<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>azap &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/azap/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "azap"</description>
	<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 08:08:09 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Grup Yeniçağ - Sebep Full Download!!!]]></title>
<link>http://shakirt.wordpress.com/?p=30</link>
<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:07:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>shakirt</dc:creator>
<guid>http://shakirt.wordpress.com/?p=30</guid>
<description><![CDATA[Grup Yeniçağ - Sebep  II  Işte Yeniçağ Grubunun en son ve Muhteşem Albumu Sebep sizlerle Ber]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span class="icyazilar"><span class="icyazilar"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Grup Yeniçağ - Sebep  II  Işte Yeniçağ Grubunun en son ve Muhteşem Albumu Sebep sizlerle Berebar!!</strong></span></span></span></span></p>
<p align="justify"><span class="icyazilar"><span class="icyazilar"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong><span style="color:red;">2005 Sebep:</span> Hayranları Gölgeler'i o kadar sevmişti ki, yeni albümün yolunu gözler olmuştu. Gecikmeyle de olsa 2005'in Ekim'inde yayınlanan ‘Sebep’ adını verdikleri bu albümün mana ismi ‘ay ve güneş’ti. Yine hârika, orijinal sesler, besteler, güfteler, altyapılar ve vokallerle kendilerini aşmışlardı. Her albümleri gibi bunun da tarzı farklıydı, bambaşkaydı. Büyük cesâretle ilk defâ orchestral symphony, progressive, trance, fusion, techno, flamenko, blues, jazz, trip hop vb. türleri bol efektlerle harmanladıkları altyapılarıyla yine orijinâl olan bestelerinin vokal yorumları tempolu ve esnekti. Farklı altyapının farklı vokalle aynı seviyede konuştuğu bir albüm olan ‘sebep’te işlenen konu ‘nat’tır (Peygamberimiz Hz.Muhammed'e övgü). Albümün onbuçuk dakika süreli son parçasında kronlojik olarak mazilerinde bıraktıkları besteleri göz kırpışlarıyla sıralayarak hüzünlü melodinin akabinde yağmurla bitirmeleri kalplerde mâtem dalgaları estirip, akıllarda soru işâretleri bıraktılar: "Acaba bu vedâ albüm müydü?" Kapaktaki ‘yeniden buluşulur mu, bilinmez...’ ibâresi, Azap albümündeki ‘bizi, size bıraktık...’ ifâdesiyle aynı mıydı?" Şimdilik meçhûldü. Yine de sevenleri, onların yanındaydı. Dualarından esirgemeyecekti. <span><span>On</span></span>lar da bunu biliyorlardı...</strong></span></span></span></span></p>
<p align="justify"><span class="icyazilar"><span class="icyazilar"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Album Kapağı ve Album İçeriği :</strong></span></span></span></span></p>
<p><span class="icyazilar"><span class="icyazilar"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"></p>
<p align="justify"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> <img src="http://www.ezgimarket.com/v1/album_resim/200/74.jpg" alt="http://www.ezgimarket.com/v1/album_resim/200/74.jpg" /></strong></span></p>
<p></span></span><span class="icyazilar"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"></p>
<p align="justify"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>01 Yenicag - Illallah 1.Kısım<br />
02 Yenicag - Illallah 2.Kısım<br />
03 Yenicag - Sebep (Album Kapağı)<br />
04 Yenicag - Gitmedim<br />
</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>05 Yenicag - Sel<br />
06 Yenicag - Günes<br />
07 Yenicag - Gezdigin Tepelerde<br />
08 Yenicag - Kronoloji</strong></span></p>
<p></span></span><span class="icyazilar"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"></p>
<p align="justify"><span><span><span class="icyazilar"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Olmak Uzere Toplam 8 Parçadan Oluşmaktadır!!!</span></strong></span></span></span></span></p>
<p align="justify"><a href="http://rapidshare.com/files/137362358/Sebep.rar">http://rapidshare.com/files/137362358/Sebep.rar</a></p>
<p></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Grup 84 - Azap Dinle, İndir]]></title>
<link>http://gurkanbicer.wordpress.com/?p=281</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 12:59:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>muziginefendisi</dc:creator>
<guid>http://gurkanbicer.wordpress.com/?p=281</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>[dailymotion id=x501a5]</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cehennem ve Azap (Dini Sohbet Nihat Hatipoglu)]]></title>
<link>http://ilahi.wordpress.com/2008/04/30/cehennem-ve-azap-dini-sohbet-nihat-hatipoglu/</link>
<pubDate>Wed, 30 Apr 2008 14:43:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://ilahi.wordpress.com/2008/04/30/cehennem-ve-azap-dini-sohbet-nihat-hatipoglu/</guid>
<description><![CDATA[Cehennem ve Azap (Dini Sohbet Nihat Hatipoglu)
    
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#ff00ff;">Cehennem ve Azap (Dini Sohbet Nihat Hatipoglu)</span></h2>
<p><span style="display:block;width:425px;margin:0 auto;"> [vodpod id=ExternalVideo.524459&#38;w=425&#38;h=350&#38;fv=docId%3D-6868287018169408354%26playerMode%3Dsimple%26hl%3Den]  <span style="font-size:10px;float:right;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kabir Azabı (Hurafeler)]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</link>
<pubDate>Tue, 26 Jun 2007 22:22:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</guid>
<description><![CDATA[
Yeni bir internet hurafesi daha:
Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>[googlevideo=http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218]</p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, "kabir azabı kurbanı"na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım "internet efsanesi"nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda...<br />
<!--more--><br />
Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı...</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları "korkudan" bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri "kabir azabı"nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur'an'dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz'den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, "feth-i kabir" (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, "kanıt" olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi "yalan"...</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com'da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu...</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, "Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi" denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde "slip" tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini "Nasıl daha korkutucu olabiliriz" konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir "posta formu" ile koyuyor. Formun başına "Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder" yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da "God is one" (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com'daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com'daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna "Vücutta çürümenin erken aşamaları" başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/  (anasayfa'da ortadaki link)</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine "Yahu, dur bir dakika birader" dedi mi, "Allah'ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden 'kabir azabı' denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı'dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?"</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah'ın kulu oldu mu... Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri "kana susamış işkenceci vahşiler" olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun "cehennem"inin ya da "kabir azabı"nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, "kabir azabı kurbanı"na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım "internet efsanesi"nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda...</p>
<p>Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı...</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları "korkudan" bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri "kabir azabı"nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur'an'dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz'den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, "feth-i kabir" (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, "kanıt" olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi "yalan"...</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com'da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu...</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, "Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi" denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde "slip" tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini "Nasıl daha korkutucu olabiliriz" konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir "posta formu" ile koyuyor. Formun başına "Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder" yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da "God is one" (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com'daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com'daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna "Vücutta çürümenin erken aşamaları" başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine "Yahu, dur bir dakika birader" dedi mi, "Allah'ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden 'kabir azabı' denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı'dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?"</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah'ın kulu oldu mu... Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri "kana susamış işkenceci vahşiler" olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun "cehennem"inin ya da "kabir azabı"nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>***</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Din olmaz İse Ahlak Nasıl Olur?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/</link>
<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:48:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/</guid>
<description><![CDATA[
Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa açık duruma gelirler. Örneğin dind]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="post">
<p><span style="text-decoration:underline;">Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa açık duruma gelirle</span>r. <span style="color:red;">Örneğin dindar bir insan ahirette hesabını vereceğini bildiği için kesinlikle rüşvet almaz, kumar oynamaz, kıskançlık yapmaz, yalan söylemez. Ama dinsiz bir insan bunların hepsini yapmaya açıktır.</span> Bir insanın "ben dinsizim ama rüşvet almıyorum" veya "ben dinsizim ama kumar da oynamıyorum" demesi yeterli olmaz. Çünkü <span style="text-decoration:underline;">Allah korkusu olmayan ve ahirette hesap vereceğine inanmayan bir insan, ortam veya şartlar değiştiğinde bunlardan herhangi birini kolaylıkla yapabilir. "Dinsizim ama fuhuşyapmıyorum" diyen bir insan fuhuşun normal karşılandığı bir yerde fuhuşyapabilir. Veya rüşvet almadığını söyleyen bir insan eğer Allah'tan korkmuyorsa "oğlum hasta ölmek üzere, onu için rüşvet almak zorundayım" diyebilir</span>.<strong> Dinsizlikte hırsızlık bile bazı ortamlarda meşru görülebilir. Örneğin böyle kişiler kendilerince otellerden, eğlence yerlerinden havlu veya dekoratif eşyalar almayı hırsızlıktan saymayabilirler.<br />
</strong><!--more--><br />
<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Oysa dindar bir insan böyle bir ahlakı göstermez. Çünkü Allah'tan korkar ve Allah'ın, niyetini de, düşüncelerini de bildiğini unutmaz, samimi davranır ve günahtan kaçınır</strong>.<br />
</span></span><br />
Dinden uzak bir insan "dinsizim ama affediciyim, intikam veya kin hissi duymam" diyebilir. Ama bir gün öyle bir olay olur ki çileden çıkar ve en umulmayacak tavrı gösterir. Bir insanı öldürmeye, yaralamaya kalkar. Çünkü üzerinde taşıdığı ahlak, ortamlara, koşullara, yaşanılan yere göre değişen bir ahlaktır.</p>
<p>O<span style="text-decoration:underline;">ysa Allah'a ve ahirete inanan bir kişi koşullar ve ortam ne olursa olsun güzel ahlak göstermekten kesinlikle taviz vermez. Ahlakı "değişken" değil "oturmuş" olur. Allah dindar insanların üstün ahlakını ayetleriyle haber vermiştir:</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar. Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 20-22)</strong></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsanların Başına neden Önceki Musibetler Gelmiyor?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/insanlarin-basina-neden-onceki-musibetler-gelmiyor/</link>
<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:51:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/insanlarin-basina-neden-onceki-musibetler-gelmiyor/</guid>
<description><![CDATA[SORU: Ad, Semût ve Lût kavimleri zamanında işlenen isyan ve inkârlar
şimdi de yapıldığı ha]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SORU: Ad, Semût ve Lût kavimleri zamanında işlenen isyan ve inkârlar<br />
şimdi de yapıldığı halde, Allah onlara gönderdiği bela ve musibetleri niye<br />
şimdi de insanların başına musallat etmiyor? .</strong></p>
<hr />CEVAP: Cenab-ı Hakk'ın, Kur'an'da Peygamberimize (s.a.v) şöyle bir vaadi vardır: "Bir<br />
vakitte: "<strong>Ey Allah! Eğer, bu senin tarafından gelmiş bir kitap ise, hemen üzerimize gökten<br />
taş yağdır veya bize daha acıklı bir azap ver, demişlerdi. Halbuki sen (Ey Rasulüm) onları<br />
içindeyken Allah onlara azap verecek değildi. İstiğfar ettikleri halde de, Allah onlara azap<br />
edecek değil</strong>.." (236)<br />
<!--more--><br />
Evet, Allah Tealâ, diğer peygamberlerin ümmetlerine tebliğ ve çeşitli ikazlardan sonra aynı<br />
günahta ısrar etmelerinden dolayı helak etti. Fakat, bizim Peygamberimiz'e Allah'ın sözü<br />
vardır. İşte, Allah bizim suçumuzdan dolayı hemen helak etmiyor. Böylece bizler de daha<br />
sonra hatalarımızı anlayıp, tövbe ederek Allah'ın emirlerine sarılıyoruz. Peygamberimizin<br />
ümmeti deyince sadece Müslümanlar'ı anlamamak lazımdır. Bütün insanlar,<br />
Peygamberimizin peygamberliğe başlamasından bu yana onun ümmetidir. Fakat davetini<br />
kabul edenler ümmet-i icabet, kabul etmeyenler ise ümmet-i davettir. Allah günahımızdan<br />
dolayı bu ümmeti helak etseydi önceden kâfir olup, şimdi Müslüman olanlar da kâfir<br />
olarak ölecekti. Meselâ, Avrupa'da, yeni yeni Müslüman olanlar kâfir olarak öleceklerdi.<br />
İşte Allah Tealâ'nın bizi hemen helak etmemesi bizim için, Peygamberimizin ümmeti için<br />
büyük bir lütuftur. Rabbimiz'e ne kadar şükretsek azdır.<br />
(236) Enfal: 32-33.</p>
<p>Emine Şenlikoglu GEnçliğin İmanını Sorularla Çaldılar.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kabir azabı deniliyor ama bir türlü aklım almıyor. Nedir Kabir Azabı? Mumyalar...]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kabir-azabi-deniliyor-ama-bir-turlu-aklim-almiyor-nedir-kabir-azabi-mumyalar/</link>
<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 18:01:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kabir-azabi-deniliyor-ama-bir-turlu-aklim-almiyor-nedir-kabir-azabi-mumyalar/</guid>
<description><![CDATA[Materyalist sistem (yani maneviyata inanmayan, her şeyi madde ile ölçen sistem)
bizi Materyalist ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Materyalist sistem (yani maneviyata inanmayan, her şeyi madde ile ölçen sistem)<br />
bizi Materyalist bakışa mahkum ettiğinden, her şeyde aklın kabul edebileceği delili<br />
arıyoruz. Aklın kabul etmediği delili almıyoruz. Akıl, madde alemi ile ilgili her şeyi<br />
çözemez, önce bu bakışı değiştirmeliyiz. Kabir suali ve azabı bedene değil ruhadır. Ölmüş<br />
insanın ruhu ta kıyamete kadar bir daha bedene dönmez. Öldükten sonra yakılan, yahut<br />
hayvanlar tarafından parçalanıp yenen, yanıp kül olan, zerre zerre parçalanıp, hiç cesedi<br />
kalmayan insanlar da vardır. Olmayan cesede ruhun gelip yerleşmesi mümkün değildir.<br />
Kuruyan ağaç nasıl canlanmazsa, ölen insan da dünyada bir an için dahi canlanmaz.</p>
<p><!--more--><br />
Nitekim, tekrar dünyaya döndürülmek isteyen ruhlara yüce Allah (c.c) bunun olmayacağını<br />
bildirmiştir:<br />
"<strong>Onlardan birine, ölüm geldiği zaman, Rabbim der, beni (dünyaya) geri döndürünüz ki,<br />
terkettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım. Hayır bu onun söylediği (olmayacak) bir laftır.<br />
Önlerinde ta dirilecekleri kıyamet gününe kadar, (geriye dönmelerine engel olan) bir<br />
berzah (geçit) vardır.</strong>" (116)<br />
Cesede hayat verip onu bozulmaktan koruyan can, yani ruhtur. Can çıkınca, ceset<br />
çürümeye ve temel elemanlarına dönüşmeye başlar. Nihayet, tamamen eriyip toprağa<br />
karışır. İnsana kişiliğini veren ruhtur. Ruh ise ölmez, ebedîdir. Dünyada yaptığı işlere göre,<br />
ya yücelere çıkar, iyi ruhlarla beraber zevk-ü sefa içinde bulunur ya da zindanlara atılıp,<br />
azaplara sokulur.</p>
<p>Hz. Ebu Hüreyre (r.a), bu konuda Allah'ın Resulünden (s.a.v) duyduklarını şöyle anlatır:<br />
"<strong>Mü'minin ruhu, (cesedinden) çıktığı zaman oniki melek alıp (göğe) çıkarır</strong>."</p>
<p>Mü'minin Ruhunun güzel koktuğunu anlatan Ebu Hüreyre (r.a) şöyle devam ediyor.<br />
"<strong>Gök halkı:<br />
— Yer tarafından güzel bir ruh geldi. Allah sana ve içinde ömür sürdüğün bedene rahmet<br />
etsin, derler. Bu ruh yüce Rabb'ine götürülür. Sonra yüce Allah:<br />
— Bunu sürenin sonuna (yani sidretü'l-münteha'ya) götürün, der.<br />
Kafirin kötü kokan lanetli ruhu da (bedeninden) çıkınca gök halkı:<br />
— Yer tarafından pis bir ruh geldi, derler.<br />
Bunu, sürenin sonuna (yani zindana götürün) dediler." Hadisi nakleden Ebu Hüreyre (r.a)<br />
diyor ki: "Allah Resulü, kafirin ruhunun kötü koktuğunu anlatırken gömleğini burnuna<br />
tuttu</strong>." (117)</p>
<p>.<br />
Talha b. Ubeydullah şöyle demiş: "<strong>Ormanda malımı arıyordum. Geç oldu. Abdullah b. Amr<br />
b. Haram'in kabrine sığındım. Kabrinden öyle bir kıraat (okuma) sesi duydum ki ondan<br />
daha güzelini duymamıştım</strong>."</p>
<p>Allah'ın Rasulü (s.a.v) buyuruyor ki: "<strong>O, Abdullah'tır. Bilmiyor musun, Allah (c.c.) onların<br />
ruhlarını aldı, zeberced ve yakut kandillerine koydu, cennetin ortasına açtı. Gece olunca<br />
ruhları tekrar kandillerine (cesetlerine) geri döndürülür. Şafak atıncaya kadar böyle sürer.<br />
(Şafakla) tekrar ruhları bulundukları yere gönderilir</strong>." (118)</p>
<p>Şimdi burada her gece cesetlerine gönderilen ruh, elbette cesedin içine sokulmamaktadır.<br />
Bundan kastedilen, her gece ruhun kabri civarına gelmesidir. İşte kabir sorgusu sırasında<br />
ruhun cesede reddi de, cesedin yanında bulunması, kendisini cesedinde sanmasıdır.<br />
Ruh, içinde uzun süre yaşadığı, kemal kazandığı bedenden ayrıldıktan sonra da hem<br />
ayrıldığı bedenini görür, hem de kendisini, bedenin şeklini, latif cisim olarak<br />
koruduğundan, aynen bedeni içinde hisseder. Nasıl ki insan rüyada, yaşadığı olayları, ruh<br />
olarak yaşadığı halde, bedende yaşıyor, görüyor zanneder. Rüyada dolaştığı yerleri,<br />
bedensiz olarak dolaştığının farkında değildir.<br />
Rüyada ruh, bedenden tam ayrılmaz, fakat kapalı, penceresiz bir kafes gibi ruhun manevi<br />
güçlerine, basiret gözüne engel olan bedenin etkisinden nisbeten kurtulur. Ruhun görüş<br />
açısına gerilen perdeler vardır. Ruh, bedene gizli kalan dünyalara uzanır.<br />
Ölüm halinde ise, tamamen bedenin etkisinden kurtulan ruh, gezer, dolaşır, içinde<br />
yaşadığı bedenin çevresinde dolanır. Hatta ilk önce bedenden kurtulduğu için kendisini<br />
hala beden içinde sanır. İşte ölümden sonra vuku bulacak sorgu da ruhun bedene<br />
dönmesi,bedenin yanında bulunması ve aynen beden içinde imiş gibi sevinç ve azap<br />
duyması anlamına gelir. Allah'ın yaratılış yasasına ve ayetlerin açık ifadesine aykırıdır.<br />
Çünkü, Cenab-ı Hak, ruhun bir daha dünyaya yani maddi bedene dönmeyeceğini<br />
bildirmiştir...</p>
<p>Yüce Allah: "<strong>Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (deriz)</strong>" (119) buyurmaktadır. Bu<br />
sunulma, kabir azabıdır. Ayetten hitabın ruha olduğu açıkça anlaşılmaktadır.<br />
Kabir azabının, bedene değil, ruha olduğunu aşağıdaki hadis açıkça göstermektedir.<br />
"<strong>Mi'raca çıkarıldığım vakit, öyle bir kavmin yanından geçtim ki bunlar bakırdan<br />
tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Cebrail'e; "Bunlar kimdir?" dedim.<br />
"İnsanların, etlerini yiyen, gıybet edenler ve namuslarına tecavüz edenlerdir, ded</strong>i" (120)<br />
Burada, Peygamberimizin (s.a.v) azap içinde gördükleri, o şahısların bedenleri değil,<br />
ruhlarıdır. Bedenler çürüyüp gitmiştir.<br />
Mü'min, kabrinde yemyeşil bir bahçe içinde bulunur. Kabri yetmiş zir'a genişletilir.<br />
(Kabrin şu kadar genişletilmesi, ölünün ruhunun geniş bir makam içinde bulunması<br />
demektir.) Ve içi, ayın ondürdüncü gecesi gibi aydınlatılır.</p>
<p>Peygamber (s.a.v), ashabına<br />
hitaben: B<strong>iliyor musunuz; "Kim benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, onun<br />
hakkında dar bir geçimdir ve biz onu kıyamette kör olarak neşrederiz" ayeti kimin<br />
hakkında inzal buyurulmuştur? dediler. Allah ve Rasulü bilir denildi. Buyurdu: O, kafirin<br />
kabrinde göreceği azaba dairdir. O kafire doksan dokuz "Tınnin" musallat olur. "Tınnin"<br />
nedir biliyor musunuz? dediler. Hayır. Buyurdu ki: O, yedi başlı bir yılandır. Kafirleri,<br />
kabirlerinden kaldırıldıkları zamana kadar ısırırlar, sokarlar ve şişirirler</strong>. (121)</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v), kabir azabından Allah'a (c.c) sığınmıştır. Zeyd b. Sabit diyor ki:<br />
"Peygamber (s.a.v) ile Neccaroğullarının çevirmesinde bulunuyorduk. Kendileri katırın<br />
üstünde idiler. Biz de kendisinin yanında idik. Birden, katırı ürküp saptı, az kalsın<br />
kendilerini düşürecekti. Bakım ki, yanımızda altı yahut beş ya da dört kabir var.<br />
Buyurdular ki:<br />
— <strong>Kim bu kabirlerin sahiplerini biliyor? Bir adam:<br />
— Ben, dedi.<br />
— Bunlar ne zaman öldüler? dedi.<br />
— Şirk devrinde öldüler ya Rasulallah, dedi.<br />
— Bu ümmet de kabirlerinde imtihan edilir. Eğer gömülmekten vazgeçecek olmasaydınız,<br />
benim işittiğim kabir azabını size de işittiririrdim, dedi. Sonra yüzünü bize doğru<br />
çevirerek:<br />
— Cehennem azabından Allah'a sığınırız, dedi.<br />
— Cehennem azabından Allah'a sığınırız dediler.<br />
— Kabir azabından Allah'a sığınırız, dedi.<br />
— Kabir azabından Allah'a sığınırız, dediler.<br />
— Açık ve gizli fitnelerden Allah'a sığınırız, dedi.<br />
— Açık ve gizli fitnelerden Allah'a sığınırız, dediler.<br />
— Deccal fitnesinden Allah'a sığınırız, dedi.<br />
—Deccal fitnesinden Allah'a sığınırız, dediler." (122</strong>)</p>
<p>Peygamberimizin (s.a.v), ashabına kabir azabından Allah'a sığınmayı öğrettiğini anlatan,<br />
bazı kimselerin, kabirlerinde azab edildiklerini bildiren hadisler vardır. Peki, ruh, kabrin<br />
içinde midir ki, kabirde azap edilsin?</p>
<p><strong><u>Ruhun azaba, uğratılması için kabrin içinde olması gerekmez mi? Hadislere göre, temiz<br />
ruhlar serbesttir. Diledikleri yere giderler. Fakat günahlı ruhlar tutuklanır, azaba<br />
sokulurlar. Bunun, uzun yıllar içinde yaşadığı beden kalıbı ile de manevi bağlantısı vardır.<br />
Onu düşünür, onun yanına gelir, onun halini görür. Hem böyle bedenini dışarıdan görür,<br />
hem de ruh kendisini bedenin içinde hisseder. Çünkü, kendisi bedenden ayrılmakla<br />
beraber yine de şeffaf bir bedene, kendisini diğer ruhlardan ayıran latif bir cisme, bir şekle<br />
sahiptir. Bu şekil, dünyadaki bedenin şeklidir ama ondan daha güzel veya daha çirkindir.<br />
Esas şekil o şekildir. Binaenaleyh bedenden ayrılan ruh, yine kendisini bedende hisseder.<br />
Aynı zamanda kabirde bulunan bedenin yanına gelir. Kabrinin çevresinde bulunur ama<br />
oraya da bağlı değildir. Başka yerlere de gider. Basiret gözü açık olanlar, o beden içinde<br />
yaşamış ruhun, azapta mı, nimette mi olduğunu görebilirler. Hatta bazı hayvanların dahi<br />
azapta olanları görüp hissettiklerine dair hadisler vardır. İşte Allah'ın Rasulü (s.a.v) bazı<br />
kabirde bulunanların azaba uğradıklarını söylemiştir. Fakat onların cesetlerine azap<br />
ediliyor dememiştir.(122-a)</u></strong></p>
<p>Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra ta kıyamete kadar olan hali, kabir halidir. Bedenden<br />
ayrılan ruhun gördüğü azaba, kabir azabı denmiştir. Çünkü ruh hayatı, insanın ölümüyle<br />
başlar. Fakat insan ölünce genellikle kabre konulduğu için, ruh hayatına kabir hayatı<br />
denmiştir. Aslında kabir hayatı ruhun hayatıdır. Kabre konulsun konulmasın, bedenden<br />
ayrılan ruhun hayatı, azap veya nimeti, kabir hayatı yani ölümden sonraki hayattır.</p>
<p>Sonuç olarak: Kabir azabı vardır, bu azap bedene değil, ruhadır. Rabbim bütün<br />
Müslümanlar'ı kabir azabından korusun.<br />
Ahiret aleminde, o alemin icabına göre bir bedenimiz olacağı için, azap ve nimet onun<br />
vasıtasıyla olabilir. Lakin cismimiz çürüyüp toprak olunca bu azap veya nimet nasıl<br />
hissolunacak? denilecek olursa; azap ve mükafat hem bedene ve hem ruhadır, deriz. Lakin<br />
bunları hissedecek olan şey ruhtur.</p>
<p>(122-a) İnsan ve İnsanüstü-Süleyman Ateş.<br />
(118) İnsan ve İnsanüstü -Süleyman Ateş.<br />
(119) Mü'min: 46.<br />
(120) Ebu Davut.<br />
(116) Mü'mimun: 99.<br />
(117) Müslim, Cennet 17, H. 75<br />
(121) Tirmizi (Ebu Hureyre'den)<br />
(122) Müslim, Cennet: 67.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
