyorsun.  oh when you go away...  *radio 4 is static*</p>
<p>hayatındaki bu kızlar. kızlar kızlar kızlar.</p>
<p>napabilirim ki. kaybolmaktan başka şansım yok nefret etmek bana kayıp olmaktan daha fazla zaman kaybı gibi görünüyor. kıskanmak bile. artık... ama o yüzden de bi şansım kalmıyor.  belki de aslında hiç olmamıştı ama inandığımdan mı inandığıma emin olamadığımdan mı alışkanlıktan mı nedir bunu böyle ifade etmek istemiyorum hala. umut yaşayabilmesi için. öldürmek için hep çok erken. akışına bırak lafındaki o esrarengiz gizemi bulamadan gidicem herhalde bak bunu bile böyle ifade... neyse.</p>
<p>okulda olsak. birden hesapta yokken karşıma çıksan. böyle iğrenç olsam. olur ya işte.. sonra seni gördüğümde otomatlaşmış otonomitemle ayağa kalkan sinir ve hormon yığınıyla baş etmeye çalışıp yalnız olmayı düşünmeden hemen gitmeye çalışsam olay mahalinden ama bu kez sen izin vermesen. seni seviyorum.</p>
<p>neden seviyorum. umut mu? umudu seviyorum. umutsuzluk mu? umutsuzluk neden bu kadar içinde olmak istemediğim?</p>
<p>didoşu da seviyorum kardeşimi. aliye dair şüphelerim var ama derinde seviyorum onu da. annemi babamı seviyorum. derinde. sevmediğim bi dünya mahlukatı olmasın istiyorum. herkesi sevebileyim hakkıyla bilmiyorum ama sonra uzak tutuyorum, kendime kendim yeniliyorum uzak duruyorum. sevmemek bana göre değil. neden bu duyguyla yaşayamıyorum. soru bu olmalı.. neden birilerini sevmemeye katlanamıyorum.</p>
<p> </p>
<p>cevap ne olmalı?</p>
<p>belki sevilmemeye katlanamıyorumdur. belki de şöyle, aslıdna sevilmemek pek önemli değil ama sanki genel geçer bir kural olarak sevmenin olmasını istediğimden. belki başka türlü dünyada umut kalmayacağından. belki ortak umut için yapıyorum bunu. belki alışkanlıktan. belki sebebini unuttuğum bir sebepten. öyle ya vuslat hayatının ne kadarını unuttun ? güzel olanı sevgiyle olan diye tanımladın ama neden? belki de güzel olduğu için sevecektin? güzel olduğu için de seviyorsun sevdiğin için de güzel. ikisi birden?</p>
<p>yine karıştı.</p>
<p>severek davamı svunuyorum yani. hayattaki davamı. yol yakınken dönmek gerekliliğini. ama çok farklı insanlareı çok sevemiyorum. bu yapay oluyor. ya da belki sevebiliyorum bilmiyorum ama onlar beni sevmiyorlar. seviyorum ve sevmiyorlar bunun birikimi beni bu hale getirmiş olabilir mi? ilkokul.. sever miydim. tanımazdım bilmezdim. sevgiyle yaklaşmazdım gerçekten. sadece bana açıkça sevgi gibi görünen şeylere sevgiyle yaklaşırdım. sonraları sevmekle ne çok şey fark ettiğini.. nefret edebiliyor muydm bilmiyorum. ben neydim ne oldum? ben neden sevgiyle yaklaşmayayım ki? bazı şeylerin kötü olduğuna inandığımdan. benimle arkadaş olmak istediklerini söylemiş bi çocuk gurubuna sizinle yakın arkadaş olamam çünkü x arkadaşınız çok küfrediyor demiştim. x şişkoydu. benim olduğum gibi. belki diğer bi popüler çocuk grubu teklif etse kabul ederdim. hepiniz kötü kalplisiniz birilerini dışlayarak mutlu oluyorsunuz demezdim muhtemelen. o zamanlar bana öğretilen bu saçma şeye naıl körü körüne inandığımı bilmemekle birlikte hala o insanı neden kaybettiğimi düşünürüm. bu karar için neden bu kadar düşündüğümü. ben şöyleydim hep, denge. üstüne çok varmayıncı. öyle miydim? belki de xin küfretmesi. burada kötü bir şeyler olduğunu gösterirdi. bak ben de senin gibi dışlanmışım. ama küfretmiyorum. yani burada onun iyi niyetli ise eğer alttan alması gerekmez mi? sert bir mizaç katardı ona küfür. şimdi daha iyi hatırlıyorum sanırım. bu olmalı. iyi görünüyorsun ama küfrediyorsun. bunu yapman senin de popüler olmak istediğini aklıma getiriyor olmalı. ama istediğini elde edemediğin için küfür ediyorsun. yani yapabilsem sizi ezerdim. buna karşı çıkmış olmalıyım. böyle insanlar beni hep korkutmuştur. şimdi de. ama artık dışlamam. kimseyi dışlamamaya her solitairein bi çözümü olduğuna inanıyorum, hem de çözümün bende olmasına gerek kalmadan. belki bende değildir evet çözmeyi deneyebilirim ama.</p>
<p>denemek. denemek. yanılmak yanılmak. bazen öyle iyiden ve kötüden soyutlanırdım. yaptığım işin ne olduğunu deneyerek bulacağıma inanırdım. başıma gelen garip şeyler vardır bu yüzden sanırım. yine yıllar boyunca içime dert olmuş olan bir olay. serviste arkama oturan çocuklardan -ergenlerden- bazıları koltuğun arkasına dizlerini koyarlardı ve ben bunun şikayet edilip edilmiycek bir şey olduğunu bilemezdim.yani bu bi tür sapıklık olabilir mi? yoksa benim bunu bu şekilde algılıyor olmam ve şikayet edecek olmam mı sapıklık. sadece ben mi algılıyorum bunu? algılamanın suçluluğu. bir gün artık daha fazla dayanamayarak (aylardan sonra) bunu denemeye karar vermiştim. yani bu koltuğa sığmadıkları için mi böyleydi? dizleri mi fazla büyüktü. önümde aslında yakışıklı olduğunu düşündüğüm (hatta belki iyi biri olduğunu) ama çocuk aklımla bi şey hesaplamadığım biri oturuyordu ve ben de hani benim için gerçekten zordu bunu fizksel olarak yerine getirmek, dizlerimi koltuğa dayadım. ne hissettiğini merak ediyordum. belki de hiçbir şey hissetmiyordu. o zaman ben "suçlu" olacaktım. ama bir şeyler hissettiğini ben 3 4 dkdan sonra, sanırım, belki 1-2 dir, hala dizlerimi çekmeyince tark diye koltuğu yatırmakla göstermiş oldu. dizlerim acımıştı. acıtılmak istenmişti. dalga geçilmişti. akıllı mı olduğunu sanıyorsun denmişti kelimesizce. ben de sessizce gülmüştüm. aslında sonradan olayı algıladığımda , çok pişman oldum evet hissediliyordu. evet o da benim gibi hissetmişti ve evet bu aslında kişiyi o açıdan rahatsız edici bi hareketti. ve ben şimdi onun gözünde böyle bi insandım. yıllar boyunca beni böyle bilecek diye yaşadım. korktum hatta. hakkımda neler söyleyecek diye. hem de diğerleri gibi nefret ettğim bi tip de değildi. hem de onun yakın arkadaşı sevdiğim bi abiydi. şimdi ona da söyleyecekti ve şimdi kimbilir , o hakkımda neler düşünecekti. öyle öyle öyle. denedim işte ve buldum ama yıllar sonra çocukuşum işte ya diyecek bilinç seviyesine gelene kdar garip bi suçluluk ve korkuyla yaşadım. hissetmiş olmanın, bizzat yapmış olmanın.. bu nasıl ifade edilir ki ne olduğunu bile bilmiyorudum. o günden sonra da bu işi hala yapmaya devam eden insanlara ben de tepki gösterir olmuştum. o ergenlere. Allahım kafalarıın içi nasıl karanlık oluyor bazılarının. karanlık. zor bir şey ergenlik. haklısın ergen sanrıları gold edisyon diye bi kitap bile yazılabilir. çocuğumu daha değişik yetiştirmeye çalışsam bunu başarabilir miyim acaba. kardeşimle başaramıyorum belki ama en azından yaptığı söylediği şeylere henüz anlamadığı nedenlerle tepkiler gösterirken kendini çok suçlu hissetmemesi için yumuşak tepkiler vermeye çalışıyorum. sevgiyle. bilmiyorum ne zaman nasıl ne konuşulmalı. geçen x arkadaşım bu yaşta o iş hakkında bişi bilmediğini düşündüğünü ve nereden öğrenmesi gerektiğini söylediğinde yaşadığım üzüntü gibi. yani insanlık bunun için yeterş kadar asil bir yol bulamıyor hiç. dozunda bir şey ne olmalı. bilemiyorum. kimin normallerini kime öğreteceksin ki? kendine zarar gelmesini önlemek zarar zevk nedir hiç bilmeden ve kendine zaman vermeyi öğrenmek. o karanlık dünya hep farklı farklı. şimdi de aklıma "MF" geldi. bana lisede yatakhanede hep birlikte yaptığını söyledikleri şeyden sonra şunu diyebilmiştim. sen yani resmen o insanı düşünerek mi bunu yapıyorsun? ben bi insanı yüzüyle düşünerek bunu  yapsam bir daha onun yüzüne bakamam demiştim. ya daq bunun gibi bi şey. çok utanırdım demiştim. ve bana nasıl aşşağılık bir şeymişim gibi bakmıştın. kendimi savunacak ahlim bile kalmamıştı ama aşık olmadığın halde bi insanın vücudunu düşünerek kendi kendini eğlendirmek , bunu beraber yapmak, aynı kişi hakkında yapmak, konuşmak... bunlar bana nasıl gelmişti... ama hislerimi böyle ifade edebilmiştim. yani bu namussuzca bir şey gibi gelmişti. ben bi insana aşık olurdum. onu istemek için onu sevmem gerekirdi, onu istiyorsam onu seviyorum demekti. onu tanımaya çalışırdım. kafamdaki o paramparça dünyada önceden de keşfettiğim bir şeydi bu ama gelişmesine izin vermemiştim. herkesin de böyle yapması gerekmiyor muydu. gerçekten bir şey hayal edeceksem tamamen adsız yüzsüz olurdu bu. çok ilginç. filmlerden sahneler. filan. o kadar da ilginç değil aslında ama işte bi insanı, sevmediğin halde, bu şekilde düşünme düşüncesi üniversitedeyken yüzleştiğim bir şeydi. sonra böyle bir düşünülmenin objesi olacağım düşüncesinden kurtulamadım ve böyle olmak istemediğime karar verip öyle görünmemeye çalışmayı tavan yaptım sanırım. ama sonradan sallamamaya başladım. duvar duvar. sonra da umursamazlık. sonra da .. sorgulamamak bile.</p>
<p> </p>
<p>zaten bi noktaya geldiğimde hayatta şunları düşünüyordum işte. yapmıyorsan niye yapmıyorsun? değişik sebeplerden. Allah rızası için olanlarına saygı gösterip diğerlerini sorgulamadım. aşağı da görmedim. öyle olmadıktan sonra ha biri ha diğeriydi çünkü. öyle olduğu gibi kabul ettim şeyleri.</p>
<p>sevmek gerekiyor azıcık da olsa. görünce ne düşündüğünü düşünmek, çocukken nasıl olduğunu düşünmek elinden tutmak istemek. biraz hayal gücü belki. seni sevdiğini düşünmek sanrısı da olabilir. sevmeyi kimbilir kim nasıl tanımlıyor. çünkü onu mutlu edeceğini düşünmek de belki bi tür sevgidir. belki.</p>
<p>duvarlar.</p>
<p> </p>
<p>sana dokunmayı bıraktığımdan beri ki bunu cebren ve hile ile değil aksi türlü olamadığı için yapardım ve seni mutlu edeceğimi düşünürdüm. nereden çıkarıyorsam. o zamandan beri özlüyorum. ama bu benim hayalgücümle ürettiğim bir şey olmalı. bana dokunduğun o sayılı anları unutamıyorum zaten. bıraktığım o zaman, düşündüğümde şunu düşünmüştüm eğer ortada fol yumurta yoksa benim yüzümden günaha girmesin. duvarlar gözlerimde. oluşan. sana zarar vemeden yanında olabilmeyi istemiştim. ve beni o şekilde düşünmeni de istemiyordum. sadece o şekilde düşüneceksen. öyle bir bakışını yakalamış filan olmalıyım ya da kurdum bilmiyorum. düşünmeyi aklından geçirmeyeceğin de gerçek olabilir tabii belki beni görmüyorsundur bile.</p>
<p>burda oturmaktan kalıp oldum bu arada laptopları sevmiyorum.</p>
<p>ama sonra yine engel olamadım. sonra yine bıraktım. bunun bir abuse olabileceğini düşünerek. dokunmak da nedir ki omzuna tap tap yapmak koluna dokunmak. sonra da kaybettim seni zaten uzaklıklara. her gün daha fazla kaybediyorum.</p>
<p>daha fazla kaybediyorum. uzakta olmanı istemedikçe.</p>
<p>yakın olmanı hayal etmeye bile aciz oldum. öyle bekliyorum işte yerde, kırık,  halsiz. ne bileyim. artık beni aştı sanırım bu. aşık olmayı becermeye çalışmak. akışına bırakmayı hiç beceremedim ondan olsa gerek. öyle bir işin olması doğal değil gibi çünkü. aşık olmyı becermeye çalışmak yani. herkes böyleymiş gibi davranıyor. öyleysen öylesindir. yapılacak en doğru şeyi biliyorsundur. hislerin olması gerektiği gibidir. her şey yerli yerindedir diyorlar. bilmiyorum. ben artık düşünemiyorum.</p>
<p>seni istemek bile öyle güzeldi ki bunu kaybetme korkusuyla aşık olmayı becermeye sustainable bir şey olabilmesine çabalıyorum. dmek ki , belki ,böyle bir şey değil. bilmiyorum. öyle uzaktasın ki.</p>
<p>...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[notlar...]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=39</link>
<pubDate>Tue, 22 Jul 2008 20:55:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=39</guid>
<description><![CDATA[evet. bunu bi word pad doyasına yazıyorum. baya baya not defterime yazmaya başladım çünkü tat]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>evet. bunu bi word pad doyasına yazıyorum. baya baya not defterime yazmaya başladım çünkü tatilde. sonra resimde iri iri boşluklar olacak ve istediğimde defterim yanımda olacak mı bakalım. belki bir gün durduk yerde ihtiyacım olacak mı? internetim olacak mı o da belli değil aslında. ama belki okursun. <em>sana</em> yazmalıyım.</p>
<p>Hayır o da değil bir jurnal belgesi bu. vantilatörü suratıma çevirdim. bugün yazı yazasım yok aslında ama hiçbir şey yapasım yok. o yüzden bunları</p>
<p>yazmalıyım. her ne yazacaksam. yazmalıyım.</p>
<p>down newyork air condition drains...</p>
<p>bir sürü şey yazarak, okunulmasına göz yumarak, doğru işi mi yapıyorum bilinmez. aksi türlü ne yapacağımı bilmediğimden yapıyorum belki. belki aksi türlü sıkıcı olduğundan. yani bir boşluk var demektir. boşluklara taktım şu ara. anna gibi düşünüyorum. ama her gün değil de her ay yeni bir şey keşfediyorum herhalde bilemiyorum.</p>
<p>(anna, "mister god I'm anna kitabının kahramanı küçük çocuk, kitabı da migrostan almıştım hayatın anlamını bulabileceğime inanarak. :) )</p>
<p>I can see you but I can never reach you.</p>
<p>şu anda entangled olduğumu düşünüyor ve inanıyorum. entangled olmak aslında hem senin seçtiğin (özgür bırakılsan seçeceğin) hem de aslında senin seçmediğin bir şeydir. Senin için seçilmiş olan odur. bilirsin. çünkü sen öyleysen o da öyleyse yapılacak bir şey seçilecek bir şey kalmamıştır. entanglement böyle bir şeydir. kalbine gelen üzüntü sıkıntı mutluluk hepsinin diğerine bir yansıması olmasıdır. bunun başka açıklaması nedir?</p>
<p>vantilatör fazla olmaya başladı. ve reflü. ve kardeşimin odasındaki sinek gibi şey. elini sallıyormuşsun gideceği yere geri geliyormuş.şimdi de kaybolmuş. çayım soğumuş. çayın kokusu nasıl dinlendirebiliyor insanı. beyne iyi geliyor, filan. içeriden illederomanstar jüri eleştirileri geliyor. müziğin sesini açmalıyım. yine de bastıramıyor. napalım maruz kalalım bari.</p>
<p>yazıyorsun yazdıkların sanki içimden geliyor. öylesine benimsiyorum yazdıklarını. nesneleri olayları tek tek ele almanı. ama benimle konuşmuyorsun. neden, bilmiyorum. ve o kız hakkında iyi bir şeyden bahsetmiyorsun. kokusu dışında. kokusu. geriye kalanlar , yaşadıkların hepsi senin. senin dünyan. belki de kendi yaşadıklarını seviyorsun. hayatı damıtarak yaşamak belki sevdiğin. belki de aradığımız bi ilham kaynağı hayatta bilmiyorum. yetti şu kapıyı kapatmalıyım.</p>
<p>bana ne kalıyor sonunda biliyorsun.. ama bu defa sessizlikte bile bir şeyler bulabiliyorum. sadece bu boşluğu anlamlandıramıyorum, tanımlayamıyorum belki yeterince.</p>
<p>all I ever wanted all I ever needed.</p>
<p>let go of complicated feelings.. ? ..</p>
<p>cevap "İçimde." olmalı. "N**** nerede?" sorusuna. Bu boşlukla emin olamıyorum sanki. Ya da ne bileyim ben hayatta hiç emin oldum mu bilemiyorum. ama normal bi insan bu durumda emin olunmayacağını söylerdi. belki de gerçekten içimdesin ama ya bu sen değilsen. (yine annadan)</p>
<p>bi de bu entanglement olayına yeniyim. sanırım yeniyim. yoksa düşündüğüm kadar mı varsın. mesela ekin acaba herhangi bir şekilde benimle dolaşık hissediyor mudur kendini? bilinmez. bunu ona soramayacağıma göre. belki de sorarım ama ekin cevap vermez. verse bile buna inanacak mıyım. inandım diyelim, bu ne ifade edecek, çünkü aynı şey değil. belki de entanglement, yani dolaşıklık bir yaklaşımdır. senin yaklaşımınla benim yaklaşımımın bir ortası. senden bir parça benden bir parça. bana öyle kıymetli görünüyor ki, o yüzden kaybetmek istemiyorum. o yüzden. bunu bilmeyene nasıl anlatırım. ama insanlara anlatsan, her şeyin hakkında çoğu şeyi biliyormuşçasına bir yorum yaparlar. belki de yapmazlar. artık sıkıldıklarından. ee sonuç? işte bu sonuç yok. son yok. yol var. hala geliştirilebilecek bir şey, dokunabileceğin.</p>
<p>ve bir çok insan var dolaşık olduğum, belki de. düşününce. birbirimizi etkiliyoruz. ama diyelim ki benim için sen yakın bir yörüngede ol, en çok seni hissediyorum, seni düşünüyorum, düşüncen gidiyor geliyor. düşüncen beni bırakmıyor. ben de onu bırakmıyorum. bırakamıyorum. içimde yine de bir bitmişlik bir bilsen. ben ona korku diyorum. korku öyle bir şey çünkü. korku başlamadan bitmiş hissetmek. Seni kaybetmekten korkuyorum ama kaybetmemek için korkmamam gerek. Ya da bir şans olması için. Bu korku sevgiyle öyle yapışık ki ayıramıyorum. o yüzden belki de bunu yapıyorum. bizi birbirimizden ayrılamaz çiziyorum bir başka dünyada. içimde.</p>
<p>ölüm. her gün. her gün düşünmen gerekir. ve hayatınla ne yapmak istediğini. arada bunalırsan bir kaç gün hayallere dalabilirsin. ama o hep burada. ölüme hazırlıksız yakalanmak bana gerçekten çok acınası bir durum gibi görünüyor. acınası derken aşağılık demedim ama üzücü demek istedim. yani acınılacak bir durum. içinde bulunmak istemeyeceğin, öyle bir durumda olana da vah kardeşim diyeceğin. ama düşünmek, gerçekten düşünmek; ölümlülüğünü, öyle kolay değil. yine de içime işlemesini sağlamaya çalışıyorum. bir de bazen insan kendisi kırılganmış da çevresi sağlammış gibi geliyor. sanki onlara bir şey olmayacak. yanılgı #2. bu da acınılası bir durum. yani sana, bana gelen yolda, yoldayken yolda olduğunu bilmelisin, sabırlı olmalısın ama bir o kadar da bilmelisin hayatın bitimli olduğunu yolun her an bitebileceğini .karşılıklı o bilinç seviyesine ulaşmayı beklemelisin belki de. çünkü yaklaşım önemli insan değer verdiği şeye nasıl yaklaşılacağını bilmeli, öğrenmeye çalışmalı. nedenler birilerinin kabul etmesi için çok yavan gelebilir bazen, ama en koca koca fikirler en kırmızı olanları işte oradalar ve ben sana böyle yaklaşılmayacağını düşünüyorum. bilmem yanılıyor muyum. belki de.</p>
<p>uptight. uptight.</p>
<p>beni gevşetiyorsun.</p>
<p>dolu şeyler bulmak zor, senin için. kendim için orada burada serpiştirilmişler zaten buluyorum bir şekilde. buluyorum, kaybediyorum dağıtıyorum, sıkı bir bağ değil benimkisi. /sahiplenemiyorum/ hayatı belki de o kadar damıtmıyorum. bekliyorum o kendisi rüzgarla çarpsın suratıma. suratıma çarptıktan sonra bir müddet benim oluyor. sonra sıkı bağlarla bağlamazsan olacak olan oluyor, uçuyor gidiyor işte ben bir yana o bir yana. sen bağlamaya çabaladığımsın.</p>
<p>ama damıtmak onu düşünmekse suratına çarparken, suratına çarptığında ve ayrılırken, ana odaklandığım söylenebilir. yaşadığım ana. görünen ana değil. görünen ana her zaman odaklanamıyorum. yine de suratımda bi boş yer oluyor, çarpacak bir şey varsa gelsin çarpsın diye. gelsin çarpsın, karşılaşalım..</p>
<p>böyle de misafirperverim işte. mutfakta yazmak apayrı bir deneyimmiş gerçekten. burada bulaşık yıkarım genelde. söyleyebileceğim bi şarkı açayım. beynim dinlensin. insan beyninin yetmediği şarkıları dinlerken yoruluyor.</p>
<p>reckoner. dönüp dolaşıp.</p>
<p>ripples on a blank shore. radioheadle de aram açılıyor sanki. ama bu nasıl mümkün olabilir. hayatta en sıkı bağla bağlandığım şeylerden biri de o herhalde. (müziğe o diye hitap ediyorum) içimden çıkmasın istiyorum. her şarkı. thomla da böyle dolaşığım işte. hissediyor mudur acaba. dedicated to all you all human beings. (hissediyor)</p>
<p>demek ki kendimi kaybediyorum. düşünmeyi unutuyorum. ne yaparsam yapayım, düşündüğüm kadar.</p>
<p>hayatı süründürüyorum o geçmeye çalışırken. gülüyorum ona :))) beraber gülüyoruz. sürünüyorsun işte diye. tek tek her saniyesinde acı çekiyorsun. evet bitmek istiyorsun. tam vaktinde de biteceksin ama hiç değilse yormuş olacağım seni. bu bir şaka mı? acı bir şaka ?</p>
<p>forget about your house of cards... gel gel. ne olursan ol yine gel. o kartlardan evini unuuuut gitsin. inkaar inkar.. nereye kadar ne zaman göreceksin. ben de kendiminkini halledeceğim işte.</p>
<p>masadan düş ve halının altına süpürül. inkaaar inkar.</p>
<p>öyle öyle işte. şimdi kimblir ne yapıyorsun. ne yapacağını düşünüyorsun belki, ama hayatı süründürüyorsun, geçen anlardan öcünü almaya çalışırcasına. evindesin işte. orada bile yayılamayacaksan, bitecek bu günler diye ve yine doyamayacaksın çünkü doymak da istemiyorsun aslında ama öyle . ama öyle insan bahane bulamadığında. ama öyle...</p>
<p>the beat goes round and round.</p>
<p>yaklaşıyorum uzaklaşıyorum sana başım dönüyor. her an, kopardığım her anda başım dönüyor. kollarına bırakmak istiyorum kendimi, bir an. .. ...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[işte]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=30</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 12:48:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=30</guid>
<description><![CDATA[dün enginle beraber dışardaydık. nasıl kankalaşabildik onunla bilmiyorum. oya.
dün dudyum ki ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>dün enginle beraber dışardaydık. nasıl kankalaşabildik onunla bilmiyorum. oya.</p>
<p>dün dudyum ki ağlatmışlar seni. hiçbir şey düşünemedim. adanaya gidecekmişsin zaten dedi. oya.</p>
<p>sabah kalktığımda seni düşündüm. sonra kendimi düşündüm. sonra insanların neye üzüldüklerinin onları tanımlamakta kullanılabileceğini. insanların neye üzüldüklerinin benim için önemli olduğunu düşündüm.</p>
<p>herkesin hesabını ödemenin gereksiz bi davranış olduğunu söyledim. tehlikeli bi kızsın demişti. engin. </p>
<p>grkmin söylediği küfürü duyunca koptuk. tam bi grkm demişti. pınar. biz de baya güldük. o nası bi laf ya. :))) g*t yaylatmak olmayanı... :D:D ayyy. ahahah.. engin de inanamamış.</p>
<p>ermenice adlarımızı yazdı bi kağıda. bi de trav**** yazmasını istedim. :)))</p>
<p>yine seni üzen bi şarkının iletisini yapmışsın fbukta. ama buna müdahale edemem. ya da sana unut diyemem. hayatı damıtarak yaşamanın kötü bi yanı yok gerçekten. kötü olan bi şey yok bunda. sana olan sevgimi artırıtor. beni hiç düşünmediğin için de suçlayamam seni. o kadar zor ki bazı şeyler. hele ki ben hayatta öyle hani seninki gibi biriyle bi yaşanmışlığım olmadan üzülmüşüm sadece. kısmen. yani ne desem boş. üzgün olmayı karakterinin bi parçası haline getirsen bile yapabileceğim bir şey yok. bu senin olayın. senin içindeki sıcak nokta. bunu değişik görmeni sağlayabilirdim ama acaba bu sana sığlaşmaktan başka ne sağlardı. insanların kendi başına gerçeklere yönelmesi gerekiyor. diğer şeyler acıyı artırıyor istatiksel bi anlamları olmadığı halde. sadece hayatın tamamen mutsuz bir şey olduğuna inanmanı istemiyorum. o zaman kendini kandırmış olursun. dışladığın mutluluğun gerçekliği de en az senin üzüntün kadar gerçek. hayatında bunu hissedeceğin anlar da olmalı. o yazdığın şarkıyı da dinlesem mi dinlemesem mi bilmiyorum. benim de üzüntülerim var ve eğer o şarkıya ki sözlerinden anlaşılıyor, senin gibi üzülemezsem bu bile üzülmek için bi neden olacak. üzülmek için nedenler...</p>
<p>why dont you switch off your computer and do something else?</p>
<p>and now for something completely different</p>
<p>...</p>
<p>istemediğimiz şeyler.</p>
<p>insanolmak gerçeğiyle yaşamak.</p>
<p>daha fazla yazamıycam anlaşılan.</p>
<p>neyse.</p>
<p>evet yoldayım hala.</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[damar damar üstüne bindi]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=27</link>
<pubDate>Mon, 09 Jun 2008 21:43:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=27</guid>
<description><![CDATA[artık cidden bırakmayı düşünüyorum. son yazdığı şeyden sonra. bunu da gugılda çıkmaz h]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>artık cidden bırakmayı düşünüyorum. son yazdığı şeyden sonra. bunu da gugılda çıkmaz hale getirdim. ne yapacağımı bilmiyorum ama ne hak etmediğimi biliyorum. o da bu garip "çocukla çocuk olmaz" ibaresi. afferin ağır abi...</p>
<p>bigün belki birinin aklına gelecek benim de bi kalbimin olduğu.</p>
<p>o güne kadar .</p>
<p>kimsenin umrunda diil. napalım.</p>
<p> </p>
<p>....</p>
<p>yürü yüreğim gidelim buralardan demekten başka şansım yok insanlıktan anlayan birilerinin olduğu bi yere gidelim...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[I'm not like them but I can pretend]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=26</link>
<pubDate>Sun, 08 Jun 2008 20:20:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=26</guid>
<description><![CDATA[bugün garip bi gündü gerçekten. açıklanamaz bi gündü ama bi o kadar da sıradandı. sıradan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>bugün garip bi gündü gerçekten. açıklanamaz bi gündü ama bi o kadar da sıradandı. sıradanlık denizinde bi gündü sonuçta yani ama denizde yüzen diğer insanlarla karşılaştığım bi gündü. Olur ya...</p>
<p>İnsanların insanlıklarını anladığın bi gündü ama yine de iyi yani. algısız bi gün değildi.</p>
<p>Umarım onlar için de kötü bi gün olmamıştır.</p>
<p>biz garip insanlarız sonuçta.birbirimizi anlamamız lazım.</p>
<p>bi cevap atmışsın. nasıl yorumlayacağımı bilmiyorum. bi kaç kelime sınavımı soran. hayat önümde katlı dürülü bükülü bi çanta gibi. patlıycak gibi. ama öylece duruyor. canı acıycak diye dokunamıyorum. çünkü zaten benim yüzüm gözüm dallarla kaplı. her yerim kabuk kabuk. bana patlasa ne olacak. ama bu patlama canını acıtacak.</p>
<p>I can see the pain that youre frightened of...</p>
<p>Napsam bilemiyorum. kons diyor ki şimdilik incitme. seni incitmek en son tahammül edebileceğim şey. ya bilmeden yaparsam... bilmiyorum. bazen beni sallamamana sinirlensem de işte benim zaafım da bu sevdiğim insanın incinmesine dayanamıyorum. garip şeyler yapabiliyorum bundan.</p>
<p>ne biliyim yine aklım karman çorman, kimblir seninki nasıl. neler düşünüyorsun. mutsuz musun... bu iki gün de acayip geçti. eğer cevap vermemiş olsaydın daha da kopuk geçeceği kesin. neden bana spontan olarak bişey demiyosun. bilmiyorum. seni görecek miyim. bilmiyorum. ama yine sağlıksız bi özleme dönemine girip birden dibinde bitebilirim. nasıl olacak onu da bilmiyorum. beynimde hazırlık yapıyorum uzun zamandır. eğer beni istemiyorsan söyle gidiyim" demeye.. söyle gidiyim. düşünmek istemesem de beynimde oluşuyor..</p>
<p>istemiyordum ama bu boşluklar. beynimi ele geçiriyor. savaşıyorum işte.</p>
<p>günler geçiyor yine.</p>
<p>zaman geçiyor. zamanı durduramıyorum.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=19</link>
<pubDate>Wed, 28 May 2008 17:08:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=19</guid>
<description><![CDATA[yeni bir yazı. yine bir şey yapamıyorum. bir çarşamba günü daha seni göremeden geçti. görs]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>yeni bir yazı. yine bir şey yapamıyorum. bir çarşamba günü daha seni göremeden geçti. görseydim nolacaktı. zamanı kasmayı gerçekten bırakmalıyım. dün fütühul gayb (gaybın kapısı) çevirisini okurken ara ara okuyorum ihtiyaç duyunca, babam vermişti okuyayım diye, neyse efendim, babamın yanına "çok mühim defalarca okunup anlaşılması gerekir diye not düştüğü ama bence aslında anlamanın kolay da kabul etmenin zor olduğu bir yazı vardı. sevmenin sevlmenin bi şeyin. .gerekliliği miydi neydi başlığı. bir çırpıda başıma gelenlerin nedenlerini özetleyebilen bir yazı. üstelik içten içe hissettiğin ama hiç kabul edemediğin. senin durumunda da bunu bile bile şöyle başlamıştım hatırlıyorum. Allahım bu sefer kendimi kaybetmiycem senin de izninle. beni yolundan ayırma.</p>
<p>yani meşgul olmak. aslında Allah ile meşgul olman gerekirken sevdiğin kişiyle meşgul olmak ve resmen tapmak, onun dediklerine, yaptıklarına, ona iman etmek. onu dünyandaki en gerçek şey haline getirmek.  ve sonrasında da Allahın aslında hayırlı bi iş yaparak o insanı senden uzaklaştırması. uzaklara. diyor ki ,işin gücün Allah olduğunda, o zaman insanların sevgisine karşılık verebilirsin. onların uzanmış ellerine elini uzatabilirsin. nerdeee. ben nirdeeee. Sevgisinin bölünmemesi gerekiyormuş. Bölünürse şiddeti azalırmış çünkü.</p>
<p>bi de hadis vardı diyordu ki, insan kalbi ona iyilik yapanı sevmek üzere yaratılmıştır. insan kalbi.. bi de heva denilen şey var tabi, dünya istekleri ve sevgisi. bunların hepsini hepsini anlıyor beyin, gerçekten. ama şimdi Allaha giden yollar riyayla dolu. ibadet etmek, ne için de olduğunu bilmeden, O'nun mükemmelliğine inanarak. ona ulaşmaya çalışarak. nasıl da tembelim tüm bunlar için. ama kaçınılmaz. eğer yaptığın diğer her şeyin yalan olduğunu kabul edersen gerçeğe götürecek bir yol aramak kalıyor. ve insan içten içe hissediyor bu yolun zor olması gerekliliğini. öyle kolay kolay değil. bu yola baş koyabilmek için de dünyanın kalanının hepten yalan olduğuna inanmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p>bunu da garip bi siteden aldım</p>
<p>"...Bu bakımdan sıhhatin sevgisi ile sıhhatin sebebi olan doktorun sevgisi arasında fark vardır; zira sıhhat lizatihî istenir. Doktor ise lizatihî değil, sıhhatin sebebi olmak hesabıyla istenir..."</p>
<p>yani gönülden duyduğun zevkin esası. neden istiyorum? neden istemeliyim. bi kaç sene öncesinde daha da inanırdım. şimdi bize bazı durumlarda yıkıcı olmanın emredildiğini görüyorum. ve aslında bu bazen ters düşüyor, anlayışıma.</p>
<p>ve şu da var bu yola girerken. gerçek hayatta da olabiliyor ama bi şekilde kişiselleştirebiliyorsun, Allahı seveceksen eğer yüzlerce milyonlarca kişiyle aynı yoldan gideceksin, kaybolmayı göze alacaksın, hiç olmayı, hayatını ziyan etmeyi, herhangi biri herhangi bir şey olmayı, küçük olmayı.. yani bu açıdan da bi insan ruhunu sevmekten farklı. Yolu da sevmek lazım. çünkü zor bir yol. Herhalde ona giden yolu sevmekle başlıyor, çünkü başlangıçta O'nu sevmek imkansız olduğundan, O'nun ne olduğunu bilmediğinden, işte bu diğer her şeyin yalan olduğu kabulu seni o yola itityor, ve yolu seversen yolu bırakmıyorsun, (ve tabii haliyle kısmetse) ona ulaşmak da bi olasılık olmuş oluyor böylece. Ve hayatımız sınırsız olmadığından da ona ulaşmak belki olamayacak ama bu yoldayken ölmeyi diğer başka bir yerde ölmeye yeğliyor olman lazım.</p>
<p>Peki diğer her şeyin yalan olduğuna nasıl karar veriliyor. Sezgilerse eğer, gözlerinin içine bakarak. Başına gelenleri değerlendirerek eğer tecrübeyse. Ama aşık olmak bi insana, sana "işte bu gerçek" dedirtiyor. Dünyada bi gerçeğin olunca da başka bir gerçeklik aramıyorsun. bu yakın ve ayrıntılı gerçeğin peşine düşmek geceni gündüzünü ona vermek istiyorsun. Hoş hepimiz ya da her vakit böyle değiliz. O halde bile bi tembellik bi sakınganlık var. Çünkü aslında gerçek olduğundan emin olamıyoruz belki. ama bazen böyle ibadet eder gibi adını sayıklıyoruz, iman ediyoruz bu hallere düşüyoruz işte. düşmek diyorum çıkmanın nasıl olduğunu görmediğimden. Yani ve sana diyor ki , sana nasip olmayacak bu. aslında belki de başına gelen mutsuz şeyler O'nun seni yola çağırması işte.</p>
<p>gerçekliğinin her defasında yalan olması. gerçekliğimin. Aşık olmak o insanın gerçek olduğuna inanmak. Bu kanıtlandığında nasıl bi his oluyor onu da bilmiyorum. şimdi mesela zamanı daha az kasan bi bakışla, bu halimle diyebiliyorum bazen, bazı zevkler ola ki, insan bi ömür yaşayıp vaz geçemesin. böyle zevklerin olacağına inanıyorum.</p>
<p>burçinin dediği gibi onun gözlerinin içine severek bakması, olabilir mesela. </p>
<p>bi yerde kendini de gerçeklemek için belki aşık olmak. bi yerde belki, gerçeklik esas aranılan. ve gerçekliğin bir parçası olmak.</p>
<p>her şeyin gerçek olduğunu kabul edebilirsiniz tabii bunu demek istemiyorum. bahsettiğim gerçek olduğunu hissetmek. demek ki aynı zamanda hissetmekle ilgili. sadece iyi şeylrei mi yoğun olarak hissediyoruz? hayır, acıyı da hissedebiliyorsun, açlık da olabilir..</p>
<p>gerçek insanın ihtiyaç duyduğu şeyi veya ona olan özlemini veya onun yokluğuna olan bıkkınlığını yoğun bir şekilde hissetmesidir ve zamansal olarak içinde "kendini" hissedebildiği anlardan oluşur.</p>
<p>hissedilebilen gerçek ancak bir parçası olundukça gerçektir. hissedilebilen şeyde kişiden bir parça vardır. eğer gerçekliği yoksa onu aramaya koyulur. bu yola giderkenki itkisi diğer şeylerin yalan olarak hissedilmesidir.</p>
<p>vs. vs..</p>
<p>evet ne yapacağıma karar vermek için bi yazı bu aslında. koyduğun resmin altına oya bişi yazmış. işte en göze çarpan o kupa filan diye. o kadar haklı ki kendimi haksız olduğuna inandırmaya çalışsam da bi türlü olmuyor. manidar olan aynı zamanda anahtarlığının üzerinde olmayan bir maskot. çünkü 3 tane nazar boncuğu aldığımda hediye olarak, sana utkuya ve bi de çaktırmadan bana vermek için, (utkuyla arkadaş olup birbirinize sahip çıkmanızı istiyordum) (bu nasıl bunu sağlayacak meçhul tabii) neyse işte utanıp ve bunu yapmanın benim için zorluğundan ve senin belki de hiç hoşuna gitmeyeceğinden verememiştim ve OPMye vermiştim birer tane. kimbilir belki attılar gitti. İrem fahire vermiş zaten. Dünyanın en alakasız insanı. Biliyor musun arkadaşlığım sallantıda. hepsiyle. Farkındalar mı biliyorum, biraz zor farkında olmamak; ya üstünü örtmek gerekir, ya da hiç algılamıyor olmak. Neyse işte eğer vermiş olsaydım sana ve eğer sen de  onu sevmiş olsaydın, dolaylı olarak da beni, anahtarlığında da o maskot olabilirdi. ve hakkaten sana nazar değmemesi için alınmıştı. gözümde çok değerlisin ya. nazarların hedefisin işte kendimce. Allah korusun. bi de kendimce sana diyecektim ki işte bak nazar bonciği veriyorum kıymetlisin bak nazar değiy sana istemiyim. diyecektim. :) o anda kalp krizi geçirip geberecektim belki de verirken bunu sana. OPM didiler ki bence verme. (bence :) ?) Zaten hurafe. O'nun yerine dua et dediler. Ben de evet haklısınız ama sevgimi göstermek açısından insanın sevildiğini hissetmesi açısından, kıymetli olduğunu bilmesi açaısından blepblep. .. evet haklısınız dedim. ve içimde patlamıştı ve onlara vermeye karar verdim. kendilerine nazar değeceğine inanıyorlar ama :))</p>
<p>işte o günden beri senin için dua etmek de bazenleri bi adet oldu. zararsız olduğuna inanıyorum yararını da sorgulamak istemiyorum dua duadır. önceleri kötü göründüğnde otomatik olarak ediyordum. ama şimdi pek görmüyorum sen. o açıdan bu adet iyi oldu. bazen sözlükte out of ctrl olduğun zaman da ediyorum. Allahım sabaha çıksın. Sabahın hayrı için. Sen en doğrusunu bilensin diyorum... Neyee işte annem yemeğe çağırıyor.</p>
<p>bugün sonradan gelmşisin sneke herhalde. aslıdna beni görüp görüp gelmeme stresi yaşamanı da istemediğimden (olur ha sevmiyosundur beni görmeyi belki belki istemiyosundur) paso gelmek istemiyorum. senin mekanın olabilsin diye. eski alışkanlıklar.</p>
<p>özledim tabii. ama "kaderim..." mevlam gör bak neyler, neylerse güzel eyler.</p>
<p>hakkaten.</p>
<p>Bakalım nasıl olacak ne olacak. ne düşünüp ne hissedeceğim günler içinde.</p>
<p>çöpev manzaraları ne hale gelecek...</p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=18</link>
<pubDate>Sat, 24 May 2008 22:06:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=18</guid>
<description><![CDATA[24 mayıs cumartesi imiş bugün. saatim 23:21 diyor
az önce blogumu bulup okumuş olabileceğini d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>24 mayıs cumartesi imiş bugün. saatim 23:21 diyor</p>
<p>az önce blogumu bulup okumuş olabileceğini düşündüm ve korktum. </p>
<p>ama bi güç benim bunu gugılda çıkmaz hale getirmemi engelliyor. </p>
<p>bugün sabah kalktığımda yine dünyaya plastik olma sendromundaydım. bu kez bana yine uzak görünüyordun. odamda hep bakışların var. aynamın üstüne yapıştırmıştım yaptığım bilico resmini. hep bakıp bakıp becerememişşim diyorum ve o anı biraz daha unutuyorum. resim yapmanın dayanılmaz çirkefliği.</p>
<p>hatta tüm gün. uzak işte uzak diye düşündüm.<br />
ahahah :DD annemle kızılayda dünyanın en ucuz şeylerini satan bi japon pazarı gibi bir yerin aşağısındaydık. (sonra yürürken daureni gördüm ama selam veremedim yanıdma bizimkiler var diye nasıl davranıcaklarını hesaplayamadım. görecek olmuş olsa o beni görürdü diye düşündüm ama sonra biraz pişman oldum. yine de içimi dayanılmaz bi gülümseme aldı. napim :))</p>
<p>neyse o pazarda kendime göre pek bişi olmasa da garip şeyler vardı. gerçekten gerekince acaba nerde satılıyordur diye düşüneceğin şeyler. ve eski şeyler. eski kartpostallar ya da artık kimsenin almamaya karar verdiği memoli stikırları. bi kartpostal vardı "çevreci kıza takılma beklerken ağaç olursun" yazıyodu :) </p>
<p>hayat ne saçma</p>
<p>evet pazarda bi de şu 2 milyona satılan içine ne koyduklarını anlamadığım parfüm testırı gibi duran şeyler de vardı. ordan bi givenchy blue label aldım :))) ve sonra koluma sıktım. ve kolumun senin gibi koktuğunu fark ettim. bu bi hayal mi yoksa gerçekten bu parfümü mü kullanıyorsun ve hala kullanıyor musun bilmiyorum ama seni hatırlattığı için sevindim. hala var kolumda. </p>
<p>bu parfümü daha doğrusu senin nasıl koktuğunu bana sorsalar, belli belirsiz, ılık, baharatlı ama erkeksi derdim. ve bağımlılık yapıcı. </p>
<p>hayatımın ne gereksiz olduğunu fark ediyorum. ne zaman seni görmesem bu böyle oluyor. bugün yine ders çalışamadım. aklım nerde ben nerdeyim. seni bir daha ne zaman görücem, seninle bir daha ne zaman konuşucam. pazartesi yine nbtçisin. görücek miyim.. geçen defa bu sefer rastlaşırız belki diye girebilmiştim ama bu sefer de sen girmedin. ne yapıyorsun sağlıklı mısın iyi misin? bu sorular kafamda hep. Görkem bana bi acayip bakıyo acaba ona bişey mi söyledin diye de merak ediyorum.<br />
(odanın ışığını kaptmak zorunda kaldım misafirin çocuğu uyuyor yazık ben de ha bire bi şeyler yazıyorum. biraz önce de kalktı saçma saçma bişiler söledi. uyur konuşur türünden herhalde bu da.)<br />
ya da söylediysen ne söyledin. acaba kimlere söyledin. kankaların kimler. belki de söylemedin. kızlar konuşur böyle şeyleri sadece diye geliyor bazen. bizizm için ufak bi ekşın bile paylaşılabilir niteliktedir. paylaşılmaması ise günahtır. niyeyse senin birilerine söyleyeceğini hayal etmemiştim hiç. oysa naber geyiğini onlara söyleyeceğimi dşünmüştün herhalde iremin yanında dediğine göre. zaten görünürde hep yapışık legolar gibiyiz.<br />
legolar plastik plastik yaparken elini acıtıyorlardı. severdim ama legoyu. ev yapardım. </p>
<p>Allahım gözden kaybolduğunda hep gerçekten kaybolmuşsun gibi hissetmek ve bu korku beni çıldırtıyor. gidilmekten öylesi korkar hale gelmişim. boşluğumdandır belki. annem boş yaşamak derler senin yaptığına derdi. bi de ayfer ablanaın bi tanıdığı da kitap yazmıştı. adı boş yaşamak. bizim gibi tıp öğrencisi. o da hak yolunda hikayesini yazmış. en sonunda deliriyor. bugün de bi kitap aldım sana gül bahçesi vadetmedim diye. delirmek ve akıl hastanesi hakkında. çekte hastanenin önünde (nemocnice olomouc) amcanın biri eğer almancasını doğru anladıysam bana sen çok ilginç birisin. gel seni evlat edineyim. benim gül bahçem var olomuc merkezine 5 km. demişti :))) telefonunu da almıştım ama adam ingilizce bilmiyor. pek anlaşamadık. benim almancam pek bi kıttır. aklıma bi o geldi. bi de intihar entryn geldi aklıma. sonra o kitabı okumaya karar verdim. </p>
<p>Bakalım bitirebilecek miyim. çevre etiğini bi türlü bitiremedim. Hiç bir şey yapamıyorum neoldu bana... tek zevk aldığım şey textbook okumak. o da düzgün, ingilizce ve uzun versiyon olanları. Ki onu da yapacak azmim kalmadı. diğer şeylerden zevk almıyorum. </p>
<p>Benan hoca geyiği de şu: adam yılların ral ve ronkusunu öyle bi açıkladı ki ben bunca senemi boşa geçirmişim dedirten türdendi. ve matematikten nasıl uzak kaldığımı anladım. o halde aşkta da matematikten uzak kalmıştım. matematiksel bakışımı kaybetmiş olmalıyım. her şeyi sezgiyle anlıyorum artık. Ve ne acı ki sezgiler esasında vahiy değil ya şartlanmalar. Hayatın büyük bölümünü yanlış algılıyor olmalıyım. </p>
<p>yeni aldığım kitap umarım işe yarar. biraz değişik düşünmeye başlarım. biraz zenginleştirir.</p>
<p>ve senin hakkıında ne yapacağıma hiç karar veremiyorum. bi ara bi şartlanmışlığım vardı ama şimdi hala geçerli olsun mu karar verebilmiş değilim. genel olarak bi insanla, özellikle ona karşı bişi hissediyorsan, ona melül melül bakmaya(onu kesmeye) ve obsesif bi şekilde onu görmeye çalışmaya göre onunla saçma bile olsa konuşmak çok daha mantıklı geliyordu. Bi iletişim... İşte insan olmak. İletişim kurmak. Konuşmak. Saçma sapan obsesyon haline gelmesine izin vermemek için. Ve voltaj artmasını engellemek için. Çünkü sonu hep saçmalığa bağlanıyor ya olayların. "And it always ends up drivel" </p>
<p>Bi çeşit iki tarafı da koruma mekanizması yani, konuşmak bana kutsal gelirdi. Şimdi de belki sırf bu gazla yanına gelip konuşmaya çabalayabilirim. Çünkü başka nedenim kalmadı. saatim 0:44 diyor.</p>
<p>bu yazı bitmeli. blogu bulmuşsun gibi hissediyorum garip bi şekilde. ve kapamalı mıyım bilmiyorum. kötü şeyler düşünmemeliyim. Görünce ne kadar sevineceğini, oturup bi solukta okuyacağını, sonra utanacağını filan düşünmeliyim. öyle bi tepki işte. sonra da okuduğunu bana çaktırmayacağını. bi ihtimalle de işte aslında uzaktan sana hep garip göründüğmü ama şimdi davranışlarımın nedenini anladığını düşüneceksin. ve işte böyle hani senden küçük biri senden hoşlanırsa ona biraz anlayışlı olmaya filan çalışırsın. belki de öyle davranacaksın. ya biey yap ya elini kaldır ama nolur gitme. (mirkelam) :))</p>
<p>kaşıntı ve otoimmünite (anti ruh antibody ile giden) geliyo senden uzaklaştıkça. seni özleyebilmeme izin ver nolur.</p>
<p>sevmek istiyorum...</p>
<p>kendime gelmem lazım. acilen.</p>
<p>çöpevden bu kadar.</p>
<p>bi de söylemiş miydim bilmiyorum. senin blogunu ararken bulduğum bu blog da takdire şayan: <a href="http://sanduka-sanduka.blogspot.com/">http://sanduka-sanduka.blogspot.com/</a></p>
<p>ve aslında yazık da diyor insan. ama öyle olmayı kendi seçtiğine göre ben nasıl böyle olmayı seçtiysem, yaşayacaklarını da yaşamalıymış. taze yazı da yazmış. bi yorum yapsam mı. :S neyse belki sonra. onu da yorumlarımla sınırlamak ve de boğmak istemiyorum. ama herhalde yazdıklarının okunması insanın hoşuna gider.</p>
<p>neyse bakalım. şimdilik bu kadar. görüşürüz. değil mi?</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=17</link>
<pubDate>Wed, 21 May 2008 14:43:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=17</guid>
<description><![CDATA[ders çalışmam lazım kesinlikle. bi de kendime gelmem. hadi birincisini ıkınarak yaptım. ikinc]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>ders çalışmam lazım kesinlikle. bi de kendime gelmem. hadi birincisini ıkınarak yaptım. ikincisini hiç başaramıycakmışım gibi görünüyor. banane ya. kimse kim şu gw. napabilirim. günlerce gecelerce aradığım bloga ulaştığımda da umduğum kadar mutlu olamadım haliyle. bi şu gw yüzünden. ki son zamanlarda sevgin baya artmışa benziyor. bi de zaten herhalde ben sana okumak serbest mi dedikten sonra bi daha kullanmamaya karar vermişsin. ya da gizlipost filan yapmışsın. ya da gugıl aramasına açık değildi bu hede. bilmiyorum. yüzlerce kez nöbet, hatta g*, hatta n*****, f****** hepsini denedim gugıla sayfa sayfa baktım. değişik ve ilginç bloglar buldum. ama seninkini bulamamıştım. bu kadar emeğe bu kadar ödül... :) bütün keywordleri girmem de şu anda tehlikeli bir hal alıyor. :))))) anneeeğ! (yıldızladım o yüzden şimdi)</p>
<p>ya bi sen de hak ver artık o kadar kişinin yanında ben sana ne diyim .. konuşma özürlüyüm ya. konuşma kıtı. hiçbir şey, el salladım işte. bu olayın içimde patlıycak olması beni korkuttu bugün. kalbimin zayıflığını hissettim. ama şunu da gördüm. kalbim her ne kadar zayıfsa da prosese alıştım o yüzden çektiğim acı olduğu kadarlaşıyor her yeni seferde. daha öldürücü olabiliyor ama işte gerçekçi yanına baktığında aslında olabilirdi diyorsun. dumur acıyı artırıyor çünkü. bilmiyorum ne dşünmüştüm. kötü bir şey yapabileceğini düşündüm herhalde. ama sonra unuttum. şimdi ne olduğunu hatırlamıyorum. boşver unutayım daha iyi. daurenin nöbetleri ne zamandı acaba. bi hatırlayalım 1'inde ilki ve 3 günde bir. 1 4 7 10 13 16 19 21 24 27 30 evet bugün ayın 21i aslında bugün nöbet yani. ama ona da gidesim gelmiyor şimdilerde. bana uzaylıymışım gibi davranıyor ve benim buna katlanacak pek bir gücüm yok. ve belki de hakkaten uzaylı olduğuma inanmaya başladım. belki de garip davranıyorum. önemli olan bu bakışın değişmesi değil mi zaten.. artık gitmek gelmiyor içimden. insan cerrahi asistanını görmek istemez mi demiştim de valla bilmiyorum kizim istemez gibi bişi mi demişti. olmaz mı demişti. yani inanmamıştı. ne yapayım seviyorum görmek de isterim ama konuşacak pek bir şeyimiz yok herhalde ben de zorlamıycam artık ikimiz için de stres. durduk yerde. "insanlar sevdikleri insanlarla ilgilenmelidirler" ilkemden dolayı çıkan. bazen niye sevdiğimi bile unutuyorum ama diyorum ki kendime (genel herkes için yani) eğer sevdiysem, bendeböyle bir anısı varsa eğer, o kadarcık bile ilgilenilmesine değer. kaldı ki daurenin hakkı ödenmez. o olmasaydı asla kan alamazdım bu bir. aslında hem en majör gibi duran ama temelindeki bakışa göre minör kalan bir şey çünkü burada öğretmenin kutsallığını geç, insana insan gibi davranmanın önemi yatıyor. anlayış yatıyor. yani karşındaknin senin yardımına muhtaç olduğunu bilme. empati yapabilme. ona anlayacağı dilde anlatma ve onu yüreklendirme. eşit davranma. güleryüzlü olma. örnek olma. ne bileyim. keşke gönül isterdi ki ben de daurene bir arkadaş olup onu rahatlatabilseydim ve hayatını daha zevkli hale getirebilseydim. ama sanki bu kapı kapalı gibi duruyor. kimseyle de düzgün muhabbet edemiyorm zaten. muhabbet defekti var iyice bende. objektif bi şekilde IQm düşmeye başladı hoş çok yüksek miydi önceden onu da bilemiyorum ama bunun nedenini de bilemiyorum. yani rahatlığa mı bağlı acaba. bi kendini salmışığa. bu muhabbet edememe kompleksi herhalde lise 3den kalmıştır. ta o zamandan sanki. olmıycak diye düşünmek. ama hani yapamıycam endişesi de varsa bunun içinde bi kısmı da hakkaten olmayacağını görmekten gelmiştir. yani, denersin görürsün. muhabbetlerin tek şekilleştiğini. olmayacaktır işte. yani yaparsın da o muhabbetteki sen değilsindir. repliği ezberlemiş herhangi birisindir artık. buna da aman çok iğrenç filan gözüyle baktığım yok ama insanın hayatındaki tüm muhabbetler böyle olunca ve biriyle konuşurken o senin hep bir şeyler olmanı bekliyorsa, bu bir yerden sonra bunaltıyor ve özgür beyinli birileriyle muhabbet etmeye ihtiyaç duyuyorsun. ama özgür beyinli (sana göre) birilerini bulduktan sonra da otomatik olarak önceden geliştirmiş olduğun muhabbet skillerini kullandığından olay kısırdöngüleşiyor. kimsenin suçu değil aslında bu yani. kim başlattı kim bualştırdı belli olmuyor. hele hele de OPM ile iyice kovalentleştikten sonra bu ezberlenmiş repliklerhayatımdan çıkamaz bir hal aldı resmen. Söylenecek ve gülünecek şeyler belli. Bu bile , düşünüyorum da bazen kavga etmemizden iyidir gibi geliyor. zaten konuşulan şeylerin çok önemli olmadığına karar vermişliğim vardır bu veya o nedenden. eni sonunda önemli olan yanında olmak, anlamaya çalışmak, hissetmeye çalışmak, güç vermek, hayat vermek. önemli olanlar bunlar değil mi?</p>
<p>şu anda bilgisayar labında oturuyorum. senin yanında olabilecekken. ama bu işlerin tam anlamıyla ters olduğunu göstermiyor. çünkü aslında biraz senin yanında hissediyorum. acaba bana uzak uzak naber derken aslında yanımda hissettiğinden ayrılmamışız gibi de hissettiğinden olabilir mi bu? Temiz kuruyorum ama değil mi?</p>
<p>bugün mimikle merhaba deme anını donduralım. alakarta gidip brief bir yemek ihtiyacı karşılamasından sonra snacke döndüğümde seni görmeyi bekliyordum. evet.</p>
<p>hatta mesih beni baya gıcık etmişti neden snekte kalmak istediğimi ve neden yeniden gitmek istediğimi saatler boyunca anlamadığında. hayır söylemişim hala anlamamazlıktan geliyor. bunun 2-3 açıklaması olabilir.</p>
<p> 1)böyle şeylere genelde dikkat etmeyen biri (hayır sanmıyorum)</p>
<p>2)transient ischemic attack (evet olabilir)</p>
<p>3)karşındaki insanın dünyasına girmeyi reddetmek, yani onun isteklerini bi türlü algılayamamak</p>
<p>4)tesadüfi</p>
<p>5)aklı başka yerde olmak (bu da olabilir)</p>
<p>neyse o ana geri dönelim. ve şunu belirtmekte yarar var. benim de snekte olmayı ve seni görmeyi istememdeki nedenler:</p>
<p>seni görmek istemek (yani bir yüzün görem babında), ve sana bi mesaj vermek ki o da şu, yani evet seni görmeyi istiyorum. her ne kadar günlerdir bu mesajı vermeye çalışıyorsam da aslında verememiş olabilirim.bunun daha net bir şekilde anlaşılmasını sağlayabilmek için yani.  peki bu neden böyle? işte burada bir soru işareti ve bir önyargı olabilir. yani aslında beni yanlış anlıyor olduğun önyargısı ya da başkalarıyla ilgieniyor olduğumu düşünmen olabilir. peki bunun neden netleşmesini istiyorum. hani havada kalması daha cazip bir hale getirmez miydi beni. evet belki ama bu tip şeyleri hesaplamamak lazım. bir de şu tabii, bunu bir nedenolarak gösterip benden uzaklaşmaya karar vermeni önlemek açısından. yani seni garanti altına alayım yapışayım filan diye değil, eğer öyle anlaşılıyorsa ama daha ziyade hani böyle bir nedenden olmasın diye düşündüğmden ve bazen yüz ifadelerinden ya da uzun süreli inputlardan belli bir mesaj çıkarmanın zorluğudna ki kendimden biliyorum. inanılmaz b hızda kelime fışkırtıyorum buraya değil mi. ne gereksiz. kim okusa bayıır. bu da benim stolkırlarla baş etme yöntemim işte. dayanamayacakları kadar uzun ve anlamayacakları kelimeler. sen de kendini dışlanmış hissetmez miydin. bu iki şey ancak iki kategordideki insanı etkilemez. aşık olanlar bir de acayip kötülüğünü düşünenler. ki ben ikinci gurubu ble yıldıracağım düşüncesindeyim hatta birincisini ama ikisi de bu yazdıklarımı okuduktan sonra o tasarladıkları işler için harcayacakları enerjiyi kaybetmiş olacaklardır :)))</p>
<p>sen okur muydun bilmiyorum. ya da bi gün okuycak mısın? ama birinin beni durdurması lazım sana çılgın bi anımda linki atmamam için. bazen seni acayip özlüyorum çünkü.</p>
<p>bugün de düşündüm niye özlüyorum diye. garip bir soruydu yanıtı yok gibiydi ve bazen saklıydı hatta ya da bazen "saçma" diyordum işte kendime. yoksa kendi kendime yalan mı söyüyorum. diye de düşündüm. ya da bu bir bağımlılık mı? heyecan için mi ne için? çünkü insanın duyguları an be an değişebiliyor. belki seninki de öyledir. hakkaten yazmak bir nebze hayatı damıtmak ve yoğunlaştırmak oluyor. belki de bu stabilizasyona ihtiyacımız olduğundan yazıyoruzdur.</p>
<p>şimdi aklıma komik bir şey daha geldi. benim bu harcadığım enerji de sana harcayabileceğim ya da hayata harcadığım enerjiden kısılıyor mu acaba :) ama aslıdna bunu bugün yazıyor olmamın amacı eğer yazmassam tüm gün kafamdan fışkıracağını, başka bir şeyle ilgilenmeme izin vermeyeceğini ve ensonunda ye - yat - reflü paternine sürükleyeceğini bilmem. ve yarın şu diyabeti anlatmam gerekiyor. günlük yaşıyorum gerçekten. ve bu kendime olan özsaygımı azaltıyor.</p>
<p> </p>
<p>ya ama ne zaman seni düşünsem. belki o da hak verirdi diyorum. :) kimbilir sen de böyle düşünüyor musun acaba? :))</p>
<p>klavyeyi eskittim onu fark ettim. arabanın kilometresi gibi. insanlar en çok mouse'u eskitiyorlar. gıcır gıcır burdaki mousların hepsi. bi de kirdendir kesin. gıcır gıcır yeni için kullanılır aslında değil mi ama makaralı mauslar için eski ve kirli anlamına geliyor. :))</p>
<p>gerçekten benim de enerjimden götürüyor yazmak. herneyse o ana geri dönelim. o an, gözlerini yakalamanın kolaylığı biraz şaşırtmıştı beni. hala başka birini, yanımda gelebilecek birini ya da bambaşka birini bekliyormuşsun kuruntusundan kurtulamıyorum. beni medieytır olarak görüyor olma olasılığın. o anda düşünmemiş olabilirdim. çünkü adolesan mode on şeklinde elime koluma hakim olamama ve mild titreme halindeydim. sana merhaba dedim mi acaba kesin demişimdir. alışkanlıktan. el de salladım. ama bilmem senin için de kolay oldu mu benimle göz teması kurmak. ve bu sana bir şey ifade etti mi? gülümsedin sanki. çok flu ya da mikrosaniye ama beni görmekten mutsuz olmadığın çıkarılabilirdi burdan. ama çıkarım yaparsam aksi için de çıkarım yapmak zorunda kalırım. o yüzden sociable bir günümdeyim ifadesi vardı diyebiliriz. seni özlemem umrunda mıydı acaba. toplantı biter bitmez internete mi girdin feysbuka anlamadım. belki de ben yanlış gördüm. dolaşık olduğumu gördün mü acaba. dolaşık. dün saatler boyunca yaptığım ye-yat-reflü paterni soncunda kendimi ifade etmenin daha iyi bir yolunu bulamadım. feysbuka sövdüm biraz.biraz alakasız bir şekilde arkadaşım olmuş olanlara sövdüm. bi de üzülüyordum işte kim bu g* diye. hatta bi ara g* senin içindeki bi başka sen mi acaba diye de düşündüğüm olmuştu. {ekin nasıl da üşenirdi ama bunları okumaya :) } tabi biraz da kendime sövdüm. neden daha iyi ifade edmiyorum beyinsiz miyim, kültürsüz müyüm, cahil miyim ... diye düşündüm işte. bi şiir filan neden bulamıyorum durumumu çok iyi anlatacak. ya da bir şarkı sözü. stolkır aplikasyonunu ne zaman kaldırmıştın acaba. belki hala vardır ama gizlidir. bilemiycim.</p>
<p>ameliyathanede yanında olmak istiyorum. çünkü orada en azından titrememeye alışacak kadar vakit oluyor. seni daha iyi algılayabiliyorum oz aman. daha da başka seninle o kadar vakit geçirebilme şansım olmuyor.</p>
<p>neyse sonuçta seni gördüğüm için mutlu muyum? yani bu beni sakinleştirdi mi?</p>
<p>yazının uzunluğundaki patolojiyi daha da artırmadan bu yazıyı bitireyim ve bir cevap evreyim. en azından ne istediğimi daha iyi anlamama yardımcı olması açısından iyi oldu. seni istiyorum. daha fazla istiyorum. :)</p>
<p>bugünlük bu kadar.</p>
<p> </p>
<p>çöpevimden sevgiler. saat ~17:42 bi çarşamba günü.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[]]></title>
<link>http://copev.wordpress.com/?p=12</link>
<pubDate>Mon, 12 May 2008 20:00:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>vuslatko</dc:creator>
<guid>http://copev.wordpress.com/?p=12</guid>
<description><![CDATA[uzaklaştıkça her şey yalan gibi duruyor. uzaklaşmak adamı üzüyor.
yarın burçinde kalmaya g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>uzaklaştıkça her şey yalan gibi duruyor. uzaklaşmak adamı üzüyor.</p>
<p>yarın burçinde kalmaya gidicem. bakalım başıma neler gelicek. umarım eğlenceli olur. onunla geçirdiğimiz vakit sınırlı. dersten her vakit bulduğunda komünist işlerle uğraşıyor. tabi o da bi uğraş ama işte spontan vakit geçirmeyi engelliyor. ve ne zamandır insanlarla arama bi duvar koyduğumu fark ettim. ne zamandır onlarla ilgilenmiyorum bile. bi nedeni oya pınar mesih üçlüsü (OPM diye kısaltıcam artık) olsa gerek. daha fazlasına ihtiyaç duymamak veya ayıracak vakit bulamamak şeklinde belki. bi diğer neden de sen olmalısın, son zamanlar için. Vakit ayırmaya daha az değer görünüyor diğer şeyler de belki ondan. belki.</p>
<p>bugün harrison aldım. hayallerimin kitabı. çalışabilecek miyim acaba? uzun zamandır derslerle arama da bi duvar koydum. hiçbir güç yetmiyor beni çalıştırmaya. oysa istiyorum çalışmak. hatta namaz kılmak filan da istiyorum. bir takım uzun vadede getirisi olacak ve kısa vadede kendini iyi hissetmeye yarayacak şeyler. yapmak istiyorum aslında. ya da diyet, ya da spor. yemek yapmayı öğrenmek özellikle. bir gün belki sana yemek yaparım diye. ya da çocuklarıma. ya da arkadaşıma. bilmiyorum. bi işe yarayacağından eminim.</p>
<p>bugün şunu düşündüm. önceden kafama takılan bi düşünceyi bu defa elemiş olduğumu gördüm. unutmuştum uzun zamandır, düşünce şu: biriyle olabilmek için, kendinin olması. uzun zamandır ben neyim diye düşünmüyordum. bunun eksikliğini hissetmiyordum. oysa önceden sık sık sorgulardım bunu. bi insanla olabilmek için kendilik paterninin olması gerektiği. belki de artık paternime sahip olduğumu düşünüyorum. paternimi buldum mu gerçekten, kişliğimi? özkültürümü? ruhumun ne istediğini biliyor muyum? Cevabı evet olmasa da evete yaklaştığı kesin. Ama bugün gördüm ki, yine, evet değil. yani olduğum şeyin ne olduğunu tam bilmiyorum veya olmak istediğim şeyi fikrimde tam netleştiremiyorum. bazı şeyler oturdu tabii ki. bu hissiyat daha çok hazır olduğunu hissetmekle ilgili herhalde.</p>
<p>kardeşimin anneme aldığı the secret CDsini de izledikten sonra (bi kısmını), seni uzun zamandır hayal ettiğimi ve bu hayallerin garip bir şekilde aynı noktaya bağlandığını fark ettim. şimdi hayallerimi geliştirmem lazım. : )) feci asosyalliğe götürebilir bu secret insanı. : ))) seni istemenin doğru bir hareket olup olmadığına da karar vermek lazım tabii ki. (bunu ben kendim çıkarıyorum) Ki bu aşamayı geçemiyeceğim kendi başıma gibi duruyor. Oysa geçmeye çok yakındım. Seni özleyene kadar görmeme fikrimi nasıl buldun? Çok kolay oldu bulmak. Zorunluluktan. Nasılsa iyce özleyene kadar görmüyorum. Taktik olmaktan çıktı. : ) Bu hafta görür müyüm acaba? Görmezsem ne hale gelirim acaba? Görmeden insan "inanamıyor" herhalde. Oysa görmeden de yapabilmeye evrilebilseydik. Düşünceleri toplamak.</p>
<p>hey man slow down. idiot slow down...</p>
<p>evet yavaş olmayı sevdiğime karar vermiştim. Sanki aksi olabiliyormuşum gibi. : )  Olmadığım şeyi olmaya çalışmak. OPMden beri mi acaba? ya da doğuştan mı küçüklükten beri mi? Bak şimdi yanımda olsan böyle zero kontakt dövüşmek zorunda kalmazdım. gözlerime invaze olsan direk anlardım herhalde derdimin ne olduğunu. Sen sen değilsen ben kimim. kovalamaktan yoruldum artık. kendimi.</p>
<p>belki de seninle olmak istediğim kişi olabileceğimi düşünüyorum. olabilir mi?</p>
<p>Nefret ettim kelimelerimden bugün. öncekileri de okudum nefretliklermiş. Hepsi silinmeye mahkum olacaklar günün birinde. ama biraz daha zaman vermek gerekir.</p>
<p>ben anladım ki hala kendimi bulamamışım. oyayla didiştikten sonra oldu herhalde. hala olmak istediğim kadar kendimle barışık değilim.</p>
<p>o özgüven dalgaları yayılmalı vücudumdan ve sözlerimden. neden korkuyorum ki? Ol vuslat. kendin ol. ( bkz: just be ) Olduğun ol. "gidilmekten" korkuyorum herhalde. Ama bunun çok önemli olmadığını anlamalıyım yoksa bir sonraki aşamaya asla geçemiycem. Sen de gidilmekten korkuyor musun? O halde senden gitmeyeceğimi bilmelisin. Çok çok beraber gideriz illa bi yere gidilecekse. Gerçekten o kızı iyice merak ettim. Gerçek sevgi böyle kolay harcanabilecek bir şey mi? Çok kolay buluyor herhalde. Bilinmez..</p>
<p>Özgüven vuslat. özegüven. neden biliyor musun? Öze güvenirsin, yaradandan ötürü. başka bir şeyden değil. Evet bir şeyler olduğunu sanmak da akıllıca değil. Yalnız bu sefer hislerin seni bi yöne götürüyor, bırak gitsin. Bu zaman senin zamanın. Nasıl geçirmek istediğine sen karar verdin. Kimin elini tutmak istediğine. Ve Allaha sığındın. artık yapacak bir şey kalmadı. duanı et misafirini bekle.</p>
<p>renkli boncuklar vardı küçükken, ışıkta rengarenk parlarlardı. Annem ipe takmış, düğmeler, salladıkça içindeki boncuklar, inciler dökülen rengarenk su dolu saydam, plastik kağıt ağırlıkları. Sabırla izlerdin onları. Tek tek düşüşlerini, sessizlikte için gülerdi. Güzelliklere hayran olurdun. Kıymetini bilirdin. Benimserdin. Saatler geçerdi boncuklarla düğmelerle. Ayıcıklarına hayat suyundan damlatmak ve canlandırmak isterdin. kimsenin bilmemesini ama canlı olup sana dokunabilmelerini ,sevgine karşılık verebilmelerini isterdin, gerçekten sarılabilmelerini, onlara sarıldığın için mutlu olmalarını, sıcak olmalarını. öyle olsa bu seni özel hissettirirdi. düşünmek bile oldukça iç ısıtıcıydı. pikenin üstüne düşen ışık uyuturdu seni. sakin bir öğlen. artık kardeşinin beşiğine iki büklüm ancak sığar büyüklüğe geldiğinde. boyar durur resim yapardın. keser yapıştırırdın. bunları üşenmeden yapardın. bazen güzel bir şey yediğinde, kıymetini bilirdin. onu yapan kişiyi asla unutmazdın. : ) böyle bir çocuktun sen. Araya seneler girdi. Çok mu büyüdün? Çok mu hatalar yaptın? Çok mu utandın?</p>
<p>Merak etme herkes aynısı kadar büyüdü ve utandı ve hatalar yaptı.</p>
<p>Sen de çocuktun. Farklı olsa da. Onu bulup gözlerinin içine bakabilmem lazım. Bakalım hatırlayacak mısın beni?</p>
<p>burada bırakayım. yeter herhalde. ne zaman okuyacaksın bunları acaba ya da hiç okuyacak mısın?</p>
<p>telefonuma bakıyorum sürekli.  bi mesaj filan gelir diye. boşuna.. Belki gelir ama : )</p>
<p>Belki beni özlersin. Kimbilir. Burdayım nasılsa. İşte burda bi yerdeyim hep.</p>
<p>seni özledim.</p>
<p>beni özlüyor olabilme olasılığın pek hoşuma gitti : ))</p>
<p>...</p>
<p>doksanlar ve gökyüzü.. hayatın kokusu.</p>
<p>çöpler, yerli yerindeler.</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
