<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>cocugum-ve-ben &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/cocugum-ve-ben/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "cocugum-ve-ben"</description>
	<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 08:33:19 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Yeni doğan çocuğa yapılması gereken şeyler]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/28/yeni-dogan-cocuga-yapilmasi-gereken-seyler/</link>
<pubDate>Sat, 28 Jul 2007 11:10:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/28/yeni-dogan-cocuga-yapilmasi-gereken-seyler/</guid>
<description><![CDATA[1-  ÇOCUĞUN KULAĞINA EZAN ve KAMET OKUMAK GEREKİR Mİ?
Çocuk dünyaya geldikten sonra ilk fırs]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>1-  ÇOCUĞUN KULAĞINA EZAN ve KAMET OKUMAK GEREKİR Mİ?</p>
<p>Çocuk dünyaya geldikten sonra ilk fırsatta dinî bilgisi olan kimse çağrılır, çocuk kucağına verilir. Sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet okunur. Sonra da şöyle dua etmesi sağlanır;<br />
– Allah’ım, bu yavruyu İslâm fidanlığında biten güzel bir fidan olarak büyüt, islâmî hayatta ebedî ve sabit kıl.<br />
Bu sıralarda çocuğuna bakan ana-baba, İbrahim Aleyhisselâm’ın oğulları İsmail ve İshak’a bakarken okuduğu şu duayı okurlar:<!--more--><br />
Elhamdülillahillezî vehebe lî ale’l-kiberi İsmâile ve ishak. İnne Rabbî lesemîu’d-duâ.<br />
“Bana bu evladı ihsan eden Allah’a hamd eder, minnet ve şükranlarımı takdim ederim...”</p>
<p>2- DOĞUM KURBANI KESİLİR Mİ? ÇOCUĞUN SÜNNET YAŞI KAÇTIR?<br />
İslamiyet gelmezden önceki cehalet devri insanlarına çocukları dünyaya geldiği haber verilince üzülür, karamsarlığa düşerlerdi. Oğlan çocuğu haberi verilince ise, sevinip kurban keserlerdi. Kestikleri kurbanın kanını da yavrunun yüzüne, başına sürerler, bu adeti devam ettirirlerdi.</p>
<p>İslâmiyet gelince, Resûl-i Ekrem Hazretleri, bu adetlere çekidüzen verdi. Kötülerini kaldırdı, iyilerini de islah ederek devam ettirdi.</p>
<p>Nitekim, cahiliyye devri insanlarının yalnız oğlan çocukları için kestikleri kurbanı, kız çocuklarına da teşmil eden Peygamberimiz, onların çocuğun başına kan sürmeleri yerine, misk ve za’feran gibi güzel kokular sürmelerini tavsiye buyurdu.</p>
<p>Bu sebeble Müslümanlar, çocukları dünyaya geldiğinde Allah’a hamd ve şükür maksadıyla isterlerse kurban keserler; çoluk-çocuk, eş-dostla güzel sohbetler yapar, tatlı ziyafetler hazırlarlar. Bu çocuk, ister oğlan, isterse kız olsun, durum değişmez. Sâdece oğlan için sevinç alâmeti gösterip, kız için üzüntü ve memnuniyetsizlik izhar etmek, islamî bir anlayış olmaz. Olsa olsa, cahiliyye devri insanlarına lâyık bir zihniyet olur.</p>
<p>Kaldı ki, evlâdın hangisinin daha hayırlı ve sadık olacağı da belli olmaz. Bazen oğlan faydalı olacak sanılır, ama o tam tersine yaramaz çıkar; ihtiyarlıkta ana-baba kıza sığınır, ondan fayda görür.</p>
<p>Fıkıh kitaplarında (Akîka, Nesîke) adıyla geçen bu çocuk kurbanını kesme günü, muayyen değildir. Bazen çocuğun doğuşunun yedinci günü kesilir, bazen yedi yaşına kadar müddeti uzatılır.</p>
<p>Akîka kurbanının sünnet olduğunu söyleyen diğer mezheblere mukabil, Hanefide mubahtır. Malî durumu yerinde olan keser, olmayan da kesmez. Ne kesen ve ne de kesmeyen bir suâle maruz kalmaz, bir manevi kaybı olmaz.</p>
<p>Bu kurbanın kemiklerinin kırılmayacağını söyleyenlere mukabil, kırılmasını tavsiye edenler de vardır. Çocuk mütevazi olsun, diye kemiklerinin kırılması tefeülen tercih edilebilir. Her ikisi de caizdir, niyete bağlıdır.</p>
<p>Kurban kestikten sonra, etinden eş-dost, akraba, bilhassa fakirler istifade etmeli, belli bir sevince sebep olmalıdır.</p>
<p>Ayrıca çocuğun islâmî ve sıhhatli bir hayat üzere olması niyetiyle, civarda bulunan muhtaçlara hususî yardım yapılır. Sadaka verilir. Bu sadakanın miktarını, sadakayı verenin malî durumu tayin eder. Herhalde verilen miktar, bir kimsenin işine yaramalı, bir ihtiyacını karşılamak, yahut onunla bir eşya alınabilmelidir.</p>
<p>Peygamber Efendimiz böyle yapmıştır.<br />
Bu sadakanın sevabı hürmetine, çocuğun islamî bir anlayış içinde ömür sürmesi niyaz edilir, kaza ve belalardan mahfuz kalması dileğinde bulunulur.<br />
Doğumla başlayan bir mükellefiyet daha vardır, O da oğlan çocuğunun sünnet ettirilmesidir.</p>
<p>Sünnetin belli yaşı yoktur. Muhite, çocuğun sıhhatine, beden yapısına göre değişebilir. Herhalde yedi yaşını geçmemeli, bulûğ çağına kadar yaklaşmamalıdır. Çünkü, bundan sonra mahremiyet devresi başlar. Haramlık söz konusu olur.<br />
Sünnet zamanında icra edilen merasimlerde, evlâdı kendilerine ihsan eden Allah’a isyan manasına gelen bir taşkınlık ve şaşkınlıkta bulunulmamalı; bir takım günahlar işlenip, haramlara düşülmemelidir.</p>
<p>Şayet, gerek çocuğun doğumunda, gerekse sünneti sırasında, bir takım günahlar işlenir, haramlar irtikab edilir, içki içmek, kumar oynamak, kadın-erkek karışık eğlencelere dalmak gibi isyanlara sapıtırsa, en azından nankörlük edilmiş, nimete karşı küfranda bulunulmuş olunur.</p>
<p>Bunun bir mânâsı, kendilerine çocuk ihsan edip, o güne erişmeyi nasip eden Allah’a karşı nankörlükte bulunmak, “sen bize böyle evlâd ihsan edip lütufta bulundun, biz de sana isyan edip nankörlükte bulunuyoruz” demektir.<br />
Mü’minler, böyle bir hataya düşmemeli, sünnet merasimlerinde mevlid okutmayı, eşe-dosta yemekler yedirip, muhtaçları giydirmeyi esas almalı; içki içmek, kumar oynamak gibi nankörlük mânâsına gelen kötülüklere sebebiyet vermemeli, şükür gününde şükürsüzlüğe sapmamalıdır.</p>
<p>3- ÇOCUKLARIMIZA AD KOYARKEN NEYE DİKKAT ETMELİYİZ?</p>
<p>Yeni doğan çocuğa kısa bir süre içinde güzel bir isim koymak anne ve babaların en önemli görevlerindendir. Çocuğa konulan isim hem bu dünyada hem de ahirette geçerlidir. Rasulullah (sav) sadece çocukların değil, büyük insanların ismiyle dahi ilgilenmiştir. Kötü bulduğu bazı isimleri değiştirme yoluna gitmiştir. Yine konulması gereken güzel isimler hakkında bilgiler vermiş, zaman zaman bizzat kendileri çocuklara isimler vermiştir.</p>
<p>Rasulullah (sav) güzel isim koymanın önemini şöyle açıklıyor: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın.” (1)</p>
<p>Bu çağırma işlemini Allah'ın görevlendirdiği bir melek Allahın izniyle yapacaktır. Hiç kimse kıyamet günü Allah (c.c.)’ın hoşlanmayacağı isimle O’nun karşısına çıkmak istemez. Öyleyse kötü olan isimlerin çocuklara verilmemesi gerekir.<br />
Rasulullah (sav)’ın isim konusundaki hassasiyetini daha iyi anlamak için şu hadis-i şerifi de görmek lazım. Yahya bin Said (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) bol sütlü bir deve hakkında: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki, Rasulullah (sav) adama: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Mürre (acı)” diyince ona “Otur” dedi. Hz. Peygamber (sav) tekrar: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber (sav) ona da: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Harb” diyince, ona da: “Otur” dedi. Rasulullah (sav): Bu deveyi bize kim sağacak?” diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. O da “Ya’iş” (yaşıyor) cevabını alınca ona “Sen sağ” dedi.(2)</p>
<p>Allahü Azimüsşan’ın has isimleri kullara isim olarak verilmez. Ancak sıfatları isim olarak verilebilir. Mesela; Kerim, Halim, Kadir, gibi kelimeleri insanlara isim olarak vermek caizdir. Ancak bu isimlerin başına bir (Abd) kelimesi ilave ederek söylemek ise pek güzel bir dikkattir. Zira (Abd) kelimesini ilave ederek söylediğiniz takdirde Kerim’i Abdülkerim olarak söylersiniz. Bu takdirde Kerim’in kulu demiş olacağınızdan mana pek güzel bir şekil alır.</p>
<p>Nitekim Aziz isminin başına da bir (Abd) kelimesi ilave ederek söylediğinizde azizin kulu manasına Abdülaziz demiş olursunuz. Mecburi olmasa da güzel bir hassasiyet olur.</p>
<p>Rasulullah(sav)’ın açıklamalarına göre en güzel isim olarak adlandırılanlardan bazıları şunlardır: Erkek ismi olarak, Abdullah, Abdurrahman, Muhammed, Peygamberlerin isimleri, Hasan, Hüseyin ve diğer İslam büyüklerinin isimleri tavsiye edilen isimlerdir. Kız isimleri olarak da, Aişe (Ayşe), Fatıma, Zeyneb, Hatice, Cemile, Zehra… gibi isimler güzeldir.</p>
<p>Mahşerde her çocuk, konan ismiyle çağrılacaktır. Şayet çocuğun ismi kötü manaya gelen gayrimüslim ismi ise, mahşer halkı önünde isminden dolayı utanan çocuk,</p>
<p>'Allah beni doğuştan Müslüman olarak dünyaya gönderdi, sen neden bana kötü manaya gelen ismi koydun?' diye isim koyandan davacı olacaktır. İsmin manasının böylesine ehemmiyetinden dolayıdır ki, Peygamber'imiz kötü manaya gelen yabancı isimleri iyi manaya gelen Müslüman isimleriyle değiştirme örnekleri vermiştir. Mesela (Uzza putun kulu) manasına gelen (abdu'l-uzza)'yı, Allah'ın kulu manasına gelen (Abdullah) ile değiştirmiştir. Ateş parçası manasına gelen (cemre)'yi de güzel kız manasına gelen (cemileyle) ile, Harp ismini de Hasan'la düzeltmiştir. Demek ki, Müslüman isminden maksat, mananın kötü olmamasıdır.</p>
<p>Bununla beraber bazen isimlerde mana açık da olmayabiliyor. (Aleyna) gibi. Son zamanlarda çok rastladığımız bu (Aleyna)'nın ne manaya geldiğini pek bilemiyoruz. Çünkü, Kur'an'da geçen (aleyna) isim değildir. Sadece yer aldığı cümlenin içinde (üzerimize) manasına gelmektedir:</p>
<p>- (Vema aleyna) bizim üzerimize, (illel'belağ) tebliğden başka bir görev yoktur, manasına gelebilen (bizim üzerimize)'yi, cümle içindeki yerinden çekip birine isim olarak verdiğinizde, ne manaya geldiğini anlamak zorlaşmaktadır. Belki de Yasin'deki bu (aleyna)'yı isim olarak seçenler, (bu çocuk bizim üzerimize Allah'ın bir ihsanıdır) demek istemekteler.</p>
<p>Bir de kızlarımıza verilen Kezban ismi vardır ki, zannederim yanlış anlaşılan isimlerden biri de budur. Kezban'ı hep yalancı manasına anlayanlar, Kur'an'daki (tükezziban) ile karıştırmışlardır. Çoğu kimseler Farsçadaki (ev hanımı) manasına gelen (Kedban)'dan alınma Kezban'ı, Arapçadaki 'yalanlayan' manasına gelen tükezziban'dan alınma sanarak bu isimden hep ürkmüşlerdir.</p>
<p>Bununla baraber iyi bir anlamı olmasına rağmen yanlış anlaşılacak isimler koymamaya dikkat etmenin faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle kız çocukları için, Büşra, Beyza, Selma, Esma, Ahsen, Rabia, Saliha, Salime, Adile.. gibi kolay seslendirilen, yanlış yazma ve yanlış söyleme ihtimali olmayan tek isimler tercih edilebilir.</p>
<p>Sözün özü: Ebeveynler yavrularına karşı ilk görevlerini yerine getirirken, gayrimüslim kimliğini çağrıştıran yabancı isim koymaktan kaçınmalı ki, mahşerde koydukları isimlerle çağrılan çocuklarının şikayetine muhatap olmasınlar. Bu konuda elbette bizim gibi düşünmeyenler de olabilir: "Tercih size aittir, kim neye layıksa onu bulur." demekten başka sözümüz olamaz onlara da. Müddessir Sûresi'ndeki ayetin ikazı hepimiz için geçerlidir:</p>
<p>-Herkes kendi tercihinin sorumlusudur!</p>
<p>1- Ebu Davud, Edeb 69<br />
2- Muvatta, İsti’zan 24<br />
Sadık Akkiraz, Ahmet Şahin</p>
<p>Selam ve dua ile...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kötü alışkanlıklarla ilgili muhasebe]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/14/kotu-aliskanliklarla-ilgili-muhasebe/</link>
<pubDate>Sat, 14 Jul 2007 05:51:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/14/kotu-aliskanliklarla-ilgili-muhasebe/</guid>
<description><![CDATA[Nefis muhasebesinde hatırlayacağımız bir husus bazı kötü alışkanlıklardır.    Bunlardan b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Nefis muhasebesinde hatırlayacağımız bir husus bazı kötü alışkanlıklardır.    Bunlardan biri kumar oyunlarıdır. Dinimizin Kur’an ayetleriyle haram kılıp yasakladığı    bu fiil “içki”, “tapılmak üzere dikilen put” gibi dinen en ağır haramlar arasında    zikredilmiştir(1). Yüzde 99’u Müslüman olan memleketimizde çeşitli isimler altında    (milli piyango, bahisli at yarışları, toto, loto gibi her çeşit tâlih oyunları,    zar atma, kağıt oyunları vs. şeklinde) geniş çapta oynanmaktadır.<!--more--></p>
<p>Tıpkı, bir imtihan aracı olarak Şeytan’ın her an içimizde yer etmesi gibi, bu    oyunlar da cemiyette mevcuttur. Ve mükemmel bir imtihandayız. Ve maalesef kaybedilen    bir imtihan vermekteyiz. Evet bu kumar oyunları bütün çeşitleriyle serbestçe    mevcut, ama kimse kimseyi oynamaya mecbur etmiyor. “<strong>Kişi için ancak    çalıştığı vardır</strong>”(2) ayetine inandığımız halde, çalışıp yorularak değil,    -zahmetsiz zengin olmak hırsıyla- bu oyunları oynayarak, Allah karşısında suç    işleyen bir cemiyetin, -akşamdan cepleri dolu oturduğu kumar masasından, sabahleyin    sadece parasını değil itibar ve haysiyetini de kaybetmiş olarak kalkan kumarcı    misali- 21 Şubat 2001 gecesinin ferdasında servetini yarı yarıya post modern    üç kağıtçılara kaptırmış olarak “el-cezâu min cinsi’l- amel” düsturunca(3) cezalandırılması,    durumu bir parça kurtarabilmek için, millî haysiyeti rencide edici tavırlarla    dış para kaynaklarına yalvar yakar olma hallerine düşmemiz tabii değil midir?,    bunda herkesin belli nisbette bir payı yok mudur?</p>
<p>“Ben bunlardan uzağım” diyebilecek olanların bile, emr-i bi’l-maruf yapmamaktan    dolayı sorumlululuktan nasibini alacağı kanaatimizi belirtmek isteriz..</p>
<p align="justify">Burada hatırlanması gereken bir diğer kötü alışkanlığımız açık    saçıklıktır. Dinimiz ferde, aileye ve cemiyete bakan çok yönlü hikmetlerle,    kadın-erkek münasebetlerine ciddi disiplinler getirmiştir. Birbirine nikah düşen    karşı cinslerin bırakın müsafaha gibi mübaşeretleri, gözleriyle harama bakmaları    bile bizzat Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle yasaklanmıştır(4). Her seviyedeki    mü’minin bile ciddiyet ve ehemmiyetini iyice kavramasına yönelik tedbirlerden    biri olarak Resulullah, bir hadislerinde yetmiş üç şubesinin varlığına(5) dikkat    çektiği zinanın, insanın şehevî duygularını tahrîk eden bütün eylemlerde bir    mertebesinin bulunabileceğini belirtmek üzere, Buhari’de de yer alan bir hadiste    göz, kulak, dil gibi bütün organların kendilerine has zinalarından bahseder:    harama bakmanın göze ait, müstehçen konuşmaların dile ait vs. zinalar olduğunu    söyler(6). Buhari, Müslim şartlarında sahih olduğu belirtilen bir Müstedrek    hadisinde zinanın artma durumunda öldürme (katl) vak’alarının artacağı, veba    hastalığının çıkacağı belirtilir(7). Yine bir Müstedrek hadisinde “<strong>Bir    yerde zina ve riba (faiz) ortaya çıkarsa ahali, kendisine, Allah’ın azabının    gelmesi için davetiye çıkarmış olur</strong>” buyrulur(8).Bazı hadislerde bu    azabın sıradan bir sıkıntı olmayıp, helake, yıkılmaya götüren pek ciddî bir    durum olduğu belirtilir: “Allah, bir memleketin helak olmasını irade edince    orada zinayı yaygınlaştırır”(9).</p>
<p>Dinen en ağır cezanın zina cürmü için takdir edilmiş olması bile, bu meselenin,    içtimâî hayatımızda pek ciddî tahribatlara sebep olacağını gösterdiği halde,    günümüz Türkiyesinde açık saçıklık ve ihtilat normal bir hayat düzeni haline    getirilmiş durumda.</p>
<p>Gazete köşe yazarları arasında Türkiye’nin son ekonomik krizle batışı ile bazı    medya çevrelerince açık saçıklığın kasıtlı şekilde yaygınlaştırılma gayret ve    faaliyetleri arasında sebeb-sonuç münasebeti kuran tahlillere bile yer verenler    oldu. Bunlardan birine göre 1971 muhtırasından beri, ekonomik ve sayısal açıdan    çöken Türkiye’de, anarşi ve iç karışıklıklar ile birlikte müstehcen (pornografik)    neşriyat şaha kalkmıştır. Yazar, bunun vahâmetini belirtmek için: “MC. İktidarlarında    bile porno film artist ve aktirstleri giyinmeye vakit bulamadan film çektiriyorlardı”    dedikten sonra, “O dönem, bir yılda 170’e yakın porno filmin çekildiğini” belirtir.    Köşe yazarı post-modern darbe sonrası ( yani 28 Şubat 1997 sonrası) yaşanan    iktisadî ve ahlâkî çöküşün, sistemli olarak müstehcenlikte geriye dönüşü hatırlattığını    söyledikten sonra, yeni üretilen müstehcen filmlere (isimlerini zikrederek)    ve gazetelerden bazılarının bu daldaki aşırı gayretlerine parmak basar, isimler    verir ve ilave eder: “Bakanlar Kurulu’nun oturup, ‘Artık açık alanlarda bile    başörtülüler bulunmayacak” diye karar aldığı ülkemde, “Basında Güven” sloganını    ağzına sakız eden gazete ve türdeşlerinin çok yakında “Yeşilçam seks filmleriyle    ülkeyi kurtarmayı denemesi uzak değil”(10).<br />
Ben bu meselede de, kendi kusurumuzun altını çizmek istiyorum: Eğer Allah’ın:    “<strong>gözlerinizi haramdan koruyun</strong>” emrine uyularak bu müstehçen    neşriyata müşteri olunmazsa, ne idiği, kim idiği belirsiz patronlar, gazetelerini,    film çekimlerini devam ettirebilir, ahlakî ve millî değerleri bu denli yıkabilirler    miydi, ve manevi tahribatların neticesi olan ve herkesi sokağa döken ekonomik    çöküş olur muydu? Nitekim yukarıda da kaydedildiği üzere, pek çok hadiste Resulullah,    zina ve kumar gibi ahlaksızlıkların yaygınlaşması halinde cemiyetin çeşitli    musibetlere giriftar olacağını haber vermiştir:</p>
<p align="justify"> “<strong>Bir kavmde zina zuhur ederse içlerinde fakr ve meskenet    zuhur eder</strong>”(11),</p>
<p align="justify">“<strong>Bir yerde zina ve riba (faiz) zuhur ederse kendilerine    Allah’ın azabını helal kılarlar</strong>”(12).</p>
<p align="justify"> “<strong>Zina çogalırsa, “katl”ler artar ve tâun (salgın hastalıklar)    vukua gelir</strong>”(13).</p>
<p align="justify">“<strong>Allah bir yerin helak olmasını dilerse orada zinayı    ortaya çıkarır</strong>”(14).</p>
<p align="justify"> Münavi son hadiste geçen geçen helak kelimesiyle kastedilen    musibetleri: “çok ölüm, tâun, fakr, zillet” diye açıklar ki krizle birilikte    zillete varıncaya kadar hepsini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.<br />
Burada, musibetlerimimzin sebebini kendimizde görmek gerektiğini te’yit eden    son bir tesbit daha hatırlatmak istiyorum: 7 Şubat 2002 gecesinde biri Profesör    üç kişinin iştirakiyle yapılan bir televizyon proğramında, iştirakçilerden bir    şovmen (eski adıyla soytarı) bir itirafta bulunarak şu mealde konuşur: “Ben,    bazan ciddî proğramlar da hazırlıyorum, ancak bunlara katılanların sayısı çok    az oluyor. Eğlenceye yönelik şov (soytarılık) proğramları yapınca bir gecede    tirilyonlar kazanıyorum”. Proğramın iştirakçisi Profesör: “Yani milleti güldürüp    eğlendirmekle hayırlı bir hizmet yaptığını mı zannediyorsun, Millet böyle bir    proğramdan ne kazanmış olabilir?...” der. Bu noktada münakaşa başlar.<br />
<img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kumsaati.jpg" align="left" height="177" hspace="10" vspace="10" width="248" /><br />
Ben burada şunu ilave edeceğim: Elbette ki arz-talebin herkesçe bilinen kendine    has kanun ve kaidesi var. Millet olarak, büyük çoğunluk olarak, Allah’ın rahmetini    celbedecek taleblere yer verildiği zaman(15) bir kısım güzelliklerin, hayırların    tecellisine hak kazanacağız. Nitekim, Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın    da atıf yaparak dikkat çektiği bir ayet, Allah’ı memnun eden -hatakârlığını    kabul ederek af talebetmekten ibaret olan- istiğfarda bulunulduğu müddetçe,    bu ümmete, umumi bela gelmeyeceğini ifade etmektedir: “<strong>Allah Teâla Hazretleri    şu ayetle ümmetim için bana iki emân indirdi (meâlen): Sen aralarında olduğun    müddetçe Allah onlara azab vermeyecektir . Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe,    Allah onlara azab vermeyecektir</strong>”(16).<strong>Resulullah sözlerini şöyle    noktalar: “Ben aralarından ayrıldımmı (Allah’ın azabını önleyecek ikinci eman    olan) istiğfarı kıyamete kadar aralarında bırakıyorum</strong>”(17).</p>
<p>Bu kaydettiklerimiz, dinimiz açısından hatayı kabullenip bundan dönüş olan istiğfara    yer vermenin ne derece önemli olduğunu ifade ederken, halkımızın da şuursuzca    eğlenceye, malayaniyata rağbet ettiğini ortaya koymaktadır. Halbuki ahiretteki    hesaba inanan müslümanın, zamanını veya parasını harcarken, tek dakikasının    ve tek kuruşunun bile nereye gittiğine dikkat etmesi, araştırması gerekir. Çünkü    Hz. Peygamber’in belirttiği üzere, Kıyamet günü, hesabını vermeden Allah’ın    huzurundan ayrılamayacağımız, mutlaka hesabı sorulacak olan ömür içinde vurgulanan    beş şeyden biri: “Kazancımızı nereye harcadığımız?” sorusudur(18). Müstehçen    neşriyata, aşırı eğlence, sefahet, malayaniyat ve kumar gibi sağ duyu sahibi    hiç kimsenin normal karşılayamayacağı şeylere harcanan zamanın ve paraların    elbette ki bir bedeli olacaktır, hem dünyada hem de ahirette. Mü’minler bu incelikleri    kavrayıp hayata geçirinceye kadar, Cenab-ı Hak, onları bir surette imtihan etmeye    devam edecektir. Çünkü, Kur’an’da, sünnetullah da denen ilahî düstur böyle tesbit    edilmiştir: “<strong>İnsanlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe, Allah onlarda    olanı değiştirmez</strong>”(19).</p>
<p align="justify"><strong>Kaynaklar</strong><br />
(1) 5 Maide 90.<br />
(2) 53 Necm 39<br />
(3) “Ceza, işlenen suç cinsinden verilir”.<br />
(4) 24 Nur 30-31. Özetle: “(Ey peygamber) Mü’min erkeklere söyle gözlerini (harama    bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını (haramdan) korusunlar (...) Mü’min kadınlara    da söyle gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar (...)”    Devamında baş örtüsü emrine yer verilir ve kimlere karşı zinet mahallerini açabilecekleri    belirtilir.<br />
(5) Müstedrek 2,37<br />
(6) Buhari, Kader 9, İsti’zân 12, Ebu Davud, Nikah 43, Müsned 2,276,317, 326.<br />
(7) Müstedrek 4,503.<br />
(8) Müstedrek 2,37.<br />
(9) Feyzu’l-Kadîr 1,246.<br />
(10) Zaman 10 Nisan Salı 2001, s. 16.<br />
(11) Bezzar<br />
(12) Câmiu’u’s-Sağîr 1,400 (Sahih).<br />
(13) Hâkim, Müstedrek 2,37<br />
(14) Feyzu’l-Kadir 2,226<br />
(15) Yine bu tarihlerde şahit olduğum bir televizyon konuşmasında konumuzu ilgilendiren    bir cümle telaffuz edildi: Bu cümleye göre, Büyük Millet Meclisimizin, günlük    ortalama 12 bin kişilik ziyaretçisi vardır. Ve bu ziyaretçiler, hep şahsî taleplerinin    peşindedir ve ammeyi ilgilendiren meseleler üzerinde duran yoktur.<br />
(16) 8 Enfâl 33.<br />
(17) Tirmizî,Tefsir, Enfal 3082. h.<br />
(18) Tirmizî, Kıyamet 1, hadis zayıfsa da üç ayrı tarikten geldiği için sahih    kabul edilmiştir (Mişkât 2, 656).<br />
(19) 13 Ra’d 11.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ehli Beyt Duası]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/ehli-beyt-duasi/</link>
<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 06:23:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/ehli-beyt-duasi/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/v_2Ln7xrCYk'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/v_2Ln7xrCYk&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anne Baba Duası-Yeni ]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/anne-baba-duasi-yeni/</link>
<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 06:20:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/anne-baba-duasi-yeni/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/YdvepI9t_aA'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/YdvepI9t_aA&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuk Şarkıları ]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/cocuk-sarkilari/</link>
<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 06:01:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/cocuk-sarkilari/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/xIwonq7HULA'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/xIwonq7HULA&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bebek işte :)]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/bebek-iste/</link>
<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 05:46:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/bebek-iste/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/ZbrcfBzCBPU'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/ZbrcfBzCBPU&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uyu Bebek :) Gökhan Şen'den bir şarkı]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/uyu-bebek-gokhan-senden-bir-sarki/</link>
<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 05:40:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/uyu-bebek-gokhan-senden-bir-sarki/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/SIyYjHg8A1g'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/SIyYjHg8A1g&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölçü ve Yoldaki Isıklar - 5 (Dost-Ahlak-Vicdan-Kalp-Aile)]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/olcu-ve-yoldaki-isiklar-5-dost-ahlak-vicdan-kalp-aile/</link>
<pubDate>Fri, 06 Jul 2007 05:29:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/06/olcu-ve-yoldaki-isiklar-5-dost-ahlak-vicdan-kalp-aile/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/4T9WiXajpXM'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/4T9WiXajpXM&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Rabbini bilen bir nesil]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/02/rabbini-bilen-bir-nesil/</link>
<pubDate>Mon, 02 Jul 2007 08:58:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/07/02/rabbini-bilen-bir-nesil/</guid>
<description><![CDATA[Cehâlet’ insanın en büyük düşmanı; bunda hiç şüphe yok. Ancak şu soruyu enine boyuna d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<blockquote cite="http://www.imamhatip.com/kamusalalan/index.php/topic,66208.new.html#new"><font color="#339966">Cehâlet’ insanın en büyük düşmanı; bunda hiç şüphe yok. Ancak şu soruyu enine boyuna düşünüp, lafı eveleyip gevelemeden makul bir cevap bulmak zorundayız artık: “Kimden ve neyden cehâlet, neyi bilmemek en büyük düşman, en dehşetli musibet, en korkunç belâdır?..”<br />
Zaman, kesret zamanı: Nazarı dağıtacak, aklı ve kalbi karıştıracak, fikrî hercümerce sebep olacak, yığınla malzeme mevcut piyasada. Daldan dala atlayıp günde binlerce heber ve mevhum bilgi ile karşılaşan insanın cehâletten kaçayım derken örtülü bir cinnete kapıldığından maalesef haberi yok!.</font><!--more--></p>
<p><font color="#339966">Bu âhirzamana mahsus tersyüz oluş, kendini âlim zanneden câhillere rağbeti ve adına bilgi yahut kültür denilen örtülü cehâlete olan alâkayı artırıyor. Havadaki sefih cehâlet bakterileri, gurur ve enâniyet mikroplarıyla ortak olup imansızca ve amansızca ‘hikmet’in yegane menbaı olan kalp dairelerini şiddetli bombardımana tâbî tutuyorlar ve derûnî ihtilallerle tamiri imkânsız ruh dengesizliklerine sebebiyet veriyorlar!...</font></p>
<p><font color="#339966">Sonsuz arzuları ve hudutsuz ihtiyaçları olan, bununla birlikte sınırsız düşmanları, hadsiz elemleri bulunan insan kalbi, fâni mâşuklarla tatmin olmadığı gibi fenâ mülküne dâir bilgilerle de doymuyor. Kendini tanımayan insan ise bu açlığından bîhaber! Açlığından haberdar olmadığı için de ‘hikmet’ taamına iştahsız! Oysaki ‘hikmet’in, hakiki ilmin, gerçek bilginin anahtarı özünde saklı, derûnuna yerleştirilmiş, cevherine dercedilmiş…</font></p>
<p><font color="#339966">İnsan, kendini bilse kendini ve kendisi gibi milyarlarca insanı ve hudutsuz varlıkları yaratıp terbiye edeni de bilecek, bulacak… O’nun isim ve ünvanlarını bildikçe dirilecek; bir bir ilimlerin kapıları kendisine aralanacak, cehâlet kuyusunun ağzı kapanacak. Kâinâtın formülünü bulmanın eşsiz huzûrunu ve kalbinin Samed aynasına kavuşmasının engin sükûnunu yaşayacak…</font></p>
<p><font color="#339966">O’nu tanıdıkça O’nun istediği renge boyanacak, Onun talep ettiği kisveye bürünecek. Yaratılışına uygun bir hâlde olmanın ve o minval üzere hareket etmenin neticesi, ‘maksimum randıman’ noktasına ulaşacak. ‘Ahsen-i Takvîm’ özelliğinin tüm alâmetleri bir bir üzerinde görünecek ve görülecek. O’nu tanıdıkça kendini bilecek, kendini bildikçe O’nu tanıyacak. O’nu bulunca her matlûbunu, her arzusunu bulacak, hadsiz minnetlerden ve korkulardan kurtulacak…</font></p>
<p><font color="#339966">“Ben O’na inanıyorum! Ben Allah’ın varlığını biliyorum!” deyip sadece bu iman ve bilgi ile iktifâ etmenin ne büyük bir eksiklik olduğunu, hakikaten O’nu tanımanın, ‘mârifetullah’a ermenin en büyük olgunluk olduğunun farkına varacak… </font></p>
<p><font color="#339966">Muhyiddin-i Arabî’nin, Fahreddin-i Râzî’ye mektubunda dediği: “Allah’ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır” cümlesinin sırrını ancak o zaman öğrenebilecek…</font></p>
<p><font color="#339966">Ve ancak o zaman Kur’ân’ın niçin üçte birisini ‘Tevhid’ mevzûuna ayırdığını anlayabilecek…</font></p>
<p><font color="#339966">Ve yine cemiyetin cehâlet esâretinden azade olmasının tek yolunun ‘Rabbini bilen bir nesil’ yetiştirmekten geçtiğini o vakit görebilecek…<br />
</font></p></blockquote>
<p class="citation"><cite><a href="http://www.imamhatip.com/kamusalalan/index.php/topic,66208.new.html#new"><font color="#339966">Rabbini bilen bir nesil&#38;</font></a></cite><font color="#339966">.</font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[VAHYİN Penceresinden Kadın ve aile]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/28/vahyin-penceresinden-kadin-ve-aile/</link>
<pubDate>Thu, 28 Jun 2007 13:47:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/28/vahyin-penceresinden-kadin-ve-aile/</guid>
<description><![CDATA[
Tags:  VAHYİN+Penceresinden+Kadın+ve+aile, aile, huzur, kuran, evlilik, mustafa+islamoğlu, kadı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<pre style="margin-top:0;display:inline;">[googlevideo=http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=5929113004892063027]</pre>
<p class="bjtags">Tags:  <a href="http://technorati.com/tag/VAHYİN+Penceresinden+Kadın+ve+aile" rel="tag">VAHYİN+Penceresinden+Kadın+ve+aile</a>, <a href="http://technorati.com/tag/aile" rel="tag">aile</a>, <a href="http://technorati.com/tag/huzur" rel="tag">huzur</a>, <a href="http://technorati.com/tag/kuran" rel="tag">kuran</a>, <a href="http://technorati.com/tag/evlilik" rel="tag">evlilik</a>, <a href="http://technorati.com/tag/mustafa+islamoğlu" rel="tag">mustafa+islamoğlu</a>, <a href="http://technorati.com/tag/kadın" rel="tag">kadın</a>, <a href="http://technorati.com/tag/erkek" rel="tag">erkek</a>, <a href="http://technorati.com/tag/çocuk" rel="tag">çocuk</a>, <a href="http://technorati.com/tag/hak+hukuk" rel="tag">hak+hukuk</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fethullah Gülen Hocaefendi - Anne Baba Hakkı]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/fethullah-gulen-hocaefendi-anne-baba-hakki-2/</link>
<pubDate>Wed, 20 Jun 2007 07:47:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/fethullah-gulen-hocaefendi-anne-baba-hakki-2/</guid>
<description><![CDATA[
Tags:  ilahi, küçük+kız, anne, mather, my+ümmi, aile
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/a0GdSyubJT4'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/a0GdSyubJT4&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p class="bjtags">Tags:  <a href="http://technorati.com/tag/ilahi" rel="tag">ilahi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/küçük+kız" rel="tag">küçük+kız</a>, <a href="http://technorati.com/tag/anne" rel="tag">anne</a>, <a href="http://technorati.com/tag/mather" rel="tag">mather</a>, <a href="http://technorati.com/tag/my+ümmi" rel="tag">my+ümmi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/aile" rel="tag">aile</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Magradaki Üc Arkadasin Duasi]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/magradaki-uc-arkadasin-duasi/</link>
<pubDate>Wed, 20 Jun 2007 06:48:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/magradaki-uc-arkadasin-duasi/</guid>
<description><![CDATA[
Tags:  ilahi, küçük+kız, anne, mather, my+ümmi, aile, çocuk, baba, anne, aile, keder, hak, ga]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/sjb4Z8GmnRI'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/sjb4Z8GmnRI&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p class="bjtags">Tags:  <a href="http://technorati.com/tag/ilahi" rel="tag">ilahi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/küçük+kız" rel="tag">küçük+kız</a>, <a href="http://technorati.com/tag/anne" rel="tag">anne</a>, <a href="http://technorati.com/tag/mather" rel="tag">mather</a>, <a href="http://technorati.com/tag/my+ümmi" rel="tag">my+ümmi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/aile" rel="tag">aile</a>, <a href="http://technorati.com/tag/çocuk" rel="tag">çocuk</a>, <a href="http://technorati.com/tag/baba" rel="tag">baba</a>, <a href="http://technorati.com/tag/anne" rel="tag">anne</a>, <a href="http://technorati.com/tag/aile" rel="tag">aile</a>, <a href="http://technorati.com/tag/keder" rel="tag">keder</a>, <a href="http://technorati.com/tag/hak" rel="tag">hak</a>, <a href="http://technorati.com/tag/gam" rel="tag">gam</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Küçük Kızdan İlahi]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/kucuk-kizdan-ilahi/</link>
<pubDate>Wed, 20 Jun 2007 06:31:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/kucuk-kizdan-ilahi/</guid>
<description><![CDATA[ 
&nbsp;
Tags:  ilahi, küçük+kız
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="bjtags"> <span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/wu6lgeyAaP4'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/wu6lgeyAaP4&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p class="bjtags">&#160;</p>
<p class="bjtags">Tags:  <a href="http://technorati.com/tag/ilahi" rel="tag">ilahi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/küçük+kız" rel="tag">küçük+kız</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bu yaz aileniz için 7 sıradışı aktivite!  ]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/19/mesut-insanlar/</link>
<pubDate>Tue, 19 Jun 2007 06:53:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/19/mesut-insanlar/</guid>
<description><![CDATA[
Sitemizde daha önce bahsettiğimiz, aile ve çocuklar için yazın yapılabilecekler onlara İslam]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.siyahnur.com/images/stories/siteden/7_aktivite.jpg" height="138" width="658" /></p>
<p>Sitemizde daha önce bahsettiğimiz, aile ve çocuklar için yazın yapılabilecekler onlara İslami bilgiyi ve Allah'ı hatırlamayı öğretmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca insanın vaktini hayır işlerinde harcaması, büyüklere hürmet etmesi, aile ile vakit geçirmenin ehemmiyeti ve sorumluluk alma gibi alışkanlıklar da kazandırır..</p>
<p>Şimdi gelecek maddeler de, evinizin içinde daha güzel İslami bir hava estirmek için pratik ipuçlarıdır.. <strong>Peygamber Efendimiz (sav) bir işin devamlı olanını severdi.</strong> İslami aktivitelerinizi de az da olsa devamlı tutmaya çalışın, onları hayattan bir parça gibi görün.<!--more--><br />
Daha da önemlisi, aşağıdaki listeye büyüklerin daha fazla uygulaması gerekiyor. Eğer büyükleri olarak biz devamlı taviz verip gevşeklik gösterirsek ufaklardan ne bekleyebiliriz?</p>
<h2 class="highlight">1- Selamun aleyküüm!</h2>
<p>Çocuklar yazın büyük çoğunlukla evde olacaklar.. "Selamun aleyküm" demeyi onlara alışkanlık haline getirebilirsiniz. Bir odaya girdiğinizde onlara selam verin ve nazikçe onlardan da selam vermelerini/almalarını isteyin. (Sahabeler yürürken aralarına ağaç giridikten sonra bile verirlerdi! Ufak bir şey gibi gelebilir ama evin ve odanın havasını değiştirecektir!)</p>
<h2 class="highlight">2- Eller kulağa...</h2>
<p>Bir çocuğunuzu yaz boyunca namazlardan önce ezanları okumak üzere görevlendirin. Evde birkaç çocuk varsa, bunu sırayla onlara yaptırabilirsiniz..</p>
<h2 class="highlight">3- Yazın Dünya Turu</h2>
<p>Çocukların farklı İslami projeler yapmalarına yardımcı olun. Mesela: Haftada bir, Müslümanların yoğunlukta olduğu ülkelerle ilgili araştırma yapsınlar. O ülkenin kültürü hakkında, evinizdeki ansiklopedilerden, kitaplardan yararlanmalarına yardımcı olun. Siyah Nur'da bir çok müslüman ülkelerden fotoğrafları bulunmakta, bunlardan da istifade ettirebilirsiniz. Hatta (İstanbul gibi büyük bir şehirde oturuyorsanız) o ülkeden Türkiye'ye göç etmiş birileri varsa, onları tanışmalarına da yardımcı olmalısınız. Ve akşama o ülkenin yemeklerinden yapıp, çocuğunuzun görüştüğü o kişileri yemeğe davet etmesini istemelisiniz.</p>
<h2 class="highlight">4- Buyuruldu ki....</h2>
<p>Her gün aileden bir kişi seslice bir hadis okusun. Sonra da o hadisle ilgili çok kısa (3-5 dakika) konuşsun.</p>
<h2 class="highlight">5- Abdestli misin?</h2>
<p>Özellikle yazın çocuklar dışarda oynayıp kirlenmeyi severler. Banyoya bir kağıt kalem koyun ve çocuğunuzdan her gün abdest aldıkça ve dişini fırçaladıkça oraya bir işaret koymasını isteyin!</p>
<h2 class="highlight">6- Mescid yapın!</h2>
<p>Evin bir odasını "Yaz Mescidi" yapın! İçindeki eşyaları diğer odalara alın ve sadece ibadete açık yapın. Çocuklar Mescidinizin içine "Allah" lafzı, Peygamber Efendimiz (sav)'in ismi, halifelerin isimleri gibi ufak posterler hazırlasınlar. Ayrıca Kur'ân'dan ayetler yazıp, boyayıp duvarlara asabilirler. Siyah Nur da <a href="index.php?option=com_content&#38;task=blogcategory&#38;id=42&#38;Itemid=97" target="_blank">resimler sayfasında</a>  boyama için malzemeler bulabilirsiniz.</p>
<p>Ve bir kartondan, kıbleyi gösteren bir üçgen kutu yapıp kıble tarafına koydurun. Evdeki namaz takvimini bu odaya alın ve çocuğunuza evin namazlarından sorumlu olduğunu söyleyin. Ev halkını namaza o davet etsin ve siz de onun bu kadar uğraşına saygı gösterip onunla beraber namaz kılın!</p>
<h2 class="highlight">7- Bahçede Teheccüd!</h2>
<p>Bir geceyi özel olarak büyük çocuklar için<strong> "Teheccüd Gecesi"</strong> yapın (9-13 yaş arası). İster teheccüd için uyumayıp bir kaç saat bekleyin, isterseniz çadır gibi bir şey bulup bahçeye kurup teheccüde kadar orada uyuyun. Sonra da yıldızların altında teheccüd kılın!</p>
<p>Eğer şehirde yaşıyorsanız, evdeki herkesin kalkmaya söz verdiği dondurma ve teheccüdün olduğu bir gece düzenleyin. İlk teheccüdleri kıldıktan sonra çikolata, pasta, dondurma gibi şeylerle 'Teheccüd Gece'nizi daha da güzelleştirin. Bu ailenizi birbirine bağlar ve gece namazlarını daha kılınabilir yapar..</p>
<p>Eğer mümkünse sabah namazını bekleyip, güneşin doğuşunu da izleyebilirsiniz!</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuk Şiddeti!]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/04/cocuk-siddeti/</link>
<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 08:55:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/04/cocuk-siddeti/</guid>
<description><![CDATA[Suçlu çocuk yoktur&#8230;
Unutmamalıyız… Çocuklarımız bizlerin davranışlarını esas alı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Suçlu çocuk yoktur...</span></strong></p>
<p class="spotbaslik" style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Unutmamalıyız… Çocuklarımız bizlerin davranışlarını esas alırlar. Şiddete başvurarak sorunları çözmeye çalışan ailelerin çocukları toplum için potansiyel birer suçlu olarak yetişmektedir</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Aslında şiddet bulaşıcı bir hastalıktır. Bizim toplumumuzda ise özellikle son dönemlerde kendini sıkça gösteren nöbetler halinde karşımıza çıkmaya başladı. Şiddetin kaynağı olan öfke insan fizyolojisinde var olan, Hz. Adem’den beri süregelen bir duygudur. Saldırganlık ise insanın öfke duygusunu karşısındaki kişiye aktarma biçimidir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Şiddet de toplumsal bir yapı içerisinde öfke ve saldırganlığın büründüğü kontrolsüz davranışların aktarımıdır. Zira birey olma özelliğini kazanmış kişiler yemek yeme, ahlâki kuralların çerçevesinden çıkmama gibi pek çok dürtüyü içinde bulunduğu toplumun onun üzerine yansıttığı kalıplarıyla şekillendirir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Öfke duygusu da kontrolü toplum ve aile tarafından şekillendirilmesi gereken bir duygudur. Özellikle bebeklikten itibaren öfkesini kontrol edemeyen ailelerin çocukları toplumda şiddet manzaraları sergilemektedir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da aile ve toplumun önemi açıkça gözler önüne serilmektedir. İnsan denen varlık bebeklik dönemi itibariyle davranışlarını, duygularını, düşüncelerini etrafında gördüğü bir şeyler paylaştığı insanların paralelinde geliştirir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Dolayısı ile ilk önce anne ile karşılaşan bebek zamanla baba, kardeş, akrabaları ve daha sonra arkadaşları ile yüz yüze gelir. Arkadaşlıkların çoğalıp, çeşitlenmesiyle birey artık sosyalleşmiş ve toplumun içine karışmıştır. Saldırgan, kendine güveni olmayan, mutsuz, hırsız, hilekâr insanların çocukluklarında mutlaka aile ya da çevre faktörü rol almıştır. Yanlış eğitimin uygulanmasıyla birlikte çocuk şiddet gördüğü aile ortamından çıkaramadığı hırslarını toplumdan çıkarma yoluna gitmektedir. Anne babaların unutmamaları gereken bir nokta var;"çocuklarımıza ne verirsek onu alırız." Mutlu bir aile ortamında sevgiyle büyüyen çocukların ailelerine ve topluma karşı yaklaşımları da sevgiyle olur. Şiddet ortamında, öfke filizlerinin içinde yeşerdiği bir toplumda büyüyen çocukların yaklaşımları ise mutlaka şiddet içerecektir.<span>   </span></span></p>
<p class="Arabaslik"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><strong>Bu öfke neden?</strong></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bir kargaşadır, bir öfkedir gidiyor. Biraz nefes alalım, nedir bu içimizdeki öfkenin sebebi? Kimler nasıl içimize bu şiddet tohumlarını ekti? Buna nasıl oldu da göz yumduk? Anlayışlı, inançlarımız gereği karıncayı incitmekten çekinen bizler çocuklarımızı bile içimizdeki öfkenin kurbanı ettik. Bireysel yaşamaya özendirilen halkımız, bencilliği öğrendi. Ailesi için yaşayan, komşu ve akrabalarını arayıp soran, paylaşmayı seven Anadolu insanı çocuklarına sevgiyi öğretirdi. Paylaşmanın esası olduğu toplumumuzda acılar da mutluluklar da paylaşılırdı. Anlayış hâkimdi dolayısı ile şiddet geri planda kalıyordu. Ne zaman medyayı kullanarak bir güç olarak karşımıza dikildiler işte o zaman ipler kopmaya başladı. Toplumu kanına akıttıkları dizilerle, programlarla, yarışmalarla şiddet uygulamayı sever hale getirdiler. Değil karıncayı kendi çocuklarımızı, sevdiklerimizi gözümüz görmez oldu. Toplum içerisinde artan şiddetin sonucu olarak suç işleme oranlarında hızlı bir artış başladı. Özellikle hedef büyük şehirlerimiz olarak seçiliyor. Bu şehirlerde, İstanbul başta olmak üzere, sokağa çıkılamayacak dereceye getirilmek isteniyor. Televizyonla karşı karşıya bırakılan ailelerin şiddet içeren, yanlış örnekler sunan programları çocuklarına izletmemeleri, etkileşimin önüne geçebilme adına bir adım sayılabilir. </span></p>
<p class="altaltmanset"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><strong>Suç işleme yaşı düşüyor </strong></span></p>
<p class="altaltmanset" style="text-align:justify;"><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;font-family:Verdana;letter-spacing:0;">Şiddeti aileden ve toplumdan örnekleyen, hayat biçimi haline getiren çocuklar ise karşımıza" suç işleme "özellikleriyle geliveriyorlar. Toplumumuzda suç işleme eğilimi hızla artıyor. Artmasının yanı sıra göze çarpan en önemli unsur ise suç işleme yaşının da gittikçe küçülüyor olması. Suç işleme yaşının onlu yaşlara kadar inmesi, bunu engelleme adına ciddi çözümler üretilmemesi bir eğitimci olarak bizleri yaralıyor.</span></p>
<p class="altaltmanset" style="text-align:justify;"><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;font-family:Verdana;letter-spacing:0;"><span> </span>Çünkü bizler bu gidişatın toplumuz için büyük yaralara sebep olacağının bilincindeyiz. Suç işleme, suça teşvik etme, çocukların istismar edilerek kapkaça, hırsızlığa, dilenciliğe zorlanmaları ise göz ardı etmememiz gereken unsurlar. Toplum içerisinde hızla yaygınlaşan ahlaki çöküşe doğru oranda artan şiddet olayları ve bunun sonucunda meydana gelen suç unsurları içinden çıkılmaz bir boyuta ulaşmak üzere. Çalan tehlike çanlarının farkına varıp, gözlerimizi, gönüllerimizi iyice açmalıyız. Zira sevgisiz yetişen yeni nesiller bizlerin umut beslediğimiz gelecek olmaktan çok uzak gibi görünüyor.</span></p>
<p><img src="http://www.milligazete.com.tr/images/spacer.gif" height="1" width="1" />]]&#62;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bebeklere Siyonizm propagandası]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/05/16/bebeklere-siyonizm-propagandasi/</link>
<pubDate>Wed, 16 May 2007 06:45:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/05/16/bebeklere-siyonizm-propagandasi/</guid>
<description><![CDATA[Yalçın Küçük gibi her taşın arkasında Siyonistlerin, sebatayistlerin varlığını arayan tu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yalçın Küçük gibi her taşın arkasında Siyonistlerin, sebatayistlerin varlığını arayan tutumları yüzünden; Siyonizmi eleştiren her tutumun ardında paranoya olduğunu söylemek çok kolaylaştı. Bu da bir anlamda dünyaya korku saçan bir ideolojiyi eleştiriden münezzeh, dokunulmaz hale getiriyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Oysa ‘holokost’, dünyanın en çok kullanılan medyatik imgesi. Hollywood başta olmak üzere sinema ve televizyon, zihnimizi holokstla ilgili imge bombardımanına tutmaktan bir an bile vazgeçmiyor. Sanatçılar rüştlerini “ezilen Yahudi” imgesini işleyen eserler vererek ispatlıyorlar. Mesela Steven Spielberg, popüler bir sinemacı olarak hiç ulaşamadığı Oskar heykelciğine ilk kez <em>Schindler'in Listesi </em>ile kavuştu. Pek çok yazar “entelektüel” çevrelerde kabul görmek, yerini sağlamlaştırmak gibi kaygılarla bu imgeyi güçlendiren romanlar kaleme alıyor. Film sektöründe yer alanlar için çok elzem olan sermaye konu “holokost” olunca senaryoya ihtimam gösteriyor.</span><!--more--></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bir okurumdan aldığım mail üzerine aklımdan geçti bütün bunlar. “Siyonizmin son derece örgütlü olduğunu ve Türkiye üzerinde de her türlü deneyi uygulamaya koyduğunu çok iyi biliyoruz. Buna inanmayanlar, Türkiye’nin ekonomik yapısını inceleyebilir. Bu zor gelirse, medyaya bakabilir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Bir takım deve dişi gazetelerin, televizyon kanallarının, dergilerin, radyoların, nasıl gizli gizli Siyonizm propagandası yaptıklarını, anti-siyonist gelişmelere karşı nasıl blok olduklarını görmek hiç zor değil. Yıllar boyunca başta devletin resmi televizyon kanalı olan TRT’de, şimdi ise cnbc-e, gibi bir çok televizyon kanalında hemen her hafta Yahudi soykırımına ilişkin bir filmin yayınlanması, film ve dizilerde gizliden gizliye Siyonist propagandanın zihinlere işlenmesini sanırım kimse inkar edemeyecektir.” diyen okurum, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hâlâ tereddüdü olanlara söyleyeceğim ise şudur: Siyonist propaganda artık aleni şekilde bebeklere kadar yönelmiş durumdadır.” </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Okurum isminin açıklanmasını istemiyor. Ancak söyledikleri eminim ki hepimizin dikkatini çekecek nitelikte:</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">“0–3 yaş arası bebeklerin ilgiyle izlediği, izlemek ne kelime, adeta kilitlendiği, gördükleri her şeyi de fotoğraf makinesi gibi kaptığı bu kanal, bir İsrail kuruluşudur ve jeneriklerinden de görüleceği gibi programlar Yahudiler tarafından hazırlanmaktadır. Kuşkusuz bu durum bir çokları için bir şey ifade etmiyor olabilir. Ancak bebeklere yönelik bu kanalda, siyonizmin simgeleri olan Yedi Kollu Şamdan ve Davud Yıldızı gibi simgeler yayınlanmakta, bunlar da oldukça usta bir şekilde beyinlere kazınmaktadır. Bununla da kalınmamakta, tavşanlı bir çizgi filimde, masada oturan tavşanlar eşliğinde, “Bu kırmızı şarap, bu beyaz şarap, hadi şerefe” şeklinde animasyonlar yayınlanmaktadır. (İnanmayanlar, ilgili kanalın 5 Mayıs gece 01.00; 6 Mayıs gece 01.42 ve 11 Mayıs akşam saatlerindeki kayıtlarına bakabilir.)”</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Konuyla ilgili yaptığım küçük bir araştırma ise başka bir tehlikenin varlığına işaret ediyor. Küçük yaşta televizyon izlemenin bazı çocuklarda otizme sebep olduğu, kimi davranış bozukluklarının kaynağında tv’nin etkisi olduğuna ilişkin araştırmalar söz konusu imiş. Yavuz Yıldırım şöyle demiş: “Çocukların pasif bir şekilde televizyon izleyicisi olmalarının, onların beyinsel gelişimlerini olumsuz etkileyeceğini söylemek fazla haddini aşan bir kehanet olmaz. Bu nedenle ben biraz da haddimi aşarak danışmalarımda velilerime, 0-2 yaş grubu çocukları için televizyonu tamamen yasaklıyor, 2-7 yaş arasındaki çocukları için günde en çok yarım saat bir yetişkin nezaretinde, 7-11 yaş arasındaki çocukları için en çok 1 saat yine bir yetişkin nezaretinde ve izlenecek programı birlikte seçerek televizyon izlemeyi tavsiye ediyorum.”</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Baby TV ise daha bebek yaşta insanı ekrana kilitleyen bir kanal. İnsan bu haberleri okuyunca ister istemez gelecek adına tedirgin oluyor. Üstelik bütün bunları söylemek bile Yahudi düşmanı sıfatının bir vebalı gibi alnınıza yapıştırılması için yeterli.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Global köy olaylarla ilgili olarak “<em>zihin açıklığı</em>” ile soru sorulmasını bile tahammül edemiyor ve bu tahammülsüzlük zamanla bizim günlük hayatımızın tartışılmaz gerçekleri arasında yer almaya başlıyor.</span></p>
<p>Suavi Kemal]]&#62;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Çocuk İstiyorum,Ama&#8230;]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/05/15/bir-cocuk-istiyorumama/</link>
<pubDate>Tue, 15 May 2007 07:43:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/05/15/bir-cocuk-istiyorumama/</guid>
<description><![CDATA[
BİR ÇOCUK İSTİYORUM, AMA&#8230;









&#8220;Belki sevmediğiniz şey  hakkınızda hayırl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<tr>
<td colspan="2" align="center"><font color="#ff3e6f"><strong>BİR ÇOCUK İSTİYORUM, AMA...</strong></font></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<p align="justify">
<table class="kenar" align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0">
<tr>
<td align="right"><img src="http://www.yeniasya.de/bizimaile/resimler/104.jpg" /></td>
</tr>
</table>
<p>"Belki sevmediğiniz şey  hakkınızda hayırlıdır. Bazan da sevdiğiniz bir şey sizin için şer olur. Allah herşeyi bilir, siz bilmezsiniz.."<br />
(Bakara Suresi, 216.)</p>
<p>Uzmanlar, ülkemizde her on çiftten birinde kısırlık probleminin görüldüğünü belirtiyorlar.</p>
<p>Günlük hayatımızın bir parçası olan bu olay bir stres kaynağı olarak mı yorumlanmalı, yoksa Rabbimizden gönderilen özel bir mesaj olarak mı?</p>
<p>Bu mesajda hayatımızı başka bir gözle değerlendirmeye yönelik neler anlatılıyor acaba?</p>
<p>Yazımızın ana hatları bu konular üzerine olacak. <!--more--></p>
<p><strong>AŞIRI UÇLAR...<br />
</strong>Teknolojik gelişmeler sayesinde bilimde neredeyse hemen her saat yeni bir gelişme olmakta.</p>
<p>Tıp biliminde de, üreme sağlığı noktasında büyük adımlar atıldı, atılmakta.</p>
<p>Yapay rahimler, tüp bebek olayları, mikroenjeksiyon teknikleri, bizde dinen ve kanunen yasak olduğu için resmen uygulanmayan, ama Batı dünyasında yaygın olan sperm ve yumurta bankaları, rahmini kiralayan anne uygulamaları vs...</p>
<p>Üreme teknolojisi konusundaki her bir gelişmenin etik açıdan büyük tartışmalara sebeb olduğu da ayrı bir gerçek... Klonlama, kök hücre konuları Batıda özellikle Katoliklerce "Bilimadamları kendilerini Allah sanıyorlar" teziyle şiddetle reddedilmekte. (Tıpkı kürtaj konusunda olduğu gibi)</p>
<p>Bu arada biliyorsunuz, dinimizde de nikahlı anne babadan olmak şartıyla tüp bebek ve diğer üreme sağlığıyla ilgili uygulamalar caiz.</p>
<p>Çocuk sahibi olmak için insanlar madden manen uğraşadursun beri yanda kariyer yapmak uğruna kendini kısırlaştıran ya da kürtaj olan kadınların sayısı da Batı dünyasında hayli fazla!</p>
<p>Neylersiniz imtihan dünyası! Bir yanda çocuk için herşeyi göze alanlar, beri yanda çocuğu hayatına engel olarak görüp ortadan kaldırmaya çalışanlar!</p>
<p><strong>SUÇLU ÇOCUKLAR</strong><br />
Peki eğitimini veremeyeceği madden manen ilgilenemeyeceği halde çocuk dünyaya getirmeye devam edenler? Onlara ne demeli? Çocuk suçluların hızla arttığı ve dehşete düşürdüğü günümüzde bu konuda ana babaların da sorumlu olduğu reddedilemeyecek bir gerçek. Öyle değil mi?</p>
<p>Bu arada bir tefekkür konusu verelim. İmam-ı Gazali Hazretlerinden...</p>
<p>"Peygamber Efendimiz, 'İki yüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafifülhaz olandır' buyurdu. 'Hafifülhaz nedir?' dediklerinde hanımı ve çocuğu olmayandır' buyurdu." (Ebu Ya'la)</p>
<p><strong>TEDAVİ FİİLİ DUADIR<br />
</strong>Üreme sağlığı konusunda atılan her adımın bilimin zaferi, dinî değerlerin iflası gibi "Kısırlık artık kaderiniz değil!" tarzında sunulması, gerçekten de Katoliklerin itiraz ettiği gibi bilimin adeta ilahlaştırılıp, putlaştırılması anlamına geliyor.</p>
<p>Yeryüzünde herşey küçücük hücreden, güneşe kadar bir nizama göre düzenleniyor, iş görüyor. Kısırlık tedavileri de bu nizamın dışında değil. Öncelikle bunu kabul ediyor muyuz?<br />
Bu konuda geliştirilen tüm teknikleri dinimizin izin verdiği ölçüde takip edip, konunun uzmanlarıyla işbirliği yapıp, tedavi olmak öncelikle fiilî bir dua hükmünde.</p>
<p>Doktorlar, ilaçlar, hastaneler, teknikler hepsi birer sebeb. Ve bizler sebebler aleminde yaşıyoruz. Netice için tabi-i ki onlara başvuracağız, ama sebeblerin Yaratıcısını da hiç bir zaman unutmayacağız.</p>
<p>Tüm tedavileri uygulayıp, her an dua halde olmamıza rağmen bunların karşılığını göremiyorsak ne yapacağız?</p>
<p>Kainattaki herşeyi bir düzen ve intizamla yerine koyan Rabbimiz, vücudumuzdaki zerreleri yerli yerince hareket ettiren Sahibimiz, elma kurdunun dahi duasını duyup imdadına yetişen şefkatli Dostumuz, bizim bu duamıza, ısrarla istememize rağmen neden cevap vermiyor acaba? Hem de, "Bana dua edin, size cevap vereyim!" (Mü'min Suresi, 60.) dediği halde?<br />
Öncelikle cevap verme ve kabul etmenin birbirinden farklı kavramlar olduğunu unutmamamız gerek.</p>
<p>Bu çok ince ve hayatî noktayı Nur Risalelerinde Bediüzzaman Hazretleri bakın nasıl anlatıyor:</p>
<p>"Meselâ, birisi kendine bir erkek evlad ister, Cenab-ı Hak, Hz. Meryem gibi bir kız evladı veriyor. 'Duası kabul olunmadı' denilmez, 'Daha evla bir surette kabul edildi' denilir. Hem bazen kendi dünyasının saadeti için dua eder, duası ahiret için kabul olunur. 'Duası reddedildi' denilmez, belki 'Daha evla bir surette kabul edildi' denilir... Madem Cenab-ı Hak Hakîmdir, biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini ittiham etmemeli. Hasta bal ister: tabibi hâzık, sıtması için sülfato verir. 'Tabib beni dinlemedi' denilmez. Belki ah ü fizarını dinledi, işitti, cevap da verdi; maksudun iyisini yerine getirdi."<br />
(Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.291)</p>
<p><strong>YAŞAYANLAR NE DİYOR?</strong></p>
<p>Kısırlık tedavileri süresince duygularını aktaran dört hanımın ibretli hikâyelerini okumaya ne dersiniz?</p>
<p>SONUNDA KAVUŞTUM<br />
Bizim ilk tüp bebek denememiz başarısız olmuştu ve çok yıkılmıştık. İkinci denemede başıma gelebilecek herşeye hazırlıklıydım ve daha güçlüydüm. Fakat Allaha şükür çok güzel, problemsiz bir hamilelik geçirdim, ama yine de doğana kadar hep çok korktum ve bir terslik olursa, bakınca çok üzülürüm diye doğumdan önce çok acil şeyler dışında alışverişe bile çıkmadım.</p>
<p>Tedavi aşamasında yaşanan bütün üzüntüler, acılar o minicik yavruyu eline alınca bir çırpıda unutuluyor. Her dakika Yüce Allahıma şükrediyorum.</p>
<p>BİR SINAV GEÇİRİYORUZ<br />
Üç tüp bebek denemesi yaptım, bir kere aşılama denedim ve son tüp bebek denemesinden sonra çok yoruldum. Moralim çok bozuktu, kendimi çok yalnız hissediyordum, artık bana her şey boş gibi geliyordu, ailem ve eşimin destekleri ve morali ile ayakta durabiliyordum. Tedavi gören arkadaşların psikolojisini herhalde bizlerden daha iyi anlayan olamaz.<br />
Ben bu olumsuz denememden sonra kendi kendime karar aldım. Hayatı kendime zindan etmeyecek, çocuk olayını artık düşünmeyecektim. Çünkü onu düşünmekten hayatımızı yaşayamaz olmuştuk, konuşulan başka konu yoktu, herşeyimiz ona endeksleniyordu ve elimizden kendimizi parçalasak da hiçbir şey gelmiyordu. "Ey güzel Allahım biz elimizden gelen her şeyi yaptık bizim için hayırlı ise olsun hayırlı değil ise hiç olmasın!" diye hep dua ettim. Artık mutluydum ve gerçekten bu konuyu hiç kafama takmıyordum, hatta benim durumumda olanlara moral veriyordum, kendimi öğretmen olduğum için tamamen okula odakladım, yıl sonu sergileri için koşuşturdum durdum.<br />
Ve hiç ummadığım bir anda hamile olduğumu öğrendim...</p>
<p>BENİM HİKAYEM<br />
Doktorum erken menopoza girdigimi söylediğinde inanmak istemedim. 30 yaşındaydım ve böyle bir şeyin olması bana imkânsız geliyordu. Bana çocuk yapma ihtimalimin neredeyse olmadığını söylediğinde ise gerçekten donup kalmıştım. Evlendiğimiz günden beri çocuk isteyen, çocuklara delicesine tutkun olan eşime bunu nasıl söyleyecektim? Onu bu hayalinden mahrum bırakamazdım ve tüm cesaretimi toplayarak eşime ayrılmayı teklif ettim. Onu o kadar çok seviyordum ki, çocuksuz bir hayata benimle birlikte mahkum olması büyük haksızlıktı.<br />
Bunları söylediğimde önce çok şaşırdı ve üzüldü. Ancak teklifimi “asla” diye cevapladı. Beni zorlu tedavi günlerimde yalnız bırakmadı. Bizi stres dolu günlerin beklediğini biliyorduk. Zor bir tedavi dönemi ve arka arkaya gelen heyecanlı bekleyişler bizi fazlasıyla yordu. Ama sonuçta başardık.</p>
<p>Dua ederken hiçbir zaman "aman hamile kalayım başka istemem dememiştim." Her zaman eşim ve çocuklarımla mutlu bir hayat diledim. Ve o anda düşündüğüm tek şey buydu.<br />
Biliyorum ki, bizi zorlu günler bekliyor. Onu kaybetme korkusuyla aylarımı geçirmek istemiyorum. Çünkü onu çok güvenilir birine, Allah’a emanet ettim. Biliyorum ki, ben ne kadar gayret gösterirsem göstereyim olacakları engelleyemem. O yüzden sadece herşey çok güzel olacak diyorum ve buna inanıyorum...</p>
<p>EVLİLİĞİMİZ DAHA DA GÜÇLENDİ<br />
Bir mucize bu. Rabbim hamileliğimi hayırla tamamlamayı nasib etsin. Rabbim bu hasreti diğer insanlara çocuk sahibi olmanın ne kadar büyük bir mucize olduğunu anlamaları için ancak çekebileceği kullarına veriyor.<br />
Çocuk sahibi olamamak evliliği mutsuzluğa götüren bir faktör değildir. Öyle olsaydı çocuklu ailelerin neden boşandıkları sorusu cevapsız kalırdı. Çocuksuz çiftler bu süreci birbirlerini daha iyi anlama ve tanıma süreci olarak görmeli ve kendileri için hayırlı olanı dilemelidirler. Umudunu kaybeden herşeyini kaybetmiş demektir. Biz hiç umudumuzu kaybetmedik. Evliliğimiz daha da güçlendi. Birbirimize daha da bağlandık.</p>
<p>Allah'a herkes şükretmeli tabi-i ki. Ancak sorunsuz çocuk sahibi olanlar hiç durmamalı bence, ne büyük nimet!.. İşte bizim kazancımız da bunu çok iyi öğrenmek herhalde.</p>
<p>Evet gerçekten de her şeyde bir hayır vardır. Bizim de çektiğimiz bu zorluklarda bir hayır var. Biz farkında olmayabiliriz, ama var. Belki sorunsuz çocuk sahibi olsaydık kıymet bilmeyecektik. Belki de...<br />
Allahtan başka kim bilebilir ki?..</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2"></td>
</tr>
</table>
<p>]]&#62;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hz. Peygamber: “Cennet’in kokusunu duymak isteyenler çocuklarını koklasın&#8230;”]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/04/09/hz-peygamber-%e2%80%9ccennet%e2%80%99in-kokusunu-duymak-isteyenler-cocuklarini-koklasin%e2%80%9d/</link>
<pubDate>Mon, 09 Apr 2007 08:48:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/04/09/hz-peygamber-%e2%80%9ccennet%e2%80%99in-kokusunu-duymak-isteyenler-cocuklarini-koklasin%e2%80%9d/</guid>
<description><![CDATA[Rahmet ve Sevgi Peygamberi&rsquo;nin hayatına dair incelemeler ve araştırmalar ortaya çıktıkç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Rahmet ve Sevgi Peygamberi&#8217;nin hayatına dair incelemeler ve araştırmalar ortaya çıktıkça, müjdenin, ışıltının, sevginin bin renkli hüzmeleri de ortaya çıkıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) tam anlamıyla billûr bir menşureye benziyor. Billûr menşure güneş ışıkları vurunca ondan türlü türlü renklerle parıldar. Hz. Peygamberin hayatı da en ince ayrıntılarıyla ele alınınca görüntü daha berraklaşıyor ve bir ışık fanusu gibi hayatımızı sevgi hâlesiyle aydınlatıp, kuşatıp bize onur ve gurur veriyor. Rahmet Peygamberi&#8217;nin engin ürpertisiyle mest oluyor, onun ümmetinden olmanın görkemli kıvancını yaşıyoruz.</p>
<p>Hz. Peygamber kelimenin tam anlamıyla bir sevgi üleştiricisi, sevgi fanusu... O eşlerinden, çocuklarından tutun da bütün ashabına sevgi dağılmaktan ne yorulmuş, ne de bıkmış... Aksine dağıttıkça dağıtmıştır gönüllere sevgiyi&#8230; Bu öylesine bir hâl almıştır ki, giderek bütün yeryüzünü tutmuştur. Çocuklar ise onun sevgi okyanusunda haklı olarak en büyük payı alan ümmetinin küçük bireyleri olmuştur. Allah&#8217;ın sevgilisinin, sevgi çiçekleri olan çocuklara gösterdiği olağan bir tavrıdır bu.</p>
<p>Rahmet Peygamberi her gördüğü çocuğa bîgâne kalmamış gereken ilgi ve alâkayı göstermiş ve onları sevdiğini ikrar etmekten de kaçınmamıştır. Hatta çocuklara sevdiğini &#8220;Sizi seviyorum, çocuklar&#8221; şeklinde ifade ettikten sonra bununla da yetinmeyerek sevdiğini ikrar için bir başka cümleyi daha telaffuz etmiştir: &#8220;Vallahi sizi çok seviyorum&#8221;. Bu kat&#8217;i ifade hele de rahmet Peygamberi&#8217;nin mübarek ağzından çıkmışsa, akan sular durur, rahmet deryaları arşı tutar.</p>
<p>Sevgide bile adaleti gözeten bir peygamberdir o. Nitekim bir defasında kızı Fatıma&#8217;nın evinde bulunduğu bir sırada sevgili torunları Hz. Hasan ve Hüseyin&#8217;in aynı anda su istemeleri üzerine, kızı Hz. Fatıma&#8217;dan daha önce davranarak suyu önce Hasan&#8217;a, sonra da Hüseyin&#8217;e vermiştir. Bu durumu gören kızı Hz. Fatıma, Resûlullah&#8217;ın önce suyu Hasan&#8217;a verdiğinden hareketle onu daha fazla sevdiği hükmünü çıkarmak istemesine itiraz etmiş ve suyu ilk isteyen Hasan olduğu için ona öncelik tanıdığını beyan etmiştir. Çünkü O büyükler arasında olduğu gibi, çocuklar arasında öpücüğe varıncaya değin eşit bir tutumu sergilemiştir.</p>
<p>Pek çok defa &#8220;Allah&#8217;ım ben onları çok seviyorum, Sen de sev&#8221; diye nida ettiği torunları Hasan ve Hüseyin oyun oynarken onlara eşlik etmiştir. Bir keresinde ise yine onlarla oyun oynarken farklı bir tutum sergilemiştir. Oyun esnasında görünürde Hz. Peygamber sürekli olarak Hz. Hasan&#8217;ı kollar, ondan yana tavır alır. Onu destekleyip yakalamaca oyununda Hz. Hüseyin&#8217;i tutması konusunda onu teşvik eder.</p>
<p>Bu farklı tutum ve durum, onları seyretmekte olan Hz. Ali&#8217;nin dikkatini çeker. O, Hasan&#8217;ı destekledikçe oyunu izlemekte olan Hz. Ali&#8217;nin garibine gider. Dahası, ona göre desteklenmesi gereken birisi varsa o da Hz. Hüseyin&#8217;dir; çünkü o yaşça Hz. Hasan&#8217;dan daha küçüktür. Baba olarak üzülür, Hz. Hüseyin&#8217;e karşı Hz. Peygamber&#8217;in Hz. Hasan&#8217;a destek vermesine. Sonra da dayanamaz ve görünürdeki tabloya karşın Rahmet Peygamberi olan çocuklarının Dedesine şu soruyu tevcih eder:</p>
<p>&#8211; &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Niçin Hasan&#8217;dan taraf alıyor, onu destekliyorsunuz. Unutmayın ki Hüseyin ondan daha küçüktür.&#8221;</p>
<p>Hz. Peygamber hafifçe tebessüm eder ve bu garip ve tek yanlı gibi görünen destek tavrının nedenini izah ederek torunlarının babasının gönlünü bir çırpıda rahatlatır:</p>
<p>&#8211; &#8220;Ben Hasan&#8217;ı desteklerken, tutarken, Cebrail de Hz. Hüseyin&#8217;i destekliyor, onu tutuyor&#8221;.</p>
<p>Hz. Ali birden rahatlar. Yüzü aydınlandığı gibi gönlü de aydınlanır.</p>
<p>Tabii en büyük meleğin çocuk oyununa dâhil olması ise çocuk sevgisinin rahmet deryasından ne derece pay aldığının bir ifadesi, bir göstergesidir&#8230; Bir yanda rahmet Peygamberi, bir yanda Hz. Cibril ve bir yanda da çocuklar&#8230; Ne müthiş bir görkem değil mi?</p>
<p>Çocuk melekler olan Hz. Hasan ve Hüseyin&#8217;e, Cibril&#8217;i emin ve Muhammed&#8217;ül eminin eşlik etmeleri&#8230; &#8220;Çocukların ergenlik çağına gelinceye kadar &#8220;seyyiatları/ günahları yazılmaz. Yalnızca hasenatları/ sevapları yazılır.&#8221; Bu durum onların melek oluşlarına düpedüz bir işaret değil de nedir? O yüzden çocuklar sevilmelidir&#8230; Onları şeytana kaptırmamak için sevilmelidirler.</p>
<p>Bir sohbet sırasında Hz. Peygamber: &#8220;Ümmetimin çocuklarına şeytanın sahip çıkmasından korkarım&#8221; şeklinde bir cümle serdeder. Bunun üzerine orada hazır bulunan sahabeler hemencecik Hz. Peygamber&#8217;e şu soruyu yöneltirler:</p>
<p>&#8211; &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü: Bunu nasıl önleyebiliriz?</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in verdiği cevap alabildiğince ışıltılı ve berraktır:</p>
<p>&#8211; &#8220;Çocuklarınıza sevgiyi ve hayâyı öğreterek...&#8221;</p>
<p>Görüldüğü üzere şeytana karşı çocukları dirençli bir şekilde yetiştirmenin ve şeytanın egemenliğini yeryüzünde yok etmenin yolu da yine sevgiden geçmektedir.</p>
<p>Her çocuğu seven, onların ruhlarını cömertçe sevgiyle doyuran ve onları öpmekten bıkıp usanmayan Sevgili Peygamberimiz, kıyamete kadar çocukların yetiştirilmesinde bütün insanlığa şu evrensel ilkeyi miras bırakmıştır:</p>
<p>&#8211; &#8220;Çocuklarınızı çokça öpün ve koklayın. Unutmayın ki çocuklarınızın kokusu cennetin kokusudur.&#8221;</p>
<p>Cennet özlemcileri, cennete vasıl olmak, cennetten haberdar olmak için çocuklarını dövmek yerine, onların mis kokusunu doya doya içlerine çekmek ve onları doya doya koklamaları gerekmektedir&#8230; Aksi hâlde dünyada Cennet&#8217;in kokusuna vakıf olamayan, duyamayanların ahirette cennetin kokusuna duymaları pek mümkün görünmemektedir&#8230; </p></blockquote>
<p class="citation"><cite><a href="http://milligazete.com.tr/index.php?action=show&#38;type=writersnews&#38;id=11865">Milli Gazete</a></cite>.</p>
<p>]]&#62;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuğu tanırken; Resim]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/04/04/cocugu-tanirken-resim/</link>
<pubDate>Wed, 04 Apr 2007 06:38:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/04/04/cocugu-tanirken-resim/</guid>
<description><![CDATA[
&nbsp;














             Çocuğu tanırken; Resim            
Çocuk resimleri bizim içi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<tr>
<td colspan="6">&#160;</td>
</tr>
<tr>
<td width="5"><img src="http://milligazete.com.tr/images/spacer.gif" width="5" /></td>
<td colspan="5" class="verdana12" align="left" height="200" valign="top">
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tr>
<td><img src="http://milligazete.com.tr/images/spacer.gif" height="3" width="3" /></td>
<td><img src="http://milligazete.com.tr/images/spacer.gif" height="3" width="3" /></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://milligazete.com.tr/newman/gfx/news/cocugutanirken03n.jpg" alt="Çocuğu tanırken; Resim" align="left" border="0" height="117" width="180" /></td>
<td width="3"><img src="http://milligazete.com.tr/images/spacer.gif" height="3" width="3" /></td>
</tr>
</table>
<p><strong>             Çocuğu tanırken; Resim            </strong></p>
<p>Çocuk resimleri bizim için ne ifade eder? Çocuk resimleri çocuğu tanırken zeka ve kişiliği anlamada, çatışmaları keşfetmede bizim için önemli materyallerdir. Tüm gelişim alanlarında olduğu gibi resim gelişimi de zeka düzeyine paralel gider. Yaşa uygun düzeyde performans gösterilmeyen çizimler bir gelişim geriliği olabileceği yönünde mesaj verir.<br />
1. Resimle Anlatım: Çocuğun çizgileri onun kızgın yada saldırgan olup olmadığını, renkler ise mutluluk düzeyi hakkında mesaj vericidir.<br />
2. Yansıtma: Resim çocuğun kişiliğinin aynasıdır. Resimler çocuğun dünyasının kağıda yansımasıdır.<br />
3. Bilgi verici: Nesneler, insanlar yaşadığı ortamdan seçilir. Şimdiki  ilgiler, değerleri, üzüntüleri, ilişkileri eğilimleri hakkında bilgi değeri taşır.<br />
4. İletişim: Çocukların resimleri çevreyle olan ilişkilerini yansıtırken ilişki kurmalarını da kolaylaştırır.<br />
5. Üretkenlik: Üretkenliğin temeli ilk çocukluk dönemine dayanır. Çocuğun bedenini keşfetmesiyle başlar, sonra karalamalar ve kelimelerle beslenir.</p>
<p><strong>Projektif amaçla resmin kullanımı </strong><br />
1. Kişilik Ölçütü: Karen Machover testi<br />
2. Başkalarıyla olan ilişkileri Anlamak: Grup resimlerinden özellikle çocuğun grup içinde kendini algılama ve diğer bireyleri algılama şeklini anlamak için yararlanılabilir. (Bir aile çiz testi)<br />
3. Grup Değerlerinin Ölçümü: Grup değer yargılarını anlamak için kullanılabilir.<br />
4. Tutumları Anlamak: Kişilere karşı tutumları hakkında bilgi almak.<br />
Gelişim düzeylerinin değerlendirilmesi</p>
<p><strong>Çocuk resminin gelişim aşamaları: </strong>Çizim, mekan kullanımı ve renk seçimi açısından değerlendirme yapılır.<br />
Karalama Dönemi (1;6 - 4 yaş): İlk dönemlerde kağıt üzerine gelişli güzel bir takım çizgi ve karalamalar çizilir. Zaman içinde karalamalar daha hedefli ve organize olmaya başlar.<br />
a) Kontrollü karalamalar: 2 yaş düzeyinde gözlenir. El-göz koordinasyonunun gelişmesi ile daha belirginleşir.<br />
b) İsimlendirilen karalamalar: Anlamsız karalamalar isimlendirilmeye başlanır. 2-3 yaşlarında karalamalara isim verilmeye başlanır. Şekiller bir birinin aynı olsa da çocuk tarafından farkı isimlendirilir. 3 yaş dolaylarında baştan bacaklı basit insan resimleri çizilmeye başlanır. Renkler bilinçsizce seçilir ve kağıt gelişli güzel kullanılır.<br />
Şematik Öncesi Dönem (4-7 yaş): 5-6 yaşlarında çocuk kendi duygu ve düşüncelerini anlamaya başlar. Anlaşılan bu düşünce ve duygular resme yansımaya başlar. En sevdiği konu insan figürüdür. Yakın çevrede kullanılan ve görülen nesnelerde resme girmeye başlar.<br />
Çocuklar özellikle kişilik ve gelişim özelliklerini gösteren resimleri anlatma ve gösterme eğilimi içindedirler.<br />
Mekan Özelikleri: Resimler bir sıra izlemeksizin  kağıdın üzerinde gelişli güzel yer alır. Çocuk ana renkleri tanımaya başlamıştır. Bilinçli renk seçimleri başlar ancak gerçeğe uygun boya kullanılmayabilir.<br />
Şematik Dönem (7-9 yaş): Kavram biçimleri kesinlik kazanmaya başlar. Çizgiler nesneleri sembolize etmek için çizilir. Röntgen resim özellikleri görülür. Objeler gerçek büyüklüğünden çok, çocuk için anlam derecesine göre çizilir. Çocuk kağıdı üç bölümde kullanır. Yer hava gök. Resmi sıralar halinde yapar. Renk seçimleri gerçeğe uygun yapılır.<br />
Gerçekçi Resim (9-12 yaş): Bu dönemde çocuk, gerçeği resmetmeye başlar. Resimde gölge ışık görülmez. Resimde bütünden çok detaylar üzerinde durulur. Fantezi resimlerine rastlanır.<br />
9 yaşından itibaren, resimde nesnelerin önde arkada oluşuna dikkat edilir. Resimlerde bir kompozisyon vardır. Renkler gerçeğe uygun seçilir. Ancak ışık, gölge oyunları görülmez. Yakınlık, uzaklık hataları görülmez.<br />
Görünürde Doğalcılık Dönem ( 12-14 yaş): Çocuk bu dönemde gördüğü objelerin orantılarını, boyutlarını, derinliklerini çizgilerine yansıtır. Renk en iyi şekilde kullanılmaya başlanır. Resim yapma isteği gittikçe kaybolur.</td>
</tr>
</table>
<p>]]&#62;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuklara din ve Allah nasıl anlatılmalı?]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/21/cocuklara-din-ve-allah-nasil-anlatilmali/</link>
<pubDate>Wed, 21 Mar 2007 10:02:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/21/cocuklara-din-ve-allah-nasil-anlatilmali/</guid>
<description><![CDATA[Çocuklara din ve Allah nasıl anlatılmalı?
ALLAH’A samimi bir kul olmak, zorlamayla olacak bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklara din ve Allah nasıl anlatılmalı?</strong></p>
<p>ALLAH’A samimi bir kul olmak, zorlamayla olacak bir şey değildir. Kulluk yaşanacak bir haldir. Böyle olduğu için de, belli adımların sonunda belli sonuçlar cinsinden kalıplara uymaz.<br />
Çocuğun dindar olması için anne baba olarak bizim yapabileceklerimizden bazıları şunlar olabilir:</p>
<p>Evvela, bunu ciddi olarak istemeli ve bu konuda kararlı olmalıyız. Şimşek ışığında yol alınmadığı gibi, bu arzu da geçici heveslerle olacak bir şey değildir.</p>
<p>Çocuk büyütmekle, çocuk yetiştirmenin arasındaki farkı iyi anlamalıyız. Çocuk yetiştirmenin, bilinçli bir süreci ve bu süreçteki kararlı çabaları gerektirdiğini bilmeliyiz.</p>
<p>Daha sonra da kesinlikle şuurunda olmalıyız ki, dindar olmanın özü özeti Allah’ı sevmektir. İnsan sevdiğine yaklaşır, sevdiğinin yolundan gider. Çocuğa Allah’ı sevdirmeliyiz; sevdikten sonra gerisini çocuk da getirebilir. Yoksa ezbercilikle dindar olunmaz. Dinden haberdar olmak başka, dindar olmak başkadır.</p>
<p>Ayrıca, çocuğumuzla sıcak bir yakınlık kurmalıyız; çocuğumuzun rahatça konuşabileceği, soru sorabileceği bir iletişim ortamı sağlamalıyız.</p>
<p>Bunların yanı sıra, çocuğuyla güzel bir diyalog içinde olan anne baba, ondan gelecek olan sorulara net ve kısa olarak cevap vermelidir.</p>
<p>Bilmeliyiz ki, çocuğumuz izah istemiyor, cevap bekliyor. Çocuk, “güneşi kim çıkardı?” diye sorduğunda, “Allah güneşi bizi aydınlatsın ve ısıtsın diye çıkardı,” gibi kısa bir cevap onu tatmin edebilir. Yoksa bu soruyu cevaplamak için evrenin yaratılışından başlamamız gerekmez. Zaten ne kadar uzatırsak, çocuğumuz bizi o kadar az anlayacaktır.</p>
<p>Çocuğumuzun sorularına mutlaka doğru cevaplar vermeliyiz. O küçüktür anlamaz diye cevapları geçiştirmemeliyiz. “Kardeşim nereden geldi?” diye sorduğunda, “onu Allah yarattı, büyüyünce beraber oynayacaksınız, birbirinize yardımcı olacaksınız” gibi doğru bir cevap verebiliriz. Yoksa “kardeşini leylekler getirdi” gibi, çocuğa bir faydası olmayacak masallarla onun zihnini dondurmaktan, düşüncesinin gelişmesini baltalamaktan kesinlikle kaçınmalıyız.</p>
<p>Çocuğumuzun sevdiği, beğendiği, varlığından haz aldığı şeylerin var olmalarının nedenini doğru olarak bildirilmeliyiz. Sevdiği bir şeyi, bir insanı, Allah’ın yarattığını öğrenmesi, çocuğu Allah’a yaklaştıracaktır. Sorduğu sorularına, tabiat ana, Noel Baba, evrim.. gibi gerçek dışı uydurma cevaplar alan bir çocuğun, duygusal zekası gelişemeyeceği gibi, belirsizlikler içinde kalan aklı, kainatı ve hayatı anlamakta da güçlük çekecektir.</p>
<p>Çocuğunu dindar bir insan olarak yetiştirmek isteyen bir anne babanın en büyük yardımcısı elbette Allah’tır. Çünkü Allah, insanı, kendine muhatap olacak imkânlarla donatıp yaratmıştır. Peygamberimizin ifadesiyle, “her çocuk İslâm fıtratıyla, yani Allah’a iman edecek bir karakterle dünyaya gelir.” Bize iman lütfeden Yaratıcımız, çocuğumuza da merakı ve soru sorma yeteneğini vermiş; böylece çocuğumuzu insana yaraşır bir gelişme sürecine hazır hale getirmiştir.</p>
<p>İkinci yardımcımız, kainattır. “Kainattan nasıl yardımcı olur,” demeyin. İnsanın Allah’ı tanıma yollarından birisi de kâinattır. İnsan, Allah’ın yarattıklarını görüp tattıkça, Yaratanına olan bilgisi ve sevgisi artar. Bu konuda bir kıssa vardır:</p>
<p>Allah (c.c.), Davud aleyhisselama buyurmuş ki:</p>
<p>“Beni kullarıma anlat, Beni sevdir.”</p>
<p>Davud aleyhisselam:</p>
<p>“Ey Rabbim! Seni kullarına anlatabilirim,” dedi, “ama nasıl sevdirebilirim?”</p>
<p>Allah (c.c.) buyurdu ki:</p>
<p>“Sen kullarıma, onlara ihsan ettiğim nimetlerimi hatırlat, açıkla; Ben onların kalplerinde sevgiyi yaratırım.”</p>
<p>Öyleyse çocuğumuza Allah’ı sevdirmek için daima kâinattan, Rabbimizin dünyada yarattığı güzelliklerden bahsetmeliyiz.</p>
<p>Ağaçların, çiçeklerin, yıldızların, Ay’ın, dünyanın, hayatın güzelliklerini onun dikkatine sunmalıyız.</p>
<p>Ayrıca, Allah’ın bütün bunları bizim için, bizi sevdiği için yarattığını söyleyebiliriz. Bir meyve yiyorsak, “Bak yavrum” diye başlayarak, “Allah bizi ne kadar çok seviyor, bizim için bu güzel meyveyi yaratmış, rengini, tadını, şeklini, kokusunu bizim hoşumuza gidecek gibi yapmış..” diyebiliriz.</p>
<p>Böylece sonuçta belki de hiç beklemediğimiz bir anda, çocuğumuz elinde bir meyve yiyor iken, “Biliyor musun baba, ben Allah’ı çok seviyorum” diyebilecektir.<br />
alıntı]]&#62;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Children of gulistan.]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/13/children-of-gulistan/</link>
<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 11:41:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/13/children-of-gulistan/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/Eam3jJKylTE'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/Eam3jJKylTE&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuklara örnek]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/13/cocuklara-ornek/</link>
<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 11:30:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/13/cocuklara-ornek/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/g3EvMzcmKXM'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/g3EvMzcmKXM&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Efendimizin Çocuk Sevgisi]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/13/efendimizin-cocuk-sevgisi/</link>
<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 11:21:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/03/13/efendimizin-cocuk-sevgisi/</guid>
<description><![CDATA[Bir çocuk gördüğü zaman Peygamberimizin mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Onu tuta]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="snap_preview">Bir çocuk gördüğü zaman Peygamberimizin mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Onu tutar, kollarının arasına alır, kucaklar, okşar, sever ve öperdi. Peygamberimizin şefkatinin en canlı örneğini çocuklar üzerinde görüyoruz. Peygamberimizin çocuklara olan şefkati ve sevgisi bambaşkaydı. <span></span><br />
Gördüğü ve karşılaştığı her çocuğa selâm verir, halini hatırını sorardı. Binekli bulunduğu zaman çocukları atın terkisine alır, gidecekleri yere kadar götürürdü. Çocuklarla arkadaşça konuşur, onların yanında çocuklaşır, anlayış seviyelerine göre sohbet eder, öğütler verirdi.<br />
Çocuklarla o kadar içiçe olmuştu ki, bir defasında yarış yapan çocukları görmüştü de, onların neşesine katılmak için birlikte koşmuştu.<br />
Peygamberimiz özellikle kendi çocuk ve torunlarına çok düşkündü. Onlar için şefkatli bir baba, merhametli bir dedeydi.</p>
<p><strong>Mesciddeki çocuklu anneler</strong><br />
Peygamberimiz Mescitte namaz kıldırırken cemaatte çocuklu anneler de bulunurdu.<br />
Sahabelerin bu husustaki anlatımı şöyle:<br />
“Resulullah bize sabah namazını kıldırmıştı. Namazda iki kısa sûre okudu. Namaz bitince Ebû Said el-Hudrî sordu:<br />
“Yâ Resulallah bugün daha önce yapmadığınız bir şekilde namazı kısa kıldırdınız…”<br />
“Peygamberimiz şöyle açıkladı:<br />
“Geride kadınlar safındaki çocuk sesini duymadın mı? Annesinin onunla ilgilenmesini temin edeyim dedim.”<br />
Çocuğa en çok annesi şefkat gösterir. Bir hadis-i şerifte annenin çocuğuna gösterdiği şefkatten dolayı büyük sevap kazanacağı müjdelenir. Olay şöyle gelişir:</p>
<p><strong>Çocukları hakkıyla korumak<br />
</strong>Bir gün fakir bir kadın iki kızı ile Hz. işe’yi ziyarete gelmişti. Hz. Aişe de evde onlara ikram için bir tek hurmadan başka verecek bir şey bulamamıştı. O hurmayı anneye verdi. Anne de hurmayı ikiye bölerek çocuklarına yedirdi. Hz. Aişe bu durumu Peygamberimize anlatınca, Peygamberimiz o kadın için şu müjdeyi verdi:<br />
“Çocukları hakkıyla sevmek ve onları korumak, Cehennemden kurtuluşa vesiledir.”<br />
Peygamberimiz, çocuklara olan şefkatinde bir ayırım gözetmezdi. Kendi çocuklarına ve torunlarına gösterdiği aynı sevgi ve merhameti, diğer Sahabe çocuklarına da gösterirdi.<br />
Peygamberimizin hizmetçisi Hz. Zeyd’in oğlu Üsame anlatıyor:<br />
“Resulullah bir dizine beni, bir dizine de torunu Hasan’ı oturtur; sonra ikimizi birden bağrına basar ve ‘Ya Rabbi, bunlara rahmet et. Çünkü ben bunlara karşı merhametliyim’ diye dua ederdi.”</p>
<p><strong>Din ayrımı yapmazdı<br />
</strong>Peygamberimiz çocuklara gösterdiği şefkatte din ayırımı yapmazdı.<br />
Bir Yahudinin çocuğu hastalanmıştı. Bunu duyan Peygamberimiz çocuğu ziyarete gitti. Ona Müslüman olması için telkinde bulundu. Çocuk, Müslüman olmak için babasından izin istedi. Babası müsaade etti ve çocuk Müslüman oldu.<br />
Peygamberimizin barış zamanındaki bu güzel davranışı savaş esnasında da devam ederdi. Savaş sırasında çocukların öldürülmemesini öğütler, onlara iyi davranılmasını tembih ederdi.<br />
Bir savaş esnasında birkaç çocuk iki tarafın arasında kalmış ve öldürülmüşlerdi. Peygamberimiz bu hadiseye çok üzüldü.<br />
Sahabîler, “Ya Resulallah, onlar müşrik çocuklarıdır, niçin üzülüyorsunuz?” diye sordular.<br />
Peygamberimiz, “Onlar doğdukları gibi duruyorlar. Sakın çocukları öldürmeyin, aman çocukları katletmeyin. Her can ilk yaratılışta tertemizdir” buyurarak konuya dikkatlerini çekti.<br />
Çünkü, çocukların babası gayr-i müslim de olsa, kendileri erginlik çağına gelmedikçe mükellef sayılmamaktadır. İslâm fıtratı üzere doğdukları için, o masumluklarını mahafaza etmektedirler.</p>
<p><strong>Kız çocuklarını da çok severdi</strong><br />
Peygamberimizin eşsiz şefkatim kız çocukları üzerinde de görmekteyiz. İslâm’dan önce kız çocuklarının Arapların gözünde hiçbir değeri yoktu. Kız babası olmayı bir ayıp olarak görürlerdi. “Falan adamın damadı demesinler” diye kızlarını evlendirmek istemez, diri diri toprağa gömerlerdi. Bu vahşeti de atadan, babadan kalma bir âdet olarak görür, uygularlardı.<br />
İşte Peygamberimiz bu zavallı masumların böyle acımasızca öldürülmelerini büyük bir cinayet olarak görüyor, bu kötü âdetin bir an önce kaldırılması için mücadele ediyordu. Kendisi kızların babası olmakla iftihar ettiği gibi, üç, iki veya bir kızı olup da onları büyütüp yetiştirenleri, İslâmî bir eğitim verenleri Cennetle müjdeliyordu.<br />
Peygamberimiz, huzuruna bir kız çocuğu gelirse ona yakın ilgi gösterirdi.<br />
Enes bin Mâlik anlatıyor:<br />
“Peygamberimizin yanında bir adam oturuyordu. Bir ara adamın erkek çocuğu geldi. Adam çocuğu aldı dizlerine oturttu. Az sonra bir de kız çocuğu geldi. Onu da yanına oturttu.<br />
“Peygamber Efendimiz adama sordu: “Niçin ikisini bir tutmadın?”<br />
Peygamberimiz çocuklar arasında sevgide eşit davranılmasını istediği gibi, bağış, hediye, ikram ve hibe konularında da eşit davranılmasını isterdi.</p>
<p><strong>Numan bin Beşîr anlatıyor<br />
</strong>“Babam malından bir şeyler hibe etmişti. Annem, ‘Bu hibeye Peygamberimizi şahit tutmazsan kabul etmem’ dedi.<br />
“Bunun üzerine bana yaptığı hibeye şahitlik yapması için babam beni alarak Peygamberimize gittik. Durumu öğrenen Peygamberimiz:<br />
“Başka çocukların var mı?’ diye sordu. “Babam, ‘Evet, var’ dedi.<br />
“Bütün çocuklarına aynı şekilde hibede bulundun mu?”<br />
“Babam, ‘hayır’ dedi.<br />
“Allah’tan korkun, çocuklarınız arasında eşit davranın.’<br />
“Babam Peygamberimizin huzurundan çıktıktan sonra bana yaptığı hibeden vazgeçti.”<br />
Peygamberimizin kendi şahsında bu eşit davranışı daha açık görüyoruz. İlk anda basit gibi görülse dahi, önemli ve kalıcı bir ölçü olması bakımından şu olay çok dikkat çekici…]]&#62;</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Altin Ögütler - Imam Gazali (Anne Baba Rizasi)]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/altin-ogutler-imam-gazali-anne-baba-rizasi/</link>
<pubDate>Wed, 20 Jun 2007 06:44:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/altin-ogutler-imam-gazali-anne-baba-rizasi/</guid>
<description><![CDATA[
Tags:  ilahi, küçük+kız, anne, mather, my+ümmi, aile, çocuk, baba, anne, aile, keder, hak, ga]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/u9KsKUNw7ys'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/u9KsKUNw7ys&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p class="bjtags">Tags:  <a href="http://technorati.com/tag/ilahi" rel="tag">ilahi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/küçük+kız" rel="tag">küçük+kız</a>, <a href="http://technorati.com/tag/anne" rel="tag">anne</a>, <a href="http://technorati.com/tag/mather" rel="tag">mather</a>, <a href="http://technorati.com/tag/my+ümmi" rel="tag">my+ümmi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/aile" rel="tag">aile</a>, <a href="http://technorati.com/tag/çocuk" rel="tag">çocuk</a>, <a href="http://technorati.com/tag/baba" rel="tag">baba</a>, <a href="http://technorati.com/tag/anne" rel="tag">anne</a>, <a href="http://technorati.com/tag/aile" rel="tag">aile</a>, <a href="http://technorati.com/tag/keder" rel="tag">keder</a>, <a href="http://technorati.com/tag/hak" rel="tag">hak</a>, <a href="http://technorati.com/tag/gam" rel="tag">gam</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fethullah Gülen Hocaefendi - Anne Baba Hakkı]]></title>
<link>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/anne-baba-duasi/</link>
<pubDate>Wed, 20 Jun 2007 06:41:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>ihanım</dc:creator>
<guid>http://bizimaile.wordpress.com/2007/06/20/anne-baba-duasi/</guid>
<description><![CDATA[
Tags:  ilahi, küçük+kız, anne, mather, my+ümmi, aile
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/a0GdSyubJT4'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/a0GdSyubJT4&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p class="bjtags">Tags:  <a href="http://technorati.com/tag/ilahi" rel="tag">ilahi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/küçük+kız" rel="tag">küçük+kız</a>, <a href="http://technorati.com/tag/anne" rel="tag">anne</a>, <a href="http://technorati.com/tag/mather" rel="tag">mather</a>, <a href="http://technorati.com/tag/my+ümmi" rel="tag">my+ümmi</a>, <a href="http://technorati.com/tag/aile" rel="tag">aile</a></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
