<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>allahin-ayetleri &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/allahin-ayetleri/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "allahin-ayetleri"</description>
	<pubDate>Sun, 06 Jul 2008 08:00:52 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[1 SMS 5 YTL,  1923'e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1185</link>
<pubDate>Tue, 20 May 2008 21:56:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1185</guid>
<description><![CDATA[

 Yeşil Bir Türkiye İçin
 Ağaçlandırma Seferberliğine
 Sen de Katıl.. 





&nbsp;
    Ağ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://www.agaclandirmaseferberligi.gov.tr/img/fdn.jpg" border="0" /></p>
<p><!--img src="./img/as_start.gif" border=0--></p>
<p align="center"><span class="b2s"> Yeşil Bir Türkiye İçin</span><br />
<span class="b2s"> Ağaçlandırma Seferberliğine</span><br />
<span class="b2s"> Sen de Katıl.. </span><br />
<span class="b2s"></span></p>
<p><span class="b2s"><br />
<a href="__doPostBack('LinkButton1','')" id="LinkButton1"></a></span>
</p>
<p style="text-align:center;"><a href="__doPostBack('LinkButton1','')" id="LinkButton1"><img src="http://www.cevreorman.gov.tr/img/hrtr.gif" border="0" /></a></p>
<p style="padding-right:30px;padding-left:30px;">&#160;</p>
<p align="center"> <span class="b2r">   Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..</span><br />
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği  yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.
</p>
<p align="justify">&#160;</p>
<p align="center"><strong>Kampanyaya destek verecekler için;</strong><br />
<span class="b2r"> </span></p>
<h2 align="center"><font color="#ff0000"><span class="b2r">SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)</span></font></h2>
<h3 align="center"><span class="b2r"></span></h3>
</p>
<p align="center"><span class="b2r"> Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923</span></p>
<p align="center"><a href="http://www.agaclandirmaseferberligi.gov.tr/" target="_blank">T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[En küçük gezegen]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1179</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 18:46:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1179</guid>
<description><![CDATA[(İnternetHaber) Dünyaya 30 ışık yılı uzaklıkta, Güneş Sistemi&#8217;nin dışındaki en k]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="short_content"><img class="alignleft" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/enkucukgezegen.jpg" alt="" hspace="6" width="250" height="190" align="left" />(<a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=136474" target="_blank">İnternetHaber</a>) Dünyaya 30 ışık yılı uzaklıkta, Güneş Sistemi'nin dışındaki en küçük gezegen keşfedildi.</p>
<p class="content content_12">İspanyol gök bilimciler tarafından keşfedilen, kayalıklarla dolu gezegenin yarıçapı, Dünya'nınkinden yüzde 50 daha büyük. Aslan takımyıldızından 30 ışık yılı uzaklıkta, küçük kırmızı bir yıldızın çevresinde dönüyor.</p>
<p>İspanya Bilimsel Araştırmalar Yüksek Konseyi, GJ 436c olarak anılan gezegenin, 100 yılı aşkın bir süre önce Neptün'ün keşfinde kullanılan bir teknik olan, GJ 436c yıldızı etrafında dönen daha büyük bir gezegenin yörüngesindeki çarpıklıkların incelenmesi sırasında keşfedildiğini açıkladı.</p>
<p>İspanyol gök bilimci Ignasi Ribas, GJ 436c'nin, Dünya'nın 5 katı büyüklüğünde bir kütleye sahip olduğu, bunun GJ 436c'yi, şimdiye kadar güneş sistemi dışında bulunan 300 civarındaki gezegenin en küçüğü kıldığını söyledi.</p>
<p>Gezegenin, etrafında döndüğü yıldızla arasındaki mesafe nedeniyle yaşam için elverişli olmadığı, kendi ekseninde 4.2, yıldızı çevresinde de 5.2 dünya gününde döndüğü kaydedildi.</p>
<p>İngiliz gökbilimcilerin üç gün önce Güneş Sistemi'nin benzeri olan ve uzak bir yıldızın etrafında dönen gezegen sistemi keşfettiği açıklanmıştı.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kuran mucizeleri: Üç karanlık bölge]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1177</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 18:44:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1177</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/sc0zw8awzuI'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/sc0zw8awzuI&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kuran mucizeleri: Kemikler ve kaslar]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1173</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 18:36:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1173</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/0RBQjLgrxIk'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/0RBQjLgrxIk&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ressam Fil]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1169</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 16:11:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1169</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/_LHoyB81LnE'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/_LHoyB81LnE&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeryüzünün Tabakaları]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2008/04/28/yeryuzunun-tabakalari/</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:53:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/2008/04/28/yeryuzunun-tabakalari/</guid>
<description><![CDATA[
Allah yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yaratandır. Emir bunların arasında sürekli ine]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;" align="left"><img src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/yeryuzu_tabakalari.jpg" align="top" height="210" width="300" /></p>
<p style="text-align:center;" align="center"><span style="font-family:Verdana;">Allah yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yaratandır. Emir bunların arasında sürekli iner ki Allah’ın her şeye gücünün yettiğini ve Allah’ın bilgisiyle her şeyi kuşattığını bilesiniz. 65 Talak Suresi 12</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kuran’da yedi göğün olduğunu söyleyen ayetlerden biri olan Talak suresinin 12. ayetinde, yeryüzümüzde, gökler kadar yaratılışın olduğu geçmektedir. Daha önceki konuda yedi göğü tarif eden diğer ayetlerden bu yedi göğün birbiri ile uyumlu tabakalar şeklinde, her tabakanın ayrı bir görevi yerine getirecek şekilde yaratıldıklarını öğrendik. Talak suresinin 12. ayeti yedi gök ile yerküremiz arasında benzerlik kurunca; o zaman yerküremizde de tabakalar şeklinde uyumlu, her tabakanın kendi görevini yerine getirdiği bir yapı beklememiz mümkündür. Nitekim yerküremiz hakkında son asırlarda yapılan çalışmalar Kuran’ın bu ayetinin de mucizeviliğini onaylamaktadır.</span><!--more--><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yerküremiz de aynı gökyüzü gibi ayrı tabakalardan oluşur ve bu tabakaların bu şekilde yaratılması sayesinde Dünya’mızda hayat mümkün olmaktadır. Aynı Atmosfer tabakalarında olduğu gibi. Peygamberimiz’in yaşadığı Arap toplumunda yeryüzü, bir toprak parçası görünümünün dışında bilinmeyen bir sırdı. O dönemdeki bilgilerle yeryüzünün birbirinden farklı tabakalarının olduğunun düşünülmesi, bu farklı tabakaların farklı görevlerinin olduğunun söylenmesi imkansızdır. Bu yüzden Kuran’ın göğün tabakalar halinde olduğunu söylemesi ve gökteki bu tabakalar ile yeryüzü arasında analoji (benzerlik) kurması önemli bir mucizedir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">YERKÜREMİZİN KATMANLARI SAYESİNDE HAYAT VAR </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Daha önceki bölümlerde söylediğimiz gibi Kuran sadece mucize olsun diye hiçbir açıklama yapmamaktadır. Fakat Kuran’ın dikkatimize sunduğu gerçekler, Peygamberimiz döneminde bilinmesi imkansız bilimsel gerçeklere dayandığı için aynı zamanda mucize de oluşturmaktadır. Bize düşen sadece bu mucizeleri tespit etmek değil; bu mucize oluşurken ortaya çıkan incelikleri, Allah’ın yaratışındaki harikalıkları da düşünmektir. örneğin yerkürenin katmanlarından biri olan çekirdeği oluşturan maddeler sayesinde Dünya’mızın çevresinde manyetik bir alan oluşmaktadır. Bu manyetik alan yeryüzünde yaşamı mümkün kılmaktadır. Yeryüzünün merkezindeki dinamo eğer biraz daha zayıf olsaydı; Dünya’mızın çevresinde oluşan manyetik alan (Bu manyetik alan Van Allen Kuşakları olarak bilinmektedir.) öldürücü radyasyonu durdurmaya yetmeyecek ve Dünya’mızdaki yaşam zarar görecekti. Eğer bu manyetik alan daha kuvvetli olsaydı ölümcül manyetik kasırgalar yeryüzü canlılığına zarar verecekti. Yerkürenin çekirdeğinde sıvı haldeki nikel, demir gibi maddelerin oranının tam kıvamında ayarlanması sayesinde Van Allen kuşakları görevlerini tam yerine getirebilmektedir. Tüm bu incelikler Yaratıcımız tarafından ayarlanmış, mükemmel bir şekilde programlanmış, sonra biz insanların Dünya’daki yaşamı başlatılmıştır. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Dünya’mızın milyarlarca yıldır soğuduğu tespit edilmiştir. (4.5 milyar yıl olarak tahmin edilmektedir.) Dünya’mız çok uzun süredir soğuyor olmasına karşın Dünya’nın çekirdeğinde çok yüksek sıcaklıkta lavlar kaynamaktadır. Yeryüzünde yaşadığımız kısmın Dünya’ya oranı, elmanın kabuğunun elmaya oranı kadar bile değildir. Yerkabuğunun kalınlığının Dünya’nın çapına oranı %1′den bile azdır. Bu incecik yerkabuğunun üzerinde kitap okurken, yürürken, yemek yerken, sohbet ederken tüm bu oluşumlardan hiçbirşey hissetmiyoruz. Dünya’mızın çekirdeğinde meydana gelen dehşetli oluşumlar hayatımızı sekteye uğratmamakta, hayatımız sanki, Dünya’mızın merkezi durgun bir gölün kıyısıymış gibi devam etmektedir. Yüksek sıcaklıktan ve oluşan manyetik alandan dolayı dehşetli diye tabir ettiğimiz oluşumlar aslında insana, yaşama dost oluşumlardır; çünkü bu oluşumlar sayesinde varlığımızın devamı mümkün olabilmektedir. Bu oluşumlar varlığımızı hem mümkün kılmaktadır, hem de bu oluşumların dehşeti bizi hiç rahatsız etmeden elmanın kabuğu kadar olan Dünya kabuğunun üstünde yaşantımız devam etmektedir. Bu oluşumları ne tesadüfe bağlayabiliriz, ne de kendimizin yaptığını iddia edebiliriz. Herşeyi yaratan, her şeyi birbiriyle bağlantılı olarak oluşturan Allah, tüm bu oluşumlara şekil vermiştir. Bize düşen acizliğimizi bilerek, kibirlenmeden O’na yönelmek ve yarattığı tüm güzellikler, mükemmellikler için O’na şükretmektir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">TABAKALARIN SAYISI </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yeryüzünün en dışında Dünya’mızın %70′inden fazlasını oluşturan Litosfer’in Su(1) tabakası bulunmaktadır. Bu tabakanın altında Litosfer’in Kara (2) tabakası gelmektedir ve bu tabakalar diğer tabakalara göre çok incedir. Bu tabakaların altında üst Manto (3) bölümü vardır. Onun altında ise plastik özellikleri gösteren Astenosfer (4) vardır. Bu tabakanın altında Alt Manto (5) vardır. Bu tabakanın birleşiminde silikon, magnezyum, oksijen gibi maddeler vardır, ayrıca demir, kalsiyum, alimünyum da içerdiği söylenmektedir. Bu tabakanın altında Dış çekirdek(6) bulunur ve yerkürenin hacminin %30′una yakınını oluşturur. Buradaki sıvı Dünya’mızın dönüşüyle beraber oluşturduğu dinamo ile yerküremizin çevresindeki koruyucu manyetik alanı meydana getirmektedir. Dünya’mızın merkezinde ise hacim olarak en ince tabakalardan biri olan İç çekirdek (7) bulunmaktadır. Görüldüğü gibi Dünya’mız hem ham maddeleri, hem görevleri farklı farklı olan tabakalardan oluşmaktadır. Bu tabakaların sayısı 7′ye eşitlenip de ayetle mutabık olduğu gibi (birbiriyle uyumlu olduğu gibi), iki tabaka tek tabaka şeklinde incelenmek suretiyle 7 rakamı değişirse o zaman da yine 7 rakamının Arapça’da çoğul ifade eden yapısıyla uygunluk göstermektedir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Allah’ın yaratışındaki harikaları incelersek Talak suresinde ele aldığımız ayetin sonunda dendiği gibi “…Allah’ın her şeye gücünün yettiğini ve Allah’ın bilgisiyle her şeyi kuşattığını” kavrayabiliriz.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kaynak: Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize www.mucizeler.com</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gökyüzünün Tabakaları]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1141</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:49:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1141</guid>
<description><![CDATA[
Birbirleriyle uyumlu bir şekilde (tabakalar halinde) yedi göğü yaratmış olan odur. Merhametli]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;" align="center"><img src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/gokyuzu_katmanlari.jpg" align="top" height="210" width="315" /></p>
<p style="text-align:center;" align="center"><span style="font-family:Verdana;">Birbirleriyle uyumlu bir şekilde (tabakalar halinde) yedi göğü yaratmış olan odur. Merhametli olanın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevirip gezdir. Herhangi bir çarpıklık(çatlaklık) görüyor musun? 67 Mülk Suresi 3</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">“Gök” diye çevirdiğimiz Arapça’daki “sema” kelimesinin aynen Türkçe’deki “gök” kelimesi gibi tüm Dünya’nın üstünü tarif ettiğini daha önce söyledik. Nasıl Türkçe’de “gökteki bulutlar” tamlamasında göğü Dünya’nın yakın üstü olarak, “gökteki yıldızlar” tamlamasında ise göğü, Evren’in tümü olarak kullanıyorsak, aynı şey Arapça’daki “sema” kelimesi için de geçerlidir. Bu yüzden Kuran’ın göğün yedi kat olduğu açıklamasıyla, Evren’de yedi ayrı tabakanın, yedi ayrı boyutun veya yedi ayrı çekim alanının olduğu düşünülebilir. Fakat Dünya’nın Atmosfer’ini incelediğimiz zaman çıplak gözle sıradan bir yapıda olduğu zannedilebilecek olan Atmosfer’in, apayrı tabakalardan oluştuğunu farkediyoruz. Ayette “birbiriyle uyumlu bir şekilde” diye tercüme ettiğimiz tabaka kelimesi hem bu anlama, hem de “tabakalar halinde” anlamına gelmektedir. Nitekim bu kelime Türkçe’ye de geçmiştir ve “mutabık” kullanımıyla ilk anlamı, “tabaka” kullanımıyla ikinci anlamı ifade etmektedir. Ayetin ifadesiyle Atmosfer’imizin uyumlu, farklı tabakalardan oluştuğu gerçeği tamamen mütabıktır (uyumludur). Peygamberimiz dönemindeki bilim seviyesiyle ile bu gerçeğin bilinmesi imkansızdır. Atmosfer’in bu şekilde tarifinin rastgele bir şekilde söylenen bir ifadeyle uyum göstermesi de akla aykırıdır. Görüldüğü gibi Kuran’daki bu ayetin en azından bir işareti Atmosfer’deki tabakalardır. Ayrıca tüm Uzay’da da farklı tabakalar, farklı boyutlar olduğu da düşünülebilir.</span><!--more--><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Allah’ın ayrı ayrı tabakalar yaratması ve bu tabakaların birbiriyle uyumu, atomun mikro seviyesinden makro seviyesindeki Evren’imize kadar gözlemlenebilen bir olgudur. Atomu incelediğimizde de çekirdeğin etrafında elektronların oluşturduğu tabakalara, yörüngelere rastlarız. Atomun içindeki bu yörüngelerin maksimum yedi tane olabilmesi, yediden fazla yörüngeli atomun bulunmaması da ilginçtir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yedi sayısının diğer bir özelliğine de dikkat etmemiz gerekir. Arapça’da yedi sayısı aynı zamanda çokluğu ifade etmektedir. “yedi tabakalı gök” tabiriyle “yedi adet gök” anlaşılabileceği gibi “birçok gök” de anlaşılabilir. Arapça’daki bu özelliği tarih boyunca birçok araştırmacı belirtmiştir. Ayrıca Kuran’da Lokman Suresi 21. ayette “yedi deniz” tabiri geçmesi, Tevbe Suresi 80. ayette Peygamber’e hitaben “Onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları affetmeyecektir.” denmesi; yedi, yetmiş sayılarının Türkçe’deki yüz sayısı gibi çokluk ifade etmek için de kullanıldığı kanısını güçlendirmektedir. 7 rakamının benzer şekilde kullanımına eski Yunan’da ve Roma’da da rastlayabiliriz. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">ATMOSFER’İN TABAKALARI VE HİZMETLERİ </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Atmosfer’i incelediğimizde birbirinden ayrı tabakalar halinde katmanlarının olduğunu görüyoruz. Atmosfer’in bu katmanları Dünya’mızda hayatı olanaklı kılmaktadır. Bu tabakalardan herhangi birinin yokluğu Dünya’daki hayatı sekteye uğratacak ve canlılığın yok olmasına sebep olacaktır. Evren’in her yerinde kusursuz sanatını gösteren Allah, Atmosfer’de yarattığı tabakalarda da sanatını göstermekte ve buna ayetlerle dikkat çekmektedir. Her tabaka kendisine verilen görevi yerine getirmekte ve Atmosfer’in katmanları arasında paylaştırılan iş bölümüne uyumlu bir şekilde katılmaktadır. Atmosfer’deki cansız atomların bilinçli bir varlık gibi insana hizmet etmeleri, Allah’ın bizlere olan merhametinin bir sonucudur. Alıntıladığımız ayette Allah’ın merhametinin vurgulanması bu dediğimizi desteklemektedir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Atmosfer’in Dünya’mıza en yakın katmanı Troposfer’dir(1). Bu tabakanın kalınlığı kutuplarda 6 km’ye kadar inmekte, ekvatorda 12 km’ye kadar çıkmaktadır. Hava olayları Troposfer’in 34 km’lik kısmında oluşur. Atmosfer’in gazlarının %75′i bu katmandadır. Troposfer’in üzerinde 50 km. kadar yüksekliğe uzanan Stratosfer (2) vardır. üçüncü olarak Ozonosfer (3), Ozon Tabakası olarak da anılır ve canlılar için öldürücü etki yapan mor ötesi ışınları tutar. Bunun üzerinde Mezosfer(4) vardır. Mezosfer’in üstünde Termosfer(5), Termosfer’in üzerinde yeryüzünden 500 km kadar yükseklikteki İyonosfer(6) vardır. Bu tabaka radyo dalgalarını yansıttığı için yeryüzündeki haberleşmeyi mümkün kılmaktadır. Atmosfer’in en üst katı ise Ekzosfer’dir(7) ve 10000 kilometreye kadar uzanır. Bu katmanda gaz oranı iyice azalmış ve iyonlara ayrılmış durumdadır. Görüldüğü gibi Atmosfer’i 7 tabakaya ayırıp incelememiz mümkündür. Fakat bazı araştırmacılar eğer bu tabakalardan bir kaçını birleştirip incelerlerse 7 sayısının değişmesi mümkündür. Fakat o zaman da ayetteki 7 sayısının çoğul ifadesi düşünülüp, ayetin mucizevi işaretinde bir değişiklik olmaz. 7 sayısının böylece iki türlü değerlendirilmesi, hem “7 katman” izahıyla mutabık olmaktadır, hem de itiraz olarak gelebilecek diğer sınıflandırmalara cevap vermektedir. Tek bir ayetin tek bir kelimesinde bile sayılamayacak kadar incelik olduğu Kuran’ı iyice araştırdıkça ortaya çıkmaktadır. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Her durumda Atmosfer’in ayrı ve uyumlu tabakalardan oluştuğunu söylemek son yüzyıllarda mümkün oldu. Kuran’ın indiği dönemlerdeki bilimsel seviye ile Atmosfer’in katmanlarının incelenmesi ve katmanların var olduğunun söylenmesi mümkün değildir. Fussilet suresi 12. ayette söylenen “… Her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti” ifadesi de katmanların incelenmesiyle anlaşılmakta ve her tabakanın ayrı bir görevle donatıldığı anlaşılmaktadır. Her tabakanın üzerine düşen görevi yerine getirmesi sayesinde Dünya’mızda yaşayabiliyoruz. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Diğer bir ilginç nokta da Kuran’da 7 gök tabirinin tam 7 kez geçmesidir. Bu geçişler 2 Bakara Suresi 29, 17 İsra Suresi 44, 23 Muminun Suresi 86, 41 Fussilet Suresi 12, 65 Talak Suresi 12, 67 Mülk Suresi 3, 71 Nuh Suresi 15. ayetlerde gerçekleşmektedir.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kaynak: www.allah.gen.tr</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dinozorlar penguenler gibi nefes alıyormuş]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1122</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:35:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1122</guid>
<description><![CDATA[(TeknolojiHaber) İngiltere’de yapılan bir araştırma, “velosiraptor” gibi etobur iki ayakl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/dinazor1.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="270" height="180" align="left" /><a href="http://www.haberarsivi.com/haber.asp?id=11720" target="_blank">(TeknolojiHaber)</a> İngiltere’de yapılan bir araştırma, “velosiraptor” gibi etobur iki ayaklı dinozorların korkunç şöhretlerini nefes alma biçimlerine borçlu olduklarını ortaya koydu.</span></p>
<p>Manchester Üniversitesinde fosiller üzerinde yapılan incelemelerde, tüm hayvanlar içinde en etkin solunum sistemine sahip bu yırtıcıların, penguenler gibi modern dalgıç kuşlarla benzerlik gösterdikleri belirlendi</p>
<p>Bu iki ayaklı etoburların (terapod), avlarını yakalamak amacıyla “sprint” görevi için vücutlarını oksijenle doldurduklarını belirten araştırmacılar, bu hayvanların göğüs kafesini aşağı yukarı hareket ettiren ince kemiklerin havalandırdığı hava keselerine sahip olduklarını kaydettiler.</p>
<p>Araştırmanın başında yer alan Dr. Jonathan Codd, modern kuşlardaki bu özellikleri soyları tükenen atalarında bulmanın, bu koşucu dinozorların etkin bir solunum sistemleri bulunduğunu gösterdiğini belirterek, bunun da avlarını kovalarken göreli olarak hızlı koşabilen epey aktif hayvanlar olduğu teorisini güçlendirdiğini kaydetti.<!--more--></p>
<p>Dr. Codd, “Bu da kuş olmayan dinozorların kuş gibi nefes almalarını kolaylaştıran bir mekanizma sağlıyor ve bu durum uçma evriminin ortaya çıkmasından çok uzun zaman önce meydana geliyor” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmacılar, modern kuşların, küçük ve sert bir akciğer ile etrafında dokuz hava kesesinden oluşan epey özel bir solunum sistemine sahip olduklarını anımsatarak, göğüs kemiğinin ve göğüs kafesinin böğürme benzeri hareketinin sistem boyunca havayı hareket ettirdiğini belirttiler.</p>
<p>Bilim insanları, fosilleri incelenen “dövüşçü dinozorların” küçük kemiklerinin, nefes alıp verme sırasında göğüs kafesi ve göğüs kemiklerini kaldıraç gibi hareket ettirdiklerini belirterek, Avustralya’ya özgü devekuşu gibi koşucu kuşların kemiklerinin, uçmak için geniş göğüs kaslarına ihtiyacı olmadığından kısa, uçucu kuşlarda orta ve penguen gibi dalıcı kuşlarda uzun olduğunu ifade ettiler.</p>
<p>Araştırmacılar, dinozorların ve dalgıç kuşların, nefes almalarına yardımcı uzun kaldıraç kollara ihtiyacı bulunduğu sonucuna vardıklarını da belirttiler.<br />
<em>(NTVMSNBC)</em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Göğün Geri Çevirdikleri]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1120</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:33:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1120</guid>
<description><![CDATA[Ve O geri çeviren gök… 86 Tarık Suresi 11 
Ayetin Arapça’sında geçen “rec” kelimesi ge]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ve O geri çeviren gök… 86 Tarık Suresi 11 </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Ayetin Arapça’sında geçen “rec” kelimesi geri çevirmek,döndürmek anlamlarını vermektedir.Dünya’mızdaki yaşamın oluşması için olmazsa olmaz şartlardan biri yağmurun yağmasıdır. Güneş’in ışınlarının yeryüzündeki sulara vurmasıyla buharlaşan su ne oluyor da Uzay’ın uçsuz bucaksız boşluğunda kaybolmuyor? Peygamberimiz döneminde de yağmurun sürekli yağdığını, yeryüzüne suyun sürekli döndüğünü söylemek mümkündü. Fakat suyun yeryüzüne dönüşünün sebebini gökyüzündeki çevirici özelliğe bağlayacak bilgi Peygamberimiz döneminde mevcut değildi. Atmosfer’deki ayrı tabakaların varlığı öğrenildikten sonra, bu tabakalardan biri olan Troposfer’in, su buharının uzaya kaçmasını, yeryüzündeki canlılığının yok olmasını önlediği ortaya çıktı.Bu tabaka geri döndürücü özelliğiyle su buharının yağış olarak geri dönmesine sebep olmaktadır.</span><!--more--><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Gökyüzü Uzay’dan gelen radyoaktif parçacıkları, radyasyonu ve zararlı ultraviyole ışınlarını Uzay’a geri yansıtarak Dünya’mızı korumaktadır. Gökyüzü böylece bir yandan Uzay’dan gelen zararlıları Uzay’a geri çevirerek, bir yandan ise Dünyamızdaki hayat için gerekli olan su buharını Dünya’ya geri çevirerek yaşamımızı devam ettirmektedir. Son asırda keşfedilen gökyüzünün bu özelliğine Kuran’da dikkat çekilmesi ne Peygamberimiz dönemindeki insanların bilgileriyle, ne de tesadüfle açıklanabilir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">KIRILMAZ, BOZULMAZ ŞEMSİYE </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Atmosfer’in geri döndürücü özelliği olmasaydı, Dünya’daki ısının yaşam için gerekli olan aralıkta bulunması da mümkün olmazdı. Yaşam ancak çok sınırlı bir ısı aralığında mümkündür; Güneşin ısısı ve mutlak sıfır aralığındaki ısıların oluşturduğu spektrumda sadece % 1′den ufak bir aralıkta yaşam var olabilmektedir. Bu % 1′den küçük aralığın tutturulması kadar, devam ettirilmesi de önemlidir. Sıcaklıktaki ani iniş ve çıkışlar da hayatı yok edebilirdi. örneğin Dünya’da bulunduğumuz yerde sıcaklık 20° C iken bir anda ısı 100° C ye çıksaydı veya –100° C inseydi, yaşamamız imkansız olurdu. Atmosfer, geri döndürücü özellikleriyle sıcaklıktaki istikrarı sağlamakta ve insanlığa, canlılığa hizmet için yaratıldığını göstermektedir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Atmosfer’in % 77’si azottan, % 21′i oksijenden, % 1′i ise karbondioksit ve diğer gazlardan oluşmaktadır. Bu oranlar yeryüzündeki yaşam için mükemmel ayarlanmış oranlardır. örneğin Dünya’mızdaki oksijenin oranı % 21′den % 22′ye çıksaydı bir yıldırımın orman yangını başlatma olasılığı % 70 artacaktı. Atmosfer’deki oksijen ve azot oranları daha fazla olsaydı yaşamsal fonksiyonlar zararlı şekilde hızlanacaktı. Eğer bu oranlar daha az olsaydı yaşamsal fonksiyonlar zararlı şekilde yavaşlardı. Tüm bu oranların tutturulması Dünya’daki gerekli oluşumların arka arkaya yaratılmasıyla mümkün olmuştur. Atmosfer’deki geri döndürücü özellik bu zorunlu oluşumlardan sadece biridir. Fakat sırf bu özellik dahi olmasaydı hiçbirimiz var olamayacaktık. Elindeki şemsiyenin tesadüfen oluştuğuna kim ihtimal vermektedir? Peki gökyüzü bizi mükemmel bir şemsiye gibi korurken, aynı zamanda yeryüzündeki suyun ve havanın uzaya kaçmasını engellerken, yerine getirdiği görevleri acaba kimler tesadüflerle açıklamaktadır? Yaratıcımız var olabilmemiz için gerekli tüm şartları mükemmel bir şekilde planlamış ve bizi yaratmıştır. Daha sonra ise gönderdiği kitabı Kuran’la bu mükemmel yaratılışlara gözlerimizi çevirmiştir. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkârcıların sanısıdır… 38 Sad Suresi 27</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kaynak: www.mucizeler.com</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kuş beyinli değil GPS beyinli]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1117</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:30:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1117</guid>
<description><![CDATA[(İnternetHaber) Bilimadamları son araştırmalarında çok şaşırtıcı bir gerçek ortaya koydu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/kuslar1.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="250" height="190" align="left" /><a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=112284&#38;uniq_id=1195147538" target="_blank">(İnternetHaber)</a> Bilimadamları son araştırmalarında çok şaşırtıcı bir gerçek ortaya koydular.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">ABD'de yapılan bir araştırmada, göçmen kuşların beyinlerinde GPS'e (Global Positioning System - Küresel Yer Belirleme Sistemi) benzer bir sistem olduğu ve olağan güzergahlarından 4 bin kilometre kadar uçakla uzaklaştırılsalar bile yollarını bulabildiklerini ortaya koydu.</span></p>
<p>Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'nin yıllık dergisinde yayımlanan<br />
makalede, araştırmacıların yazı geçirdikleri Alaska'dan başlayan ve kışı geçirmek için gittikleri ABD'nin güneybatısına ve Meksika'nın kuzeyine uzanan uzun göç yolculuklarına çıkan 30 kadar sarıasma kuşunu yakaladığı ve kafesler içinde bir uçakla olağan güzergahlarından 3 bin 700 kilometre uzağa götürüldükleri belirtildi.<!--more--></p>
<p>Araştırmacıların, kanatlarının arasına küçük bir radyo alıcısı iliştirdikten<br />
sonra salıverilen bu kuşları önce karadan 122 kilometre, sonra da küçük uçaklarla izledikleri belirtilen makalede, kuşlardan 15 kadarının serbest bırakıldıktan 3 gün sonra göç yolları olan güneybatıya uçmaları gerektiğini bildiklerini, diğer 15'inin ise doğrudan güneye uçtuklarının gözlendiği kaydedildi.</p>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;">Makalede, araştırmacıların kuşların bu istikamette uçmaya programlandığı sonucuna vardıkları ifade edildi. </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anne sütü IQ seviyesini artırıyor]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1116</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:28:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1116</guid>
<description><![CDATA[(TeknolojiHaber) İngiltere ve Yeni Zelanda&#8217;da yapılan bir araştırmada, anne sütünün baz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/anne_sutu.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="270" height="180" align="left" /><a href="http://www.haberarsivi.com/haber.asp?id=11728" target="_blank">(TeknolojiHaber)</a> İngiltere ve Yeni Zelanda'da yapılan bir araştırmada, anne sütünün bazı çocuklarda zeka seviyesinin gelişimi üzerinde olumlu bir etkisi bulunduğu belirlendi.</span></p>
<p>Anne sütü ile beslenen çocukların FADS2 adı verilen bir genin özel değişkesi sayesinde zeka düzeylerinin (Intelligence Quotient- IQ) gelişim seviyesinde artış olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Araştırmada, zeka seviyesinin yüksek olmasında anne sütünün tek başına etken olmadığı, aile, sosyal çevre gibi çevresel etkenler ile genetik faktörlerin de rol oynadığı tespit edildi.</p>
<p>İngiltere ve Yeni Zelanda'da 3 bin bebek üzerinde inceleme yapan araştırmacılar, FADS2 geninin özel değişkesine sahip çocukların IQ seviyesinin diğer çocuklardan 6.8 puan yüksek olduğunu buldu.</p>
<p>Bu farkın, çocuğun sosyo-ekonomik durumu, annenin IQ'su, bebeğin doğum ağırlığı veya hamilelikte annenin yaşı gibi etkenlerle değişkenlik gösterdiği belirlendi. <!--more--><br />
<span style="font-family:Verdana;"><br />
FADS2 genini incelediklerini, doğumdan sonraki ilk aylarda beyinde toplanan, poliansatüre (çoklu doymamış) yağ asitlerini besleyici yağ asitlerinden dönüştüren bir enzimin anne sütünde bulunduğunu belirten araştırmacılar, bu enzimin zeka seviyesinin gelişimi üzerinde bir etkisi olabileceğini düşünüyor.<br />
<em>(CnnTürk)</em></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kainatta yeni keşifler]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1113</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:20:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1113</guid>
<description><![CDATA[(Sonsayfa) 3 yeni gezegen keşfedildi
Wasp-3b, Wasp-4b ve Wasp-5b, ismi verilen üç gezegenin de a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/eldeki_dunya.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="270" height="175" align="left" /><a href="http://www.sonsayfa.com/news_detail.php?id=58734" target="_blank">(Sonsayfa)</a> 3 yeni gezegen keşfedildi</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Wasp-3b, Wasp-4b ve Wasp-5b, ismi verilen üç gezegenin de ağırlığının yoğun olduğunu söyleyen profesör Andrew Cameron, bu gezegenlerin Jüpiter gibi gaz gezegenleri olduğunu ifade etti.</span></p>
<p>Bilim insanları yeni üç gezegenin çok sıcak olmasının nedenini ise yıldızlara yakın konumda bulunmalarına bağladı. Yıldızlara yakın konumda dönmeleri nedeniyle üç gezegende de bir yıl iki günden daha az sürüyor. Yaşamın bu gezegenlerde imkansız olduğu kaydedilirken üçünün de sıcaklığının iki bin derecenin üzerinde olduğu ifade edildi.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünyanın ikizi bulundu]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1102</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:08:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1102</guid>
<description><![CDATA[(İnternetHaber) Bilim dünyası şokta! Dünya&#8217;ya benzeyen bir gezegen keşfedildi.
Bilim dü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/dunyanin_esi.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="250" height="190" align="left" /><a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=112640&#38;uniq_id=1195146259" target="_blank">(İnternetHaber)</a> Bilim dünyası şokta! Dünya'ya benzeyen bir gezegen keşfedildi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bilim dünyası şokta. Güneş sisteminin dışında, kendi güneşi etrafında dönen ve Dünya'ya benzeyen bir gezegen keşfedildi.</span></p>
<p>Dahi fizikçi Stephen Hawking geçtiğimiz yıl, “İnsanlık neslini sürdürmek istiyorsa çok yakında yeni gezegenleri kolonileştirmeli'' demişti. Amerikalı astronomlar dün bununla ilgili ilk adımı atmayı başardı ve güneş sistemi dışında ilk kez Dünya’ya ikizi kadar benzeyen bir gezegen keşfetti. 41 ışık yılı uzaklıkta bulunan 55 Cancri isimli yıldızın etrafında bulunan beş gezegenden dördü çok sıcak gazlardan oluşuyor. Ancak “55 Cancri F'' ismi verilen beşincisi güneşe göre pozisyonu ve yüzey ısısı ile dünyanın neredeye aynısı. Ki gezegenlerden son keşfedilen, Dünya’ya ikizi kadar benziyor.<!--more--><br />
<span style="font-family:Verdana;"><br />
<strong>Bir ‘yılı’ 260 gün sürüyor</strong><br />
18 yıllık bir araştırma sonucunda ortaya çıkartılan gezegen, dünyadan 45 kat daha büyük olmasına rağmen, kendi güneşine dünyanın güneşe olan uzaklığıyla aynı mesafede. Dünya güneş etrafındaki bir dönüşünü 365 günde tamamlarken 55 Cancri F için bu 260 gün sürüyor. Dünyadan bir kaç derece daha sıcak olduğu tahmin edilen gezegenin kendi içinde ya da kendi içinde ya da uydusunda su ve oksijen bulunma ihtimali çok yüksek olduğu belirtildi.</span></p>
<p>Güneş sistemi dışında başka bir sistemin keşfedilmesinin müthiş bir şey olduğuna işaret eden California Üniversitesi bilimadamlarından Geuff Marcy, “Böyle bir gezegenin varlığını öğrenmek beni havalara uçurdu'' diye konuştu. Araştırmacılar, yeni keşiflerin, gezegenlerle dolu bizimki gibi bir sürü güneş sistemi olabileceğini ortaya koyduğunu düşünüyor.</p>
<p><strong>Küçük bir uzaklık problemimiz var!</strong><br />
Bilim dünyasını heyecanlandıran Dünya’nın ikizine şu anki teknolojiyle gitmek hayal... Işığın 1 yılda katettiği mesafe olan ışıkyılı, 9.4 trilyon kilometreye karşılık geliyor. Bu gezegenin bize uzaklığı olan 41 ışık yılı ise 400 trilyon kilometreye denk geliyor. Yani ışık hızında giden bir uzay gemisi yapılmış olsa, bu gezegene ulaşmak tam 41 yıl sürecek. Mevcut uzay mekikleriyle yakıt sorunu aşıldığı taktirde bile 250 bin yıl sürüyor.</p>
<p><strong>18 YILLIK DEV ARAŞTIRMAYLA ORTAYA ÇIKARILDI</strong><br />
Yeni gezegen sistemi Californa’daki Lick gözlemevinde bulunan Shane teleskobu ile ve Hawaii’deki Keck rasathanesinde 18 yıldır yürütülen çalışmaların birleştirilmesiyle bulundu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Suyun Hayata Uygunluğu]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1101</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:07:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1101</guid>
<description><![CDATA[&nbsp;
  
Su, karbon bazlı bir hayatın dünyada varolabilmesi için tam manasıyla uygundur. Her t]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="storycontent">&#160;</p>
<p align="center"><img src="http://www.allah.gen.tr/wp-content/uploads/2006/12/su.jpg" alt="su.jpg" height="96" width="101" />  <img src="http://www.allah.gen.tr/wp-content/uploads/2006/12/water.jpg" alt="water.jpg" height="96" width="101" /></p>
<p>Su, karbon bazlı bir hayatın dünyada varolabilmesi için tam manasıyla uygundur. Her tür kimyasal ve fiziksel özelliği mikroskopik hayat kadar, memeliler gibi sıcak kanlı organizmaların ve dünyanın yüzeyindeki kimyasal ve fiziksel çevrenin dengesi için en üst düzeyde uygundur. Suyun bu özellikleri arasında onun ısısal özellikleri yüzey gerilimi, pek çok sayıda farklı madde içinde çözünülürlüğü ve küçük moleküllerin yayılma yoluyla hücrelere girip çıkmasını ve dolaşım sistemini mümkün kılan düşük akışkanlığı sayılabilir. Şayet suyun özellikleri aynen bu şekilde olmasaydı, karbon bazlı hayat mümkün olamazdı. Bunun akışkanlığı bile tam uygundur. Eğer bu daha farklı olsaydı, dünyamızdaki bütün su kütleleri çok büyük ve hareketsiz buz parçaları halinde kutuplarda kalırdı. Suyun ısısal özellikleri biraz daha farklı olsaydı, sıcak kanlı organizmaların sabit vücut ısısını koruyabilmeleri bile sorunlu hale gelirdi. Suyun özellikleri doğanın kanunlarının karbon bazlı bir hayat için özellikle düzenlendiğini gösterir. Suyun yaşam için önemi büyüktür. Birçok reaksiyonda çözücü olarak yer alır. Ayrıca besinleri taşımada da yardımcı olur. Su canlıların içeriğinin de önemli bir bölümünü oluşturur. Yaşam, kendini suyun özelliklerine göre düzenlemiştir. Başka hiçbir molekülün, yaşamda su kadar merkezi rolü yoktur. Suyun sağladığı bazı faydaları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:<!--more--></p>
<ul>
<li>Su molekül yapısı olarak polar bir moleküldür. Bu nedenle elektriksel yüke sahip moleküller hemen suyla çevrilir ve böylece suyun içinde çözülebilir.</li>
<li>Su fotosentezin aşamalarında maddelerin güneş enerjisiyle radikallerine ayrılmasında önemli bir rol oynar.</li>
<li>Suyun yüksek yüzey gerilimi sayesinde protein tabakaları ve hücre dağılmadan bir arada durabilir.</li>
<li>Bu yüzey gerilimi bitkilerde suyun yükseklere çıkıp oralara da gerekli besini taşımasını sağlar.</li>
<li>Su, sahip olduğu ısıl enerjiyle yüksek oranda ısı tutabilir. Bu nedenle hücreler fazla ısınmadan yaşamlarını sürdürebilir.</li>
<li>Suyun buharlaşması için de diğer maddelere göre daha az bir enerji gereklidir. Bu da biyolojik sistemlerin kendilerini soğutmalarını sağlar.</li>
<li>Su donarken genleşir. Bu da göllerde ve denizlerde donmaya rağmen yaşamı devam ettirir.</li>
</ul>
<p>Kaynak: <a href="http://www.allahinvarligi.com/" target="_blank">http://www.allahinvarligi.com</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sağlıkta yine devrim]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1097</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 13:47:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1097</guid>
<description><![CDATA[(Son Sayfa) Kopan organlar için çözüm umudu
Su semenderi ve kurbağagillerde kopan organların y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/dna.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="200" height="140" align="left" /><a href="http://www.sonsayfa.com/news_detail.php?id=58591&#38;uniq_id=1194229791" target="_blank">(Son Sayfa)</a> Kopan organlar için çözüm umudu</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Su semenderi ve kurbağagillerde kopan organların yeniden çıkmasında belirleyici rol oynadığı düşünülen protein keşfedildi.</span></p>
<p>Science dergisinin son sayısında yayınlanan makaleye göre, İngiliz araştırmacıların yaptığı keşif, insanlar ve diğer memelilerde kopan veya kesilmek zorunda kalan organların yerine gelmesini sağlayacak teknikler geliştirilmesinin yolunu açabilecek.</p>
<p>Araştırmacılar, kestikleri sinirin nAG adını verdikleri protein sayesinde yeniden canlandığını belirledi.</p>
<p>Biyologlar, su semenderi ve diğer kurbağagillerin kaybettikleri organlara yeniden sahip olabilme yeteneğine hayranlıkla bakıyor, ancak bu mekanizmanın nasıl işlediğine biyolojik açıklama getiremiyordu.</p>
<p>İngiliz uzmanların çalışması, nAG proteinini sinir ve deri hücrelerinin ürettiğini gösterdi.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yağmurdaki Ölçü]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1094</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 13:45:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1094</guid>
<description><![CDATA[O, gökten ölçüye bağlı olarak su indirmiştir. Onunla ölü bir bölgeyi canlandırdık. İşt]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">O, gökten ölçüye bağlı olarak su indirmiştir. Onunla ölü bir bölgeyi canlandırdık. İşte siz de böyle çıkarılırsınız. 43 Zuhruf Suresi 11 </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yağmur, Allah’ın insanlara en büyük hediyelerinden biridir. Allah yukarıdaki ayette yağmurun bir matematiği olduğunu, yağmurun rastgele değil, belli ölçülere bağlı olarak yağdığını anlatmaktadır. Yeryüzümüzde su; sıvı, gaz, katı halleri arasında mükemmel bir çevrim ile halden hale girmektedir. Bu çevrim sırasında su, çok harika bir şekilde enerji dengeleyici olarak iş gördüğü gibi tüm canlıların temel ihtiyacını da karşılamaktadır. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Beş yüz yıl önce yağmurla ilgilenen bir bilim adamına, “yağmurda ölçü var mı, yağmurun sayılarla ifade edilecek bir yönü var mı?” diye sorsaydınız hiçbir cevap alamazdınız. O dönemin insanları, Dünya’nın her yanında oluşan meteorolojik olaylardan haberdar olmadıkları için yeryüzüne düşen yağmur miktarı hakkında bir şey söylemeleri mümkün değildi. Oysa Kuran, 1400 yıl önceden yağmurun ölçüye bağlandığını haber vermektedir. Son yüzyılda yapılan araştırmalarla yağmurun nasıl yağdığı, Dünya’daki suyun çevrim özellikleri iyice anlaşıldı. Keşfedilen gerçeklerden biri de Dünya’ya her sene aynı miktarda suyun yağmur olarak yağdığıdır. Bu değer saniyede 1617 milyon ton arasındadır. Böylelikle Dünya’da senede 500 milyar tonun üzerinde yağmur yağmakta ve bir o kadar su da göğe doğru buharlaşmaktadır. Bu değerler her yıl sabittir. Yeryüzündeki ekolojik dengenin sağlanmasında bu değerin sabitliğinin rolü büyüktür. Günümüzden bir kaç yüzyıl önceki bir bilim adamı bile kendi yaşadığı bölgeye düşen yağmur miktarı her yıl değiştiği için, yağmurun bir ölçüye bağlı olduğunu bilemezdi. Büyük bir olasılıkla herhangi bir sayıyla yağmurun yağışı arasında hiçbir bağlantı olamayacağını söylerdi.</span><!--more--><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">SUYUN ÇEVRİMİNDEKİ HESAPLAR </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Yağmurun yağışında ve suyun çevriminde birçok karışık hesap iç içedir. örneğin araştırmacılar hergün suyu ısıtan Güneş’e rağmen, tropik ozon tabakasının üst kısmındaki sıcaklığın neden hiçbir zaman 28 derecenin üstüne çıkmadığını merak ettiler. Sonunda şu ince ayarlama keşfedildi: Yalnızca su buharıyla soğuma olayı değil, bulutların gölgesi de özellikle sıcak bölgelerde ozon tabakasının iyice ısınmasını önlüyor… Bulut kümelerinin gölgesinde sıcaklık birden düşüyor. Bu yüzden yeryüzünün ısınmasını engelleyen doğal bir kalkan görevi görüyor. Su buharı aynı zamanda sera etkisi yapan bir gaz… Karbondioksit, metan ve diğer gazlarla birlikte Atmosfer’de gözle görülemeyen bir yalıtım katmanı oluşturuyor. Bu katman, normal şartlarda yerküreye düşen enerji ışınlarının tümünün, çok soğuk olan Uzay’da kaybolmasını önlüyor. Su buharı “doğal sera etkisinin” %60′ını, böylece yerkürenin göreceli olarak sıcak olan temel iklimini oluşturuyor. Tüm bu hesaplar yaşamın devamı için o kadar ince ayarlarla planlanmıştır ki komşu Venüs gezegeninin etrafında dönen sera bulutlarını incelersek bunu anlayabiliriz. Kalıcı yoğun bulutlar Venüs’ü öyle sarmıştır ki Güneş ışığının ancak yarısı gezegene ulaşabilir. %97′lik karbondioksit oranıyla burada süpersera etkisi olmakta ve sıcaklık 500 dereceyi bulmaktadır. Bu sıcaklık insanların yaşayabileceği sıcaklık aralığının çok üzerindedir. Dünya’mızda suyun çevrimi; sıvı, bulut, su buharı gibi oluşumlarıyla o kadar ince ölçümlerle gerçekleştirilmektedir ki gezegenimiz ancak bu sayede yaşanabilir bir alan olmaktadır. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Bulut, su buharı şeklinde doğan, fakat hemen çok küçük su zerrelerine dönüşen fiziki bir yapıdır. Bu yüzden suyun genel özelliklerinden farklı olarak bulutlar –30 derecede bile donup düşmezler. Kuran’da dikkat çekildiği gibi gökyüzünde dağlar gibi bulutlar vardır, ama şiddetli soğuklar bile bunların buzdağına dönüşüp insanların üzerine düşmelerine sebep olmamaktadır. Bulutların ve yağmurun oluşumundaki ince düzenleme olmasaydı, suyu Yaratan suyun kimyasal özelliklerindeki ölçüleri gereği gibi ayarlamasaydı, hiç şüphesiz bu sistemin işlemesi mümkün olmazdı. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Balkondan aşağı bir kaç kiloluk bir cismi bile attığımızda nasıl düştüğünü görmekteyiz. Su dolu bir leğeni alıp balkondan aşağı boşaltsak toplu bir halde ve hızlı bir şekilde suyun nasıl zemine çarptığını görürüz. Oysa Allah, dağlar gibi bulutlardan tonlarca suyun yeryüzüne yağışını o kadar mükemmel şekilde programlamıştır ki; tane tane yağan yağmur bela değil, rahmet olmaktadır. Kaldırma kuvvetinin dengelemesi ile yağmur yumuşak bir iniş yapmaktadır. Bu, Allah’ın fizik kurallarıyla yarattığı harika bir sanatıdır. Düşmenin ve hızın bu şekilde dengelenmesi fiziksel formüllerle de tarif edilebilir. Bu tarif edilebilirlik, bu hesaplanmışlık, hep Allah’ın yağmuru ölçülere bağlı yaratması ile olmuştur. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">YAĞMUR HAYATTIR </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">İncelediğimiz ayetin devamında Allah, yağmurun ölü bir bölgeyi canlandırmasından bahsetmektedir. Bilindiği gibi yağmurun yağışı sayesinde kuru topraklar ekin vermekte, bitkiler var olabilmektedir. Canlılığın temel maddesi DNA’dır. Canlılığın sürekliliğini sağlayan, DNA’daki glisant hidrojen denen hidrojen köprüsüdür ki sık sık değişerek yeni bağlar kurar ve canlılığı aktarır. İşte bu hidrojen, yalnız suyun iyonlara ayrılışı sırasında ortaya çıkan hidrojenle değiştirilmektedir. Susuz kalmış bir canlı, DNA’sını ve genetik şifresini kalıp halinde korusa bile, donmuş bir iskelet gibidir. Ne üreyebilir, ne de kımıldayabilir. Su gelip, ayrılan iyonlarından hidrojeni verdi mi canlı şifre harekete geçebilir. Bu özellikler mikrop gibi canlılarda görülür. Daha gelişmiş canlılar doku düzeyleri susuzluktan bozulduğunda, yeni su gelse de canlılıklarını bir daha kazanamazlar. Yağmur her şekilde bitkilerin ve bakterilerin canlanma kaynağı olmaktadır. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Tüm bunlardan sonra dikkatlerimizi ayetin üçüncü cümlesindeki “İşte siz de böyle çıkarılırsınız” ifadesine çevirelim. Tüm bu incelemelerimizle beraber ayetin bizim zihnimizde çağrıştırdıkları şöyledir: Allah çok ince hesaplarla, belirlenmiş bir ölçüyle yağmur yağdırmaktadır. Bu yağmur sayesinde ölmek üzere olan bitkiler, bakteriler canlanmakta, hayat bulmaktadır. Herşeyin ölçüsünü, hesabını bu kadar iyi bilen Allah için ölen insanın yeniden yaratılması çok kolaydır. ölçülerle belirlediği yağmurla, bitki ve bakterileri canlandıracak sistemi yaratan Allah, kendi katındaki ölçü ve bilgilere bağlı olarak insanı da yeniden yaratacaktır. Yağmurun yağışı sonucunda kuru, ölü topraktan bitkilerin fışkırması gözümüzün gördüğü bir süreçtir. Bu gördüklerimiz, Yaratıcımız için ölüyü diriltmenin, yarattığını bir daha yaratmanın, ölçüsünü, hesabını, formülünü bildiğini yeniden tekrar etmenin ne kadar kolay olduğunun delilleridir.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kaynak: www.mucizeler.com</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bu delik güneşin 24 katı]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1092</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 13:44:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1092</guid>
<description><![CDATA[(İnternetHaber) ABD&#8217;li astronotlar yeni bir kara delik keşfetti. Büyüklüğü inanılmaz.
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/kara_delik.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="250" height="190" align="left" /><a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=111325&#38;uniq_id=1194599276" target="_blank">(İnternetHaber)</a> ABD'li astronotlar yeni bir kara delik keşfetti. Büyüklüğü inanılmaz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">ABD’li astronotların keşfettiği karadelik Dünya’dan 1,8 milyon ışık yılı uzaklıkta ve Cassiopeia takımyıldızındaki karadelikten 24 kat daha büyük.</span></p>
<p>Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Dünya’dan 1,8 milyon ışık yılı uzaktaki IC 10 adlı cüce galaksi yakınında, Cassiopeia takımyıldızında bulunan karadeliğin güneşin kütlesinden en az 24 kat büyük olduğunu duyurdu.</p>
<p>NASA’nın uzay teleskobu Chandra X-Ray yardımıyla yapılan keşfe imza atanlardan Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Andrea Prestwich, bu kadar büyük kütleli bir karadeliği beklemediklerini belirtti.</p>
<p>Prestwich, yıldızların çökmesiyle oluşan karadeliklerin düşünülenden çok daha büyük olabileceğini gördüklerini söyledi.</p>
<p>Bu dev karadelik, 17 Ekim’de M33 galaksisinde keşfedilen, güneşin kütlesinden 16 kat büyük karadeliğin rekorunu da elinden almış oldu.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;">Kaynak:AA</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[En yaşlı hayvan 400 yaşında]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1091</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 13:43:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1091</guid>
<description><![CDATA[(HaberArşivi) İzlanda kıyılarından çıkarılan bir deniztarağının, şimdiye dek bulunan en ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/en_yasli_hayvan.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="270" height="180" align="left" /><a href="http://www.haberarsivi.com/haber.asp?id=11649" target="_blank">(HaberArşivi)</a> İzlanda kıyılarından çıkarılan bir deniztarağının, şimdiye dek bulunan en yaşlı hayvan olduğu sanılıyor.</span></p>
<p>Bilimadamları, yenilebilir bir tür olan bu okyanus midyesinin yaşının 405 ile 410 arasında olduğunu ve uzun yaşamın sırrını içinde barındırıyor olabileceğini tahmin ediyor.</p>
<p>Kuzey Galler'deki Bangor Üniversitesi'nden araştırmacılar, deniztarağının yaşını kabuğundaki halkaları sayarak hesapladı.</p>
<p>Guinness Rekorlar Kitabı'na göre, bilinen en yaşlı hayvan 1982'de 220 yaşında olan bir başka deniztarağı.</p>
<p>İzlanda'da bir müzede bulunan, ancak kayıtlara girmeyen bir başka deniztarağı da 374 yaşında. <!--more--><br />
<span style="font-family:Verdana;"><br />
Okyanus bilimleri araştırmacıları, buldukları deniztarağına doğduğu sırada Çin'de iktidarda bulunan hanedan dolayısıyla "Ming" adını verdi. Deniztarağı dünyaya geldiğinde İngiltere Kraliçesi 1'inci Elizabeth çocuktu ve Shakespeare Othello ve Hamlet oyunlarını yazıyordu.</span></p>
<p>Profesör Chris Richardson, bu deniz tarağını inceleyerek, hayvanın büyüme hızının yıldan yıla ve iklime, deniz suyu sıcaklığı ile gıda durumuna göre değişebildiğini anlayabileceklerini belirtti.</p>
<p>Bu yumuşakçalara bakarak hayvanın büyüdüğü çevreyi yeniden kurabileceklerini belirten araştırmacı, "Bunlar küçük bant kayıt cihazları gibi, deniz tabanına oturup su sıcaklığı ve gıdayla ilgili sinyalleri topluyor" dedi.</p>
<p>Prof. Richardson, bu deniz tarağının, bazı hayvanların nasıl olup da inanılmaz uzun bir ömür yaşadığının gün ışığına çıkmasına yardımcı olabileceğini söyledi.</p>
<p>Deniztarağının yaşı kabuğundaki halkalar sayılarak hesaplandı<br />
<em>(CnnTürk)</em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hücrenin Hayata Uygunluğu]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1087</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 13:39:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1087</guid>
<description><![CDATA[&nbsp;

İnsan vücudu trilyonlarca hücreden meydana gelmiştir. Büyük hayvanlar ve bitkiler de ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="storycontent">&#160;</p>
<p align="center"><img src="http://www.allah.gen.tr/wp-content/uploads/2006/11/human-cell.kucukresim.jpg" style="width:100px;height:96px;" alt="human-cell.jpg" height="96" width="100" /><img src="http://www.allah.gen.tr/wp-content/uploads/2006/11/genetik_res.kucukresim.jpg" alt="genetik_res.jpg" height="96" width="100" /><img src="http://www.allah.gen.tr/wp-content/uploads/2006/11/dna1.kucukresim.gif" alt="dna1.gif" height="96" width="100" /><img src="http://www.allah.gen.tr/wp-content/uploads/2006/11/cell.kucukresim.jpg" alt="cell.jpg" height="96" width="100" /></p>
<p align="justify">İnsan vücudu trilyonlarca hücreden meydana gelmiştir. Büyük hayvanlar ve bitkiler de çok sayıda hücrenin bir araya gelmesiyle oluşur. Ancak organizmanın büyüklüğü azaldıkça hücre sayısı da azalmaktadır. Yapısının incelenmesi, hücrenin neden hayatın temel birimi olduğunu gösterir. Hücreyi belirleyen özellik, hücre zarı yani dış dünyayı hücrenin içinden ayıran kimyasal yapıdır. Zarın korunmasıyla bir hücre, dışarıda varolandan çok farklı şartları kendi içerisinde barındırabilir. Örnek olarak hücre, içinde besinleri konsantre ederek enerji üretimi için hazır hale getirebilir ve yeni üretilen materyallerin akıp gitmesini engelleyebilir. Zarın olmaması halinde, hayatın devamı için gerekli olan çok büyük sayıda metabolizma reaksiyonları gerçekleşemeyecekti. Hücreler karbon bazlı yaşamın ideal bir temel yapısıdır. Hücreler her türlü işlemi yerine getirmeye her şekle girmeye ve çok hücreli organizmalardaki çeşitliliği oluşturmaya ve en nihayet tüm yaşamı ortaya çıkarmaya müsaittir. Hücre zarı, hücrenin içeriğini çevrelemek, hareket etmek ve gerektiği yerde yapışmak görevine çok uygundur. Bu kritik özellikler aynı zamanda hücre boyutunun mevcut ölçüde olmasına dayalıdır. Hücre zarı, seçici geçirilirliği sayesinde sinirsel iletimin bazını oluştur. Hücrelerin güçlü işlemsel kabiliyete sahip olduğu ve akıllıca hareket edebilecekleri bile tartışılmaktadır.<!--more--></p>
<p align="justify">İnsan bedenindeki her bir hücre, bilgisayar programını andıran bir programa sahiptir. Bu program, hücrenin düzgün bir şekilde işlemesini sağlayan hassas bir düzenlemeye sahiptir, meydana gelebilecek bir aksama, bozulmalara ve tuhaf gelişmelere (kanser gibi) yol açmaktadır. Bir bilgisayarın ancak programlandığı zaman iş görebileceği gibi, her bir hücre de belli bir işlevi yerine getirmek üzere üstün bir Güç tarafından programlanmıştır. Sadece hücreyi inceleyerek bile yaşamın ve insanlığın oluşabilmesi için ve varlığını sürdürebilmesi için nasıl bir tasarıma sahip olduğunu anlamak ve bu tasarımdan hareketle Tanrı’nın varlığına ulaşmak oldukça kolaydır. Bu konuda, ünlü İngiliz astronom Fred Hoyle’un, ilk hücrenin şans eseri ortaya çıktığına inanmanın, eski uçak parçaları dolu bir depoda esen bir hortumun bir Boeing 747 uçağı meydana getirebileceğine inanmak gibi bir şey olduğuna dair ünlü bir demeci bulunmaktadır.</p>
<p align="justify">Ancak bazı çevrelerin bu konuda sahip oldukları olumsuz tutumu ünlü biyokimyacı Michael Behe hücre hakkında şöyle söyleyerek göstermektedir: “Hücrenin araştırılmasında kolektif olarak yapılan çalışmaların sonucu –hayatın moleküler seviyede incelenmesi- güçlü, açık ve çarpıcı bir ‘tasarım’ görüşünü ortaya çıkarmıştır. Sonuç o kadar açıktır ki, bilim tarihindeki en büyük gelişmelerden birisi olarak değerlendirilmelidir. Hayatın akıllı bir tasarımın eseri olduğu görüşü, dünyanın güneşin etrafında döndüğünün, hastalıkların bakterilerce oluştuğunun, ya da radyasyonun kuanta denilen parçacıklarla yayıldığının belirlendiği an kadar önemlidir. Yıllarca yapılan çalışmalar sonucunda harcanan onca çaba ardından elde edilen bu zafer, tüm dünyadaki laboratuvarlarda şenlikli kutlamalara yol açacaktır. Hatta bu olayı kutlamak üzere eller çırpılacak, yüzler gülecek ve bir gün işten izin bile alınabilecek! Fakat hiçbir kutlama yapılmadı, eller çırpılmadı. Hücredeki aklın ortaya çıkışının ardından, bu karmaşıklık sessizlik ve utanç dolu bir tereddütle karşılaşmıştır. Bilimsel çevreler neden bu müthiş buluşu kabullenmiyor? Tasarımın gözlemlendiği bu gerçeklik, neden entelektüellerce sahiplenmiyor? Bu ikilem şurada yatıyor, filin bir tarafı akıllı tasarım derken, diğer tarafı da Yaratıcı’yı gösterecektir.</p>
<p align="justify">Aynen dört fizik gücünün iyi ayarlanmasında olduğu gibi, güçlü ve zayıf kimyasal bağlar arasındaki ilişki de kusursuzdur. DNA hücre istikrarının sağlanması için kusursuz bir biçimde çalışır. Bilgi depolamaya ilişkin biyolojik sistemde inanılmaz bir yoğunluk görülür. Bütün dillerde yazılmış bütün kitaplardaki bilgiler DNA’nın diline çevrilmiş olsaydı bunlar, DNA kapasitesi içerisinde bir toplu iğne başının yüzde birine denk düşecek kadar bir alana kaydedilebilirdi. DNA sarmalının kalınlığı, metrenin yirmi beş milyonda biri kadardır. Ancak sarmal, çözüldüğü zaman bu kalınlık yaklaşık on santimetreye çıkmaktadır. Şayet bir hücrenin bütün DNA’sını tamamen açar ve bunu diklemesine sıralarsak, DNA’nın uzunluğu yetişkin bir insanın boyu kadar olacaktır. Vücudumuzdaki bütün DNA’ları uç uca eklerseniz, güneşle dünya arasındaki mesafeyi gidiş-dönüşlü olarak yüz defa kat edecek bir zincire ulaşırsınız. Bu bir soyutlama değil, içimizde var olan hayret verici, somut bir gerçektir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.allahinvarligi.com/" target="_blank">http://www.allahinvarligi.com</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Utah'da yeni bir dinozor türü]]></title>
<link>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1073</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 13:26:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
<guid>http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1073</guid>
<description><![CDATA[(İnternetHaber) Utah&#8217;da bugüne kadar bilinmeyen bir dinozor türünün kalıntıları bulund]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="justify"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignleft" style="float:left;margin:6px;" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/dinazor.jpg" alt="" hspace="6" vspace="6" width="250" height="190" align="left" /><a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=107073" target="_blank">(İnternetHaber)</a> Utah'da bugüne kadar bilinmeyen bir dinozor türünün kalıntıları bulundu.</span></p>
<p align="justify">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="justify"><span style="font-family:Verdana;">ABD’nin Utah eyaletinin güneyinde bugüne kadar bilinmeyen bir dinozor türünün kalıntıları bulundu.</span></p>
<p align="justify">
<p align="justify">Zoological Journal of The Linnean Society, ördek gagalı dinozorlar grubuna dahil olan ve bugüne kadar bilinmeyen dinozordan kalanlar ABD’nin Yellowstone Ulusal Parkı’ndan sonra en iyi korunan alanı Grand Staircase-Escalante National Monument’ta bulunduğunu duyurdu.<!--more--></p>
<p align="justify">
<p align="justify">Utah Üniversitesi Doğal Tarih Müzesi’nden Terry Gates ve Scott Sampson, iyi korunmuş halde bulunan 76 santimetrelik kafatasına ve 300 kadar dişi olan güçlü bir çeneye sahip yeni dinozor türüne “Gryposaurus monumentensis” adının verildiği ve “kanca gagalı kertenkele” anlamına geldiği belirtildi.</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Dinozorun kafatasının 2002 yılında bir mobilya imalatçısı tarafından bulunduğu, 2 yıl sonra da derinlemesine kazı çalışmalarına başlandığı ifade edildi.</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Söz konusu dinozorun barışçı bir otobur olduğu ve boyunun da 7 ila 10 metre arasında olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p align="justify">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="justify"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p align="justify">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="justify"><span style="font-family:Verdana;">Kaynak:AA</span></p>
<p align="justify">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;" align="justify"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
