<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ahiret &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/ahiret/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ahiret"</description>
	<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 20:18:54 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[HEY SEN BAKARMISIN..?]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=549</link>
<pubDate>Mon, 30 Jun 2008 14:07:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=549</guid>
<description><![CDATA[evet sonunda gerekli görülen web teknolojileri ile tekrar yolumuza devam ediyoruz euro 2008 gibi b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>evet sonunda gerekli görülen web teknolojileri ile tekrar yolumuza devam ediyoruz euro 2008 gibi büyük bir organizasyondan türk a milli takımımızla<br />
ilgili güzel ve sevindirici haberleri sizlerele paylaştık ama tek tek bütün futbolcularımızın gözlerinde öper minnettarlığımızı<br />
ve şükranlarımızı sunarız</p>
<p>semih şentürk arda turan nihat kahveci hamit altıntop mehmet topal tuncay şanlı emre aşık emre güngör ayhan akman colin kazım servet çetin<br />
gökdeniz karadeniz sabri sarıoğlu tümer metin tolga zengin mevlüt erdinç emre belezoğlu mehmet aurelio gökhan zan rüştü rençber hakan balta<br />
uğur boral volkan demirel ve özellikle fatih terimi tebrik ediyoruz</p>
<p>taktire şayan üstün bir başarıyı bizlere yaşatıkları için ne söylesek az kalır inşallah 2010 dünya kupası organizsyonunda bu başarılarını ve<br />
istikrarlarını dahada ileriye götürerek kupa ile taçlandırırlar siteye yeni eklediğimiz web teknolojilerini fatih hocaya ve onun emaktar öğrencilerine<br />
hediye ediyoruz bize onur verici bu duyguları yaşatan bu ekip dahada fazlasını hak ediyor</p>
<p>küstah ükela ve çirkef avrupalıları dize getirip onları ezmek ve sporsal alanda dahi olsa onlara üstünlük sağlamak bu milletin şiarı olmalıdır<br />
özelliklede ekonomik gelişmişlikte bilimde teknolojide teknikte sanatta ve kültürel zenginlikte avrupa batı medeniyetine üstünlük sağlayıp<br />
ezici bir güçle onları zelil ve hakir duruma düşürmek en güzel şeydir çünkü yıllardır onlar şark medeniyetlerinin kanını emdiler yer altı ve<br />
yer üstü kaynaklarını pervasızca sömürdüler ve insanlarımıza yapmadıkları haysiyetsizlik ve onursuzluk kalmdı halada türkiye üzerine ve diğer<br />
şark ülkeleri üzerine sinsi ve kötü emellerini sürdürmekte maşa başı toplantılarında bizi nasıl sömürüp daha çok kanımızı emeceklerinin plan ve<br />
programlarını yapmaktalar son örneğini ırak ve afganistan halkına yapıp ettikleri ile kanıtlamış bu barbar ve vahşi yaratıklar asla içlerindeki bu<br />
kötü emel ve aksiyonlarından asla vazgeçmicekler tarih tekerürden ibaret olduğunu her zaman bizlere göstermekte</p>
<p>tarih bilinci olmayan atatürkün tabiri ile dahili bedbahtlar nedense bu zalimlere ön ayak olup bu ülkede huzuru bozmaya ve adaletin istihdam edilip<br />
istihdamın sağlanmasına engel olmaktalar bu kişiler orduda paşa konumunda da olabilir bu kişiler yargıtayda danıştayda sayıştayda bir hukuk adamıda<br />
olabilir üniverstelerde akaddemisyende olabilir bürokraside emniyet müdürü mit istihbrat daire başkanıda olabilir veya real sektörde büyük holdinglerin<br />
sahipleride olabilir veya siyasi arenada dinci bir partide olabilir dinsiz bir partide olabilir hiç farketmez kişinin etiketi değil yaptığı aksiyon ve<br />
eylemlerin gidişatı onun bu vatanı sevip sevmediğini içimizdeki düşmanlar olup olmadığını gösterir bundan dolayı bize en çok zarar veren yukardaki<br />
 kurumlara sinsice sızmış kişilerdir tabi halkın gaflet içinde bilinçsiz ve olayların iç yüzünü kavramaya yatkın olmayışıda bunu tetikleyen bir<br />
unsur bunun etkenide medya denen ruhunu şeytana satmış gazeteciler gazeteler televizyonlar köşe yazarları ve benzerleri...</p>
<p>kısaca fazla siyaset yapmadan şunu belirtmek isterim kurulu düzeni eleştirmek hep antipati toplar itici gelir nasıl ifade etsem mesela ortada yıllardır<br />
gelişen ve oturan bir durum var bu durumun zarar ve kötülüklerini eleştirdinmi halkın geneli o duruma adaptasyonunu sağladığı için eleştiriye ve<br />
eleştirene doğru gözle bakmaz bunun bilincinde olan biri olarak ben böyle bir yol izlemektense doğru olana rehberlik yapmanın daha etkili olacağına<br />
inanmaktayım herşey bilimin ve mantığın ışığında analiz edilip ona göre gözlemlemeler sonucunda eyleme dönüştümü başarılı olma ihtimali artar tabi<br />
bunun yanına birde inancı vicdanı imanı ve mistik yapıyıda eklemek isterim fazla yazmak istemiyorum ifadelerimizin arkasında yatan gerçekleri size daha<br />
etkili işlemlerle gösterceğimiz bir sürü araç ve gereç varken yazmamız fazla değer arz etmez yani iki seçenek var ortada biri 4 dakka 20 saniyede zor<br />
bir seçenek diğeri 1 dakka 5 saniyede çok basit ve etkili bir seçenek hangisini yapmak daha mantıklı tabiki ikincisini yazı yazmak birinci seçenek<br />
ikinci seçenekte çok farklı bir şey oda bizlerde sır kalsın</p>
<p>ha bu arada şunuda demeden geçmek olmaz nedense insanlarımız bir bühran ve çöküntü içindeler huzuru ve mutluluğu nedense bulamıyorlar eğlenmek oralara<br />
buralara gitmek gününü gün etmek huzur getirmez çok zengin olmak saygın bir kişi olmak saygı görmekte huzuru getirmez insan neyi elde ederse etsin<br />
içinde onu yiyip kemiren bir arayıştan asla kurtulamıyacak sürekli bazı şeylerin arayısı içinde olacak bazı şeylerin hayatında eksik olduğunu anlıyacak<br />
bunun için çok kişinin içinde de olsak yanlız başına da olasak nedese bir türlü iç huzurumuzu sağlıyamadığımızdan yakınırız sürekli olayların ve<br />
gelişmelerin kötü yanlarını görüyoruz herşeyde bizim duygu dünyamıza zarar veren bizi yıpratan şeyleri görme eğilimindeyiz bundan dolayı her gelişmeden<br />
şüphe ediyor herşeyin bize zarar vereceği endişesini taşıyoruz hayatta nedense bir türlü maddi ekonomik dinsel yani içsel güvencelerimiz yok size bir<br />
ip ucu vermek faydalı olur bu süreçte eğer bir doktor gelip size dese bir saat ömrün kaldı bir saat sonra öleceksin dese nasıl bir tepki verirdiniz<br />
veya ne yapardınız ? ben bu soruyu bir kaç arkadaşa lise yılarında sordum kimi dedi milletten helallik alırdım kimi camiye gider yaptığım kötülüklerden<br />
ve insanlara karşı haksızlıktan dolayı tövbe eder günahlarımın affedilmesini dilerdim kimi ölümü beklerdim kimi bir dal sıgara yakıp son anı beklerdim<br />
dedi ama bunların hiçbirisi gerçeği yansıtmayan cevaplardı sivaslı bir arkadaşım oğuz ise tek doğru cevabı verdi o cevap nedir; şoka girerdim dedi evet<br />
doğru söyledi insan bir saat sonra dünya ile bütün sevdikleri ailesi ile hayat ile bağlantılarının sona erip kara toprağın altına gireceğini bilse şoka<br />
girerdi aradığım cevabı arkadaşım bana söylemişti şimdi burdan yola çıkarak size mutluluğu yakalayıp sürdürmeniz için bir tavsiye hayatınızın her anını<br />
şuna göre yaşayın nasıl olsa bir gün ölüm gelip beni bulacak hiçbir şeye fazla üzülmeme gerek yok veya en sevindirici şeylere bile fazla sevinmeme gerek<br />
yok nasıl olsa bunların hepsi bir gün son bulacak diye düşünüp böyle yaşayın bakın görün nasıl mutlu oluyormussunuz tabi bu arada riyakarlığı ve<br />
samimiyetsizliği sevmemeye gayret eden biri olarak bende mutsuz ve umudunu kaybetmiş biri olmamak için sürekli okuyorum sürekli şeytanın kötü kuruntulara<br />
beni sokmaması için bilim ve teknoloji ile ilgili gelişemeleri okuyor öğrenmeye çalışıyorum biran boş kalsam bir sürü kaygı verici düşünüş içine girmemek<br />
için kendimi mutlu edecek şeylere yöneliyorum mutsuz olmaktan ve ümidimi kaybetmekten nefret ediyorum</p>
<p>bu arada size bir sır daha vereyim kuranın ya alimran ya bakara yada nisa süresinde hz. isa as. peygamberimizle ilgili çok güzel bir ayetler silsilesi var<br />
çok hoş ve çok nezih isa peygamberin hayatından alıntı; ALLAH buyuruyorki: isa dediki yahudilere ben ALLAHIN size gönderdiği bir peygamberim benden sonra<br />
gelecek olan ahmed adındaki peygaberin müjdecisi ve benden önceki kitapların tasdikcisiyim ölüleri diriltirim içinizden geçenleri bilirim evinizde<br />
sakladıklarınızı size bildiririrm evlerinizde ne yiyip içtiğinizi size haber veririm abraşları körleri tedavi ederim ölüleri diriltirim ... diye giden<br />
ayetler yahu size birşey diyimmi bu kadar üstünlüğe ermiş ve kuranın bir kaç yerinde ALLAHIN kendisine selam verdiği hürmetle adını yad ettiği isa<br />
peygamber öyle fakir ve yoksul bir hayat yaşadıkı imamı gazali hazretlerinin ihyasında geçen bir olayı size aktarmak istiyorum: bir gün isa peygamber<br />
yağmurda bir mağraya sığınmış ve bir taşı alıp minder yapmış uykuya dalacağı o sırada ALLAHA nida ediyor: ey Rabbim herkezin bir evi ailesi var benim<br />
ise ne ailem ne bir yuvam nede bir yatacak yorgan ve yastığım yok diye içerleniyor sonrası malum uykuya dalıyor yahu ölüleri dirilten körleri tedavi<br />
eden kuranda ALLAHIN kendisine alemlerden sana selam olsun ya isa dediği sana inanları hep üstün getireceğim dediği bu gün yeryüzünde 2 milyar küsür<br />
inananı olan (tabi sapıkca inanç) bir insanın hayatının detaylarına indikmi çok garip duygular içinde kalıyoruz vaybe dememek elde değil bütün insanlığı<br />
yaratan ALLAHIN en üstün altı kulu olan adem musa nuh ibrahim muhammed (sav.) ve isa gibi insanların hayatına baktıkmı yahu üstün olmanın ve zengin şerefli<br />
olmanın ölçüsü nedir paramı malmı evlat çokluğumu çok saygı görmekmi holdingler sahibi olmakmı yoksa yazlıgı olmak yatları katları villaları boğazda<br />
yalıları olmakmı 16 milyon oy alıp ülkeyi yönetmekmi popstar olup konserler vermekmi süper bir golcü olup son dakkada bir gol atıp takımı öne geçirip<br />
finale yükselmekmi ama bunların hiçbiri o altı en üstün insan ve ALLAHIN en çok değer verip tüm insanlıktan ve yarattıklarından hepsinden üstün tutuğu<br />
insanların hayatında yoktu ALLAH için bütün insanlar varlıklar (bunlara meleklerde dahil) bütün yaratılmışlar köprüler evler bilgisayarlar güzel yüzülü<br />
bayanlar fiziği düzgün insanlar en etkili konuşan hatipler siyasetciler en zeki bilim adamları bütün hepsi bu altı insanın birinin ayagındaki toz kadar<br />
değerli değil yani çok paradoks bir dünya çok paradoks bir toplum haline gelmiş günümüz insanları bunların tesbit eden ben ya kuranı anlamayı beçeremiyorum<br />
okuduğumu algılamakta zorlanıyorum yada kuranda anlatılan şeyler bir efsana (asla evsane değil gerçeğin ta kendisi) yada şizofreni hastalığına yakalanmış<br />
bir insanın gördüğü karışık rüyaları görüp gerçekmiş sanıyorum tabi şunuda belirtiyim ben bu davadan asla dönecek değilim kim bana kurandan daha üstün daha<br />
etkili bir kitap getirirse ben bu davadan vazgeçerim tabi buda asla olmayacak bir ayetini yaratmaya bile bütün dünya insanları aciz kalır</p>
<p>bir nokta dikkatimi çekti aklıma gelmişken paylaşmak istiyorum: yahu müslüman bir siyasetci bilim adamı doktor avukat bürokrat iş sahibi patron günümüzde<br />
çıkıpta ben ALLAHA inanıyorum benim dinim benim hayatımın özüdür ve yaşamımı ona göre şekillendiririm kimse benim dinime dil uzatamaz islama karşı olanlara<br />
 ALLAH lanet etsin siz münafıklar ALLAH düşmanları ebediyyen ateşte azap göreceksiniz demeye cesaret edemiyor bırakın bunu islama münafıklar olanca gücüyle<br />
hakaret ediyor bir cevap vermeye kalktımı bir siyasetci mütedeyyin insan ona dünyayı zehir ediyorlar onu var güçleriyle sindiriyorlar yahu bir insanın ben<br />
ALLAHA inanıyorum ben müslamanlardanım demesi bile günümüzde onun kaleminin kırılmasına sebep oluyorsa ben bu dünyanın içine tüküriyim</p>
<p>yok kardeşim bu böyle gitmez şeytanın düzeni yıkılması lazım ya yıkılacak ya  yıkılacak zaten şeytanın düzenide ALLAHIN ifadesi ile kolay yok edilecek bir<br />
şey şeytanın taraftarları bir tuzak kuruyor ALLAHTA onların tuzaklarını sonuçsuz bırakacak bir tuzak kuruyor üstün gelecek olan tabiki ALLAH ne başörtüsüne<br />
yapılan baskı ne imam hatipli gençlere reva görülen üvey evlat muamelesi nede ordudaki bürokrasideki bazı şeytan taraftarlarının aldıkları karar ve eylemler<br />
hiçbirisi ebedi kalacak değil bu dava çok zalimler nemrutlar fravunlar hamanlar karunlar gördü Evel ALLAH hepsinin üstesinden çıkan bir lideride ALLAH<br />
gönderdi dünyada son insan kalıncaya kadarda ALLAH bu dini mehdileriyle mücahidleriyle yükseltecek tabi müslümanlar sizede bir sürü iş düşüyor bireysel<br />
bağlamda herkez anladığı anlamda elinden geleni yapsın ben bilgisayardan teknolojiden enfermasyondan siyasetten medyadan kitle iletşim aralarından basın ve<br />
yayından anlıyorum ekonomik konumum elverdiği sürece en etkilisini ve en güçlü mekanizmaları üretip taliblerine teslim edicem sizlerde anladığınız alanda<br />
çalışın ne diyor ALLAH kuranda: oturup bekleyen müslümanlarla ALLAH yolunda canlarıyla mallarıyla cihad edenler asla bir olmaz tabiki cihad edenler daha<br />
üstündür cihaddan kasıt sadece savaşmak değil fikri mücadele vermek medyada onlardan daha etkili söz sahibi olmak global manada eğtim ve öğretim alanında<br />
büyük atılımlara imza atmak bir fakiri yetimi dulu doyurmak yoksula yemek yedirmek islami dernek ve kuruluşlara yardım etmek bunların hepsi birer cihadır<br />
nefisle olan cihat ve münafıklarla olan cihat sakın boyun eğmeyin sakın pes etmeyin sakın kabullenmeyin sakın yılmayın diklenin dik kafalı olun sert<br />
acımasız olun pes etmeyin yılmayın gevşemeyin üzülmeyin onların topraktan başka bir beklentisi yok ama bizlerin öteler ötesinde ebediyyet beklentisi var<br />
fethullah gülen hocanın tabiri ile: ruhum öteler ötesini ölümsüzlüğü arzuluyor ona kavuşmak istiyor evet bizler üstünüz onlar birer pisliktir<br />
(kuranın tabiri ile birer bokturlar ben demiyorum ALLAH diyor Arapça bilen hocalara ilahiyatcılara gidin sorun size açıklasınlar)<br />
şunuda belirteyim asimile olmuş popüler kültüre göre yaşayan diliyle ben müslümanlardanım diyen ama yaptıklarının yaşamının müslümanlığın mesine bile<br />
uymayan kişilerede çevremizdeki insanlarada asla pirim vermeyin onlardan bir beklenti içine girmeyin çok kapsamlı bir laf beklenti evet bizim gibi<br />
düşünmeyenin bize ne katkısı olabilirki? arafte bekleyenler misali kişilermi daha iyi desteklerler yoksa ensarla muhacirlermi (medineli müslümanlarla<br />
mekkeye hicret eden müslümanlar)?</p>
<p>bir insan günahkar hatalı olabilir yanlış yapabilir bu normaldir insan hata yapmaya günaha girmeye meyilli bir varlık olarak yaratıldı hata günah suç<br />
bizlere mahsus kuranda ALLAH ne diyor biz insanları suçlarından dolayı anında cezalandırsaydık yeryüzünde bir tek canlı insan kalmazdı bunu neden dedim<br />
şundan dedim birysel olarak hatalarımız olabilir tövbe ederek bunlardan vazgeçip halimize çeki düzen verebiliriz ama bir insan düşününki ben müslümanım<br />
 diyip başörtüsüne karşı geliyorsa ben müslümanım diyip kuran kurslarını kapatıyorsa ben müslümanım diyip imam hatip okumuş gençleri ünüverste okuma<br />
hakkından mahrum ediyorsa ben onun süzme katıksız münanfık olduğuna hükmederim onun inancı sıfırın altında ben böyleleri ile savaşılması mücadele edilmesi<br />
taraftarıyım yoksa kişisel hatalarda günahlarda bulunan halkımıza asla cephe almamalıyız onları kucaklayıp onlara tatlı sözle muamele edip onlara en etkili<br />
sözlerle öğütte bulunmalıyız sevip saymalı onları ALLAHIN değer verip yarattığı birer varlık olarak görüp koruyup gözetmeliyiz bireysel suçlarından ve<br />
günahlarından dolayı kimse dışlanamaz tabi kul hakkı yemek bunun dışında yani hırsızlık eden milletin hakkını yiyen milletin arasında laf götürüp getiren<br />
adam öldüren haksız yere birinin ekmeiğine engel olan kişiler bunun dışında topluma yapılan her türlü haksızlık insanlığa yapılmış suçtur ve en ağır<br />
şekilde cezalandırlmalıdır kimse kimsenin haksızlığını çekmek zorunda değil böyle tipleride münafık kategorisine koymakta fayda var bireysel günahlardan<br />
kasıt namaz kılamak içki içmek kumar oynamak zina yapmak gibi şeyler böylelerinin dışlanmasını ben doğru bulmuyorum tabi yapılan şey islama göre yasak ama<br />
toplum düzeyini baz alarak hareket etmek en etkili toplumsal değişimi getirecektir</p>
<p>not: işte bitti bir insan neden sevilmez biliyormusunuz? neden çok düşmanı vardır bir insanın? tabiki böyle düşünüp böyle görüp böyle hissettiği için<br />
allah razı olsun beni imam hatipe yazdıran ve buna vesile olanlara imam hatip okumasak nasıl bir insan olurduk acaba...? saygılar sunarız...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Azabın Sonluluğuna Dair Başlıca Deliller]]></title>
<link>http://gelecegedogru.wordpress.com/?p=89</link>
<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 17:23:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>Mehmed Mustafa</dc:creator>
<guid>http://gelecegedogru.wordpress.com/?p=89</guid>
<description><![CDATA[Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi&#8217;ne yazdığı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'ne yazdığı "Azap" maddesinde cehennem azabının ebedî olup olmadığına dair farklı görüşleri tartışmıştır. <a href="http://yusufsevkiyavuz.com/" target="_blank">Kendi web sitesine</a> de aldığı bu <a href="http://yusufsevkiyavuz.com/?p=48" target="_blank">yazısındaki</a> uzunca bir pasajda, Şevki Yavuz Hoca azabın ebedî olmadığını savunan âlimlerin kullandıkları belli başlı argümanları sıralıyor.</p>
<p>Aşağıda alıntıladığım bu pasajda yer alan argümanlar bence meseleyi genel itibarıyla çok güzel ortaya koyuyorlar. Ancak bunların küçük bir kısmına katılmadığımı veya bunları gerekli bulmadığımı hemen belirteyim. Meselâ naçizane kanaatimce Hûd suresindeki 107'inci ayette bahsedilen "gökler ve yer"in bu dünyanın gökler ve yeri olduğu, ahiretinki olmadığını söyleyen ve bunu cehennemin ebedî olmadığına delil gösteren âlimler yanılmış görünüyorlar. Bu gökler ve yer, ahiretin gökler ve yeri olsa gerektir; ama böyle olması hâlinde de ayetin ebedî bir azaba işaret ettiği hükmü zaten doğrulanmaz.</p>
<p>Prof. Dr. Yavuz'un bu yazıyı yazarken kullandığı bibliyografyaya ihtiyaç duyanlara TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki “Azap” maddesine, bu yazının oradaki aslına müracaat etmelerini tavsiye edebilirim.</p>
<p>Şimdi buyurun, alıntımızı okuyun.<!--more--></p>
<blockquote><p>Kâfirlere uygulanacak azabın sona ereceğini kabul eden âlimlerin dayandığı deliller de şöylece özetlenebilir:</p>
<p>1. Kur’ân-ı Kerîm’in üç âyetinde cehennemde kalışın ebedî olmadığı açıkça belirtilmiştir. Bunlardan biri, şakilerin (kâfirlerin) göklerle yerin devam ettiği müddet kadar cehennem ateşinde kalacaklarını, fakat Allah’ın dilemesi halinde bu sürenin kısaltılabileceğini haber veren âyettir (Hûd 11/107). En’âm sûresinde (6/128 ) yer alan diğer bir âyet de aynı mahiyettedir. Üçüncü âyet ise azgınların cehennemde “ahkâb” süresince bekleyeceklerini bildiren âyettir (en-Nebe’ 78/23). Birinci âyette yer alan “gökler ve yer” kelimelerinden kastedilen, dünya hayatındaki gökler ve yerdir. Çünkü âyetin devamında belirtilen Allah’ın dilemesine bağlı istisna kaydı bunu göstermektedir. Eğer karşı grubun iddia ettiği gibi âhiretteki gökler ve yer kastedilmiş olsaydı bu istisna aynı zamanda âhiret hayatının da sona ereceğini ifade etmiş olurdu. Halbuki âhiret yurdunun ebedî olduğunda, Cehm b. Safvân ve Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf gibi isimler dışında, bütün İslâm âlimleri ittifak etmiştir. Gerek bu âyette gerekse konuyla ilgili üçüncü âyette söz konusu edilen şakiler ve azgınlardan (et-tâgîn) maksat, âsi müminler değil kâfirlerdir. Çünkü üçüncü âyetin devamında azgınların azaba çarptırılmalarının sebebi açıklanmış, onların âhirette hesaba çekileceklerine inanmayan ve Allah’ın âyetlerini yalanlayan kimseler oldukları bildirilmiştir (en-Nebe’ 78/26-28). Hûd süresindeki (11/107) şakilerden maksat da kâfirlerdir (bk. Tâ-hâ 20/123; el-A'lâ 87/11-12). Zira şaki tevhid ehli statüsü içinde mütalaa edilemez. Bunlar gibi cehennemde kalışları Allah’ın dilemesine bağlı kılınan kişilerin de kâfir olduklarını bizzat kendilerinin itiraf ettiği belirtilmiştir (el-En’âm 6/128-130). Son âyette yer alan “ahkâb” kelimesi ise “peş peşe gelen sonsuz devirler” mânasına alınamaz. Çünkü bu, azlık bildiren çoğul (cem’u'l-kılle) kelimelerden olup sonlu yılları ifade eder (İb-nü’1-Arabî, IV, 391). Hûd süresinde (11/ 107) şakilere verilecek azabın göklerle yer var olduğu sürece devam edeceği belirtildikten sonra, “ancak rabbinin dilediği hariçtir” buyurulmuşsa da bu istisna ile Allah’ın azap süresini uzatmayı mı yoksa kısaltmayı mı irade edeceğine dair bilgi verilmemiştir. Bununla birlikte aynı istisna ardından gelen âyette cennet ehli hakkında da yapıldıktan sonra âyetin devamında, “Bu bitmez tükenmez bir lutuftur” denilerek cennet hayatının sonsuzluğu kesin olarak tasrih edilmiştir ki cehennem azabı hakkında böyle bir beyan yoktur. Buna göre 107. âyette yer alan şakilerin azap süresi ile ilgili İstisna, ilâhî iradenin günün birinde bu azabı sona erdireceği, 108. âyette geçen cennet ehli hakkındaki istisna ve bunun devamındaki açıklama ise ilâhî iradenin cennet hayatını ebediyen sürdürme yönünde tecelli edeceği fikrini vermektedir. Bu yorum Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşatmış olduğu müjdesine daha uygundur. Nitekim ashaptan Hz. Ömer, Abdullah b. Mes’üd, Abdullah b. Amr, Ebû Saîd el-Hudrî de söz konusu âyetteki istisna kaydını bu şekilde yorumlamış ve cehennemin bir gün sona ereceğini kabul etmişlerdir. Adı geçen sahâbîlerle bunların görüşüne uyan bir kısım tabiîn, yukarıdaki iki muhkem* âyetin cehennemde kalışı “ebed” ve “hulûd” kelimeleriyle mutlak olarak ifade eden bütün vaîd âyetlerini tahsis ettiğini kabul etmişlerdir (Taberî, XII, 71; Fah-reddin er-Râzî, XVIII, 63; İbn Kayyım, s. 288-292). Kâfirlerin cehennemden çıkmayacaklarını ve azaplarının hafifletilmeyeceğini bildiren âyetler ise cehennemin yok olmayacağını değil cehennem var oldukça azabın devam edeceğini gösterir (İbn Kayyim, s. 95). Cehennem yok olunca azabın devam etmesi mümkün değildir. Binaenaleyh mutlak olan bu nevi âyetleri dikkate alarak azabın hiçbir zaman sona ermeyeceğine hükmetmek isabetli sayılmaz. Yorumlan üzerinde durulan yukarıdaki üç âyetin dışında, azabı konu edinen diğer âyetlerde de azap Allah’ın dilemesine bağlı kılınarak kayıtlandınlmıştır (meselâ bk. el-A’râf 7/156). Azabın kendisi ilâhî irade ile kayıtlı olunca devam süresinin de kayıtlı olması tabiidir (İbnü’l-Vezîr, s. 353; Mûsâ Bigiyef, s. 34, 42-43).</p>
<p>2. Hadislerde hiçbir hayır işlemeyen ve azaptan kurtulmak dileğinde bulunan cehennemliklerin buradan çıkarılacakları belirtilmiştir (Buhârî, Tev-hîd”, 24; Tirmizî, “Şıfatü Cehennem”, 10; İbn Kayyim, s. 297, 309). Bunu bütün azap görenlere teşmil etmek mümkündür (İbn Kayyim, s. 303-310).</p>
<p>3. Azaptan söz eden bazı âyetler onu “bir gün “ün azabı olarak niteler. “Bir gün”ün süresi hakkında çeşitli görüşler ileri sürmek mümkün olsa da “gün”ün belirli bir zaman parçası olduğu şüphesizdir. Buna karşılık naslar cennet nimetleri için “bir günün nimeti” tarzında bir ifade kullanmamaktadır. Bu da azabın geçici, nimetinse devamlı olduğunu gösteren delillerden biridir (İbn Kayyim, s. 307).</p>
<p>4. Rahmeti bütün yaratıkları kuşatmış olan Allah, yaratıklarına rahmet sıfatıyla muamele edeceğini vaad etmiş (el-En’âm 6/ 12; el-Mü’min 40/7), rahmetinin dünyada olduğu gibi âhirette de gazabını geçeceğini haber vermiş (Buhârî, “Tevhîd”, 55), yüce zâtını güzel isim ve sıfatlarıyla tanıtırken kullarına karşı şefkatli olduğunu ısrarlı bir şekilde vurgulayan isim ve sıfatları bulunduğuna dikkat çekmiştir. Esmâ-i hüsnâdan, inkarcılarla isyankârları cezalandıracağına işaret eden “müntakim” ile bir anlamda “kahhâr” ismi dışında kalanlar yüce Allah’ın affediciliğini, müşfik, rahman ve rahîm oluşunu tekit eden isimlerdir (bk. ESMÂ-İ HÜSNÂ). Esmâ-i hüsnâ içinde gafur, gaffar, rahman ve rahîm isimleri bulunmasına karşılık muâkıb (ceza veren), gazbân (gazap eden) ve muazzib (azap eden) isimlerinin yer almayışı, azabın ebedî olmayacağını gösteren bir delil olarak kabul edilmelidir. Zira rahmet O’nun zâtından ayrılmayan kadîm ve ezelî bir sıfattır. Azap ise O’nun sıfat ve isimlerinden olmayıp kulların yaptıkları kötülüklere karşılığını veren adi sıfatına bağlı fiilinin bir sonucudur. Ezelî ve ebedî olan ilâhî isim ve sıfatların devamlılığı esastır. Azap “şer” olması itibariyle de Allah’a atfedilemez. Cenâb-ı Hakk’in zâtı ve sıfatları mutlak kemal özelliğine sahiptir, fiilleri ise sırf hayırdır. Azabın dayanağı olan ilâhî gazap Allah’tan ayrılması imkânsız olan zatî bir sıfat olmadığına göre azabın devamlılık arzetmesi gerekli değildir. Öyleyse gazap da onun neticesi olan azap da arızîdir, rahmet ise zatî bir sıfat olduğu için devamlıdır (İbn Kayyim, s. 301, 304). Nitekim ilâhî rahmet dünyada gazabını aşmıştır. Yüce Allah rahmet sıfatıyla tecelli ederek kullarını hayat sahnesine çıkarmış, kendilerine türlü nimetler vermiş, günah işlemelerine rağmen lutfunu esirgememiştir. Eğer günahlarından dolayı kullarını cezalandıracak olsaydı dünyada canlı bir varlık bırakmazdı (en-Nahl 16/61, Fâtır 35/45). Dünyada her yaratığa şâmil olan bu ilâhî rahmet âhiretteki rahmetin yüzde biri olduğuna (Buhârî, “Rikâk”, 19} ve gazabını aştığına göre âhiretteki rahmetinin gazabını aşmaması nasıl mümkün olur (İbn Kayyim, s. 313). Azap ebedî olursa ve ilâhî rahmet kâfirleri kapsamına almazsa bu rahmetin her şeyi kuşattığı ve gazabı aştığı nasıl söylenebilir (Mûsâ Bigiyef, s. 47; İzmirli, s. 9, 30).</p>
<p>5. Bazı hadislerde belirtildiğine göre {Müsned, II, 451, 482; III, 362; Buhârî, “Rikâk”, 18; Müslim, “Münâfikün”, 71), cennete girecek olanlar işledikleri ameller sebebiyle değil Allah’ın rahmet ve ihsanı sayesinde bu nimete nail olacaklardır. Buna göre cehennem ehlinin de ilâhî bir lutfa mazhar olmaları gerekir.</p>
<p>6. Azabın ebedî olacağı konusunda ümmetin ihtilâfı vardır. Zira ashap, tabiîn, tebeü’t-tâbiîn ve her asrın ulemâsından az da olsa bir grup azabın ebedî olmadığı görüşünü savunmuştur (Makdisî, I, 201; İbn Kayyim, s. 286-288; Mûsâ Bigiyef, s. 76-77). Şu halde bu görüş bid’at kabul edilemez.</p>
<p>7. Azap inkâr ve isyan edenlere yönelik bir vaîddir. Ehl-i sünnet âlimlerinin de kabul ettiği gibi Allah’ın vaîdin den dönmesi mümkün olup bu, lütuf¬kârlığına ve affediciliğine daha uygundur. Cenâb-ı Hak Kur’an’da va’dinden dönmeyeceğini açıkladığı halde vaîdinden dönmeyeceğini bildirmemiştir. Şu halde vaîdini yerine getirip getirmemesi ilâhî iradesine bağlıdır. Va’d kulun Allah’tan talep edeceği hakkı ise vaîd de Allah’ın kuldan talep edeceği hakkıdır, dilerse bağışlayarak hakkından vazgeçebilir. Vaîdinden dönen övgüye lâyık olur. Allah ise her türlü övgüye en çok layık olandır. Yerine getirilmesiyle getirilmemesi açıkça belirtilmeyen bir vaîdde bulunması ise insanları kötülükten alıkoyup iyiliğe yönelmelerini sağlama gayesine yönelik olmalıdır (Fahreddin er-Râ¬zî, II, 57-58; İbn Kayyim, s. 311-313). Vaîdden dönmeyi yalanla aynı şey kabul etmek (Mustafa Sabri, s. 19), Allah’ın affedici olmadığını söylemenin bir başka ifadesidir. Çünkü affetmek, işlenen bir suça verileceği beyan edilen cezadan vazgeçmek demektir. Vaîdde de durum aynıdır.</p>
<p>8. İnsanları günahları sebebiyle cezalandırmak yerine affetmek, adalet yerine lutufla muamele etmek Allah’a daha çok yaraşır (İbn Kayyim, s. 302, 310). Nitekim o bütün günahları affedeceğini müjdelemiştir. Şirki bağışlamayacağını beyan etmesi ise affetme tarzının değişik olmasıyla ilgili bir husustur. Yani bazı günahları azap etmeden affeder, şirki de azap ettikten sonra affeder (Mû¬sâ Bigiyef, s. 54). Zira Allah’ı inkâr edip ona ortak koşmanın kul üzerindeki menfi tesirlerini gidermek azap etmeyi gerektirebilir. Uzun devirler boyunca uygulanan azap sonunda hastalığın iyileşmesi ve günah kirlerinin temizlenmesiyle azabın da sona ermesi gerekir. Zira azap böyle bir gaye taşıyorsa maksat hasıl olmuştur, kahrının tecellisi gibi bir sebepten ötürü ise o da gerçekleşmiştir. Buna göre ebedî olarak devam edecek elîm bir azapta hiçbir hikmet ve fayda yoktur. Allah ise hikmetsiz ve abes iş yapmaktan münezzehtir (Fahreddin er-Râzî, XVIII, 63; İbn Kayyim, s. 300-306, 308). Kur’ân-ı Kerîm’de inkarcıların yeniden dünyaya gönderilmeleri halinde bile küfür ve isyanlarına devam edeceklerinin belirtilmesi, uzun devirler boyunca azap görmelerinden önceki durumlarıyla ilgilidir. Asırlarca azap gördükten sonra kâfirlerin inkâra devam etmeleri muhtemel değildir, çünkü ateş onların inkarcı halini yok edecektir. Aksi takdirde inkârın insana ait zatî bir vasıf kabul edilmesi ve bu sebeple insanın ondan sorumlu tutulmaması gerekir.</p>
<p>9. Ebedî olarak sürecek azap ilâhî adalete aykırıdır. Çünkü kısa bir ömür içinde işlenen sonlu günahlara verilecek olan cezanın da sonlu olması gerekir. Allah verecekleri cezaların suçlara denk olmasını kullarına emretmiş ve cezalandırmada aşın gitmelerini yasaklamışken kendisinin, ebediyete nisbetle çok kısa bir süreyi kapsayan dünya hayatında suç işleyenleri sonu gelmeyen bir azapla cezalandırması mâkul değildir (Makdisî, I, 200; Fahreddin er-Râzî, II, 56; XVIII, 63).</p>
<p>Azabın ebedî olmadığını benimseyen âlimlerden İbn Kayyim ile Mûsâ Bigiyef gibi bazı müellifler, cehennemin eninde sonunda yok olacağını ve kâfirlerin de cennete gireceğini kabul ederler (îbn Kayyim, s. 297-298, 305, 308-309; Mûsâ Bigiyef, s. 8-9). Bunlardan İbn Kayyim, kâfirlere uygulanacak olan azabın ebedî olacağını savunanlarla sona ereceğini kabul edenlerin görüşlerini tartışırken, açıkça belirtmemekle birlikte, inkâr ve isyan suçunun gerektirdiği kadar azap gördükten sonra kâfirlerin de cennete girebileceklerine işaret eder. O bu konuda iki önemli delile dayanır: 1. Hz. Peygamber, kalplerinde zerre kadar hayır bulunanların şefaatçıların şefaatıyla cehennemden çıkarılmasından sonra, hiçbir hayır işlemeyen bazı cehennemliklerin (kâfirlerin) Allah’ın rahmetiyle buradan çıkarılıp cennete gireceklerini haber vermiştir (Buhârî, “Tevhîd”, 24). Yine Hz. Peygamber, cehennemin dürülmesinden sonra cennet için yeni bazı insanlar yaratılacağını bildirmiştir {Müslim, “Cennet”, 38, 39) ki bunlar hiçbir hayır işlemedikleri halde cehennemden çıkarılanlar olmalıdır. 2. Cennete sadece temiz ruhluların gireceği, inkâr ve isyanın kirlettiği kirli ruhluların (kâfirlerin) buraya giremeyeceği doğrudur. Ancak inkâr ve isyanın kötü tesirleri azap sayesinde temizlendikten sonra kâfirlerin de Allah’ın rahmetiyle cennete girmelerine izin verilebilir. Kötülüğü ve kirliliği hiçbir şekilde yok olmayacak olan varlıkları yaratıp sorumlu tutmak hikmetle bağdaşmayacağına göre, kâfirlerin yaratılmasıyla gözetilen hikmet gerçekleşince Allah’ın bunları yeniden yaratarak ruhlarındaki inkârı imana, isyanı da itaate çevirmesi, böylece cennete girebilecek hale dönüştürmesi mümkündür (İbn Kayyim, s. 308-309). Mûsâ Bigiyef ise iman-küfür arasındaki sının kaldırarak ve bazı nasların zahirî mânalarını indî yorumlara tâbi tutarak azabın dahi vuku bulmayacağını ileri süren bir tutarsızlıkla herkesin cennete girebileceğini söyler (Rahmet-i İlâhiyye Burhanları, s. 8-9 ve tür. yer.)<sup>1</sup></p></blockquote>
<p>______________________<br />
<strong>Kaynak:</strong></p>
<p><span style="font-size:smaller;">"Azap." <em>Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi</em>. Madde yazarı: Yusuf Şevki Yavuz. 1988.</span></p>
<p><span style="font-size:smaller;">Yavuz, Y. Şevki. "Azap." Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz’un kişisel web sitesi. 14 Temmuz 2007. 28 Haziran 2008 &#60;http://yusufsevkiyavuz.com/?p=48&#62;.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hepimiz birer Cennet yolcusuyuz.]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/?p=159</link>
<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 19:36:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/?p=159</guid>
<description><![CDATA[              
Cennete yolculukta ,Allah’a, Ahirete ve Cennetin Varlığına inanmak,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>              <img src="http://www.kurandacennet.com/res/gul9.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Cennete yolculukta ,Allah’a, Ahirete ve Cennetin Varlığına inanmak,insana büyük bir güç ve Enerji veriyor..</p>
<p>Ama, acaba günümüz dünyasında kaç kişi Cennetin Varlığına bütün benliğiyle inanmaktadır..?<br />
N e yazık ki,günümüzde pek çok müslümanın gönlünde Ahiret gününe samimi bir iman ve inanç yoktur..<br />
İnanç,gönülleriniz derinliklerine gereği gibi Yerleşmemiştir.</p>
<p>Kendilerine Ahiret sorulduğu vakit,”Evet inanıyorum,doğrudur “Diyen dilleri ile ondan bahsederken ,kalpleri ciddiyetsizlikVe gaflet içindedir.</p>
<p>Evet zor zamanda bulunuyoruz..</p>
<p>Sanki Peygamberimizin,”zaman gelecek,kişinin İslamiyet’i Yaşaması elinde kor ateş tutar gibi zor olacak “mealindekiİhbarı tahakkuk etmiş gibi görünüyor..</p>
<p>Bunu bir imtihan kabul edip,bundan başarıyla Çıkmaya çalışmalıyız.</p>
<p>Böyle zor dönemlerde,yüreğimizle,sevgi ve nefretimizle nerede,Ne tarafta,kimin ve kimleri yanında olduğumuza bakmalıyız.</p>
<p>Kalp diriliği bakımından kıyamda olup olmadığımızı,ayakta Durup-duramadığımızı kontrol etmeliyiz.</p>
<p>Bilmeliyiz ki,Müslümanlar böyle çileli yıllar yaşayarak,Maddi ve manevi ızdıraplar çekerek,olgunlaşacak,Yanacak,pişecek,arınacak..Saf laşacak,ve tortularını atacaktır..<br />
</strong></p>
<p><strong><!--more--><br />
Hakiki ile sahte ,kalıcı ile geçici böylece belli olacaktır.</p>
<p>Hepimiz birer Cennet yolcusuyuz.Yapmakta olduğumuz bu yolculuk bir defa yapılacağını göre,Rehberimize (s.a.v.) iyi kulak vermeliyiz.</p>
<p>Sözlerini,açıklamalarını,uygulamalarını,dikkatle izlemeliyiz.</p>
<p></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tasavvuf, İslam, Abbasiler, Abdulkadir Geylani, Ahiret, Ahmed Er Rufai ,Akide, Alevilik, Ali bin Ebu Talib, Allah, Ashab-ı Kiram]]></title>
<link>http://forumarge.wordpress.com/?p=21</link>
<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 08:33:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>forumarge</dc:creator>
<guid>http://forumarge.wordpress.com/?p=21</guid>
<description><![CDATA[ForumArGe &gt; ..:: Din Bölümü ::.. &gt; İslam Arşivi &gt; Tasavvuf

PDA
Orijinalini görmek i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div id="navbar"><a href="http://www.forumarge.com/archive/">ForumArGe</a> &#62; <a href="http://www.forumarge.com/archive/f-194.html">..:: Din Bölümü ::..</a> &#62; <a href="http://www.forumarge.com/archive/f-354.html">İslam Arşivi</a> &#62; Tasavvuf</div>
<hr />
<div class="pda"><a rel="nofollow" href="http://www.forumarge.com/archive/f-54.html?pda=1">PDA</a></div>
<p class="largefont">Orijinalini görmek için tıklayınız : <a href="http://www.forumarge.com/54-tasavvuf/">Tasavvuf</a></p>
<hr />
<div id="content">
<ol>
<li><a href="http://www.forumarge.com/tasavvuf/19626-seytanin-hileleri.html">Şeytanın Hileleri</a></li>
<li><a href="http://www.forumarge.com/tasavvuf/17176-tasavvuf-ustalarindan-siirler.html">Tasavvuf Ustalarından Şiirler</a></li>
<li><a href="http://www.forumarge.com/tasavvuf/16039-nefs-mertebeleri.html">NEFS mertebeleri</a></li>
<li><a href="http://www.forumarge.com/tasavvuf/14763-allah-in-varligina-icmali-birkac-delil.html">Allah ın Varlığına Icmâlî Birkaç Delîl</a></li>
</ol>
<p><a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/allah/">allah</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/birkac/">birkac</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/dell/">dell</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/hileleri/">hileleri</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/icml/">icml</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/mertebeleri/">mertebeleri</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/nefs/">nefs</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/seytanin/">seytanin</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/siirler/">siirler</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/tasavvuf/">tasavvuf</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/ustalarindan/">ustalarindan</a>, <a rel="tag" href="http://www.forumarge.com/tags/varligina/">varligina</a></div>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(04.01.2003) Kıyamet Günü]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=40</link>
<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 21:38:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=40</guid>
<description><![CDATA[
 Kıyamet Günü
  
  
  
 „Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı    bekliy]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"><strong> <span style="font-size:26pt;" lang="TR">Kıyamet Günü</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"><strong> <span lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"><strong> <span style="font-size:9pt;" lang="EN-GB"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"><strong> <span style="font-size:9pt;" lang="EN-GB"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"><strong> <span lang="EN-GB">„Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı    bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca    ibret almaları neye yarar!“</span> <span lang="EN-GB">Muhammed S</span><span lang="TR">üresi,    Ayet 18</span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;" lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Kıyamet, yüce Allah´ın emri ile,    İsrafil aleyhisselam sura birinci üfürüşü ile başlayacaktır. Kur´an-ı Kerim    kıyameti haber veriyor. Birgün mutlaka olacaktır. Herşeyin bir ömrü olduğu    gibi, dünyanın, kainatın da bir ömrü vardır. Son bulacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Allah´ın    Kur´an´da verdiği haberlerden biri evrenin yaratıldığı ve bir sonunun olduğu    gerçeğidir. Tıpkı bir insanın doğuşu ve ölümü gibi. Kainatın ölüm günü    „kıyamet vakti“ olarak ifade edilmiştir. Kıyamete yakın olan zaman da „Ahir    Zaman“ olarak belirtilmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Kıyamet lügat    manası olarak, „Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın    sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman” demektir.    Kıyamet aynı zamanda, “ebedi hayat”´ın başlangıç vaktidir. (1)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Kıyametin    kopacağı günü ancak Cenab-ı Allah bilir. Bu gerçeği Allah, Kur´an´da şöyle    bildirmektedir:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong> <span style="font-size:26pt;" lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="TR">„İnsanlar    sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne    bilirsin, belki de zamanı yakındır.“ (2)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Kur´an'ın    kıyamet ile ilgili mesajının üzerinden 1400 sene kadar uzun süre geçtiğini, bu    sürenin de bir insanın hayatına kıyasla uzun olduğunu düşünenler olabilir.    Ancak burada söz konusu olan, Dünya'nın, Güneş'in, yıldızların, kısacası tüm    kainatin sonudur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Evrenin    milyarlarca senelik geçmişi göz önüne alındığında, on dört yüzyıllık bir zaman    diliminin çok kısa olduğu kesindir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Yakın    tarihimizin büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi de benzer bir soruya    hikmetli bir tesbih ile şöyle cevap vermiştir: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="EN-GB">“Kuran,    "kıyamet yakındır" ferman ediyor. </span><span lang="TR">Bu kadar sene    geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına zarar vermez. Zira kıyamet dünyanın    ecelidir. Dünyanın ömrüne nispeten bin veya iki bin sene, bir seneye nispetle    bir iki gün veya bir iki dakika gibidir. Kıyamet saati yalnız insaniyetin    eceli değil ki onun ömrüne nispet edilip uzak görülsün.“ (3)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Kur´an´da    „kıyamet saati“´nin geleceği haberinin yanı sıra, o zaman yaşanacak olaylar da    tüm aşamalarıyla ayrıntılı olarak tasvir edilmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Alemlerin    Rabbi olan Allah birtakım işaretleri, alametleri sevgili Resulüne    bildirmiştir, o da bize aktarmıştır. Bu alametler de ikiye ayrılmaktadır.    Küçük alametler ve büyük alametler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Küçük    alametler yavaş yavaş, adım adım çıkacakken, büyük alametler peş peşe çıkacak.   <strong>Ve nihayet tevbe kapısı kapanacak, kıyamet kopacaktır.</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">İmtihan sırrı    gereği, küçük alametler de çıksa, büyük alametler de çıksa insanlardan bir    kısmı halen inkar edecekler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Peygamberimiz    Allah´ın açık olarak inkar edilmesinin kiyametin bir işareti olacağını şöyle    belirtmiştir:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong> <span style="color:black;" lang="TR">„Allah apaçık inkar edilir hale    gelmedikçe kıyamet kopmaz.“ (4)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong> <span style="color:black;" lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong> <span style="color:black;" lang="TR">„Bundan sonra birtakım, Kur´an okuyan    fakat okudukları dillerinde kalan, kalplerine inmeyen insanların türeyeceği    bir zaman gelecektir.“ (5)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:black;" lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="color:black;" lang="TR">19.yüzyılda ileri sürülen sapkın fikirler    20.yüzyılda hızla artan sayıda taraftar toplamış, böylece tarihte benzeri    yaşanmayan bir durum ortaya çıkmıştır. Ateist hezeyanlar pek çok beyni    yıkanmış insanın ortaya çıkmasına neden olmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Ancak kıyamet    kopmadan önce Müslüman´lar bir „Altınçag“, tıpkı Asr-ı Saadet´de olduğu gibi,    bir zaman yaşayacaklar. İslam alimleri bu döneme cennet benzeri özellikleri    nedeniyle Altınçag ismini vermişlerdir. Sözü edilen bolluğun tarihte bir    eşinin olmadığı da hadislerde vurgulanmıştır:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="TR">„Benim    ümmetin o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun benzerini    kesinlikle bulmamıştır...“ (6)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="TR">„Muhakkak    o zamanda mal çogalıp su gibi akacak da onu hiçbir kimse (tenezzül edip) kabul    etmeyecektir.“ (7)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Şüphesiz Ahir    Zaman ve Altınçağ insanlığa son uyarının tam anlamıyla yapılacağı dönemdir.    Bazı hadislerde <strong>bu dönemden sonra</strong> artık „dünyada hayırlı bir şey“    kalmayacağı vurgulanır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><strong><span lang="TR"> “Kıyamet    kopmasının dehşetini görmemek için, mü ´minlerin ruhları bir parça evvel    kabzedilir. Kıyamet kafirlerin başlarında patlar.” (8)</span></strong></p>
</div>
<p><strong><span style="font-size:12pt;font-family:Times New Roman;" lang="TR"> <br /> </span><span style="text-decoration:underline;"><span lang="TR">Özet:</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Nasıl ki, her  yaratılan ölüyor, elbette yaratılmış olan bu dünya´da, bu kainat´da ölecek.  Kainatın ölümü, yani Kıyamet Günü o kadar dehşetli olacak ki, Alemlerin Rabbi  olan Allah merhametin´den dolayı, Müslümanlara o dehşet gününü yaşatmayacak.  Kıyamet´e yakın bir zaman´da Müslümanlar „Altınçağ“, „Asr-ı Saadet“´i  yaşayacaklar. Fakat bu uzun sürmeyecek. Hatta, öyle <strong>„bir zaman gelecek, Allah  Allah diyen kalmayacak“ (9).</strong> Dünyada Müslüman kalmayacak. Kafirler bayram  edecek. İşte o zaman kıyamet kafirlerin üzerine patlayacak!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Cemil Sahinöz</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR">Yayınlandığı dergi: Ayasofya Nr.4, S.16</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoEndnoteText"><span class="MsoEndnoteReference"> <span style="font-size:10pt;font-family:Times New Roman;">1</span><!--[endif]--></span><span lang="TR"> Burhan Bozgeyik, „Ölüm Sonrası Hayat“, TürDav 2001, s.163</span></p>
<p class="MsoEndnoteText"><span class="MsoEndnoteReference">2 </span>Kur´an,  Ahzab Süre, 63.Ayet , Diyanet Meali</p>
<p class="MsoEndnoteText"><span class="MsoEndnoteReference"><span lang="EN-GB">3</span></span><span lang="EN-GB"> Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Ocak 2001, s.309</span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="MsoEndnoteReference"> <span style="font-size:10pt;color:black;" lang="TR">4</span></span><span style="font-size:10pt;" lang="EN-GB"> Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 85; Kitabül Burhan; Fi Alametil Mehdiyyil  Ahir Zaman, s. 27 </span></p>
<p class="MsoEndnoteText"><span class="MsoEndnoteReference"><span lang="EN-GB">5</span></span><span lang="EN-GB"> Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 85; Kitabül Burhan; Fi Alametil Mehdiyyil  Ahir Zaman, s. 61</span></p>
<p class="MsoEndnoteText"><span class="MsoEndnoteReference"><span lang="EN-GB">6</span></span><span lang="EN-GB"> Sünen-i Ibn-i Mace, 10/347</span></p>
<p class="MsoEndnoteText"><span class="MsoEndnoteReference">7</span> Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 464</p>
<p class="MsoEndnoteText"><span class="MsoEndnoteReference">8</span> Bediüzzaman  Said Nursi, Şualar, s.491</p>
<p class="MsoNormal"><span class="MsoEndnoteReference"> <span style="font-size:10pt;" lang="TR">9</span></span><span style="font-size:10pt;" lang="TR"> Müslim, 1:131; Müsned, 3:107, 201, 268; Kenzü´l-Ummal, 14:227, 228</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[DÖRT MUM :İNSAN UMUT ETTİKÇE Mİ YAŞAR? ]]></title>
<link>http://acizane.wordpress.com/?p=15</link>
<pubDate>Fri, 13 Jun 2008 22:30:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://acizane.wordpress.com/?p=15</guid>
<description><![CDATA[BİR ODADA DÖRT MUM SESSİZCE YANIYORDU. O KADAR DERİN BİR SESSİZLİK HÜKÜM SÜRÜYORDU Kİ OD]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>BİR ODADA DÖRT MUM SESSİZCE YANIYORDU. O KADAR DERİN BİR SESSİZLİK HÜKÜM SÜRÜYORDU Kİ ODADA ,ARALARINDAKİ FISILTI ŞEKLİNDEKİ KONUŞMALAR BİLE RAHATLIKLA İŞİTİLİYORDU.</p>
<p>1.MUM BEN BARIŞIM DEDİ.ANCAK KİMSE BENİM SÜREKLİ YANIK KALIP ,ETRAFIMA IŞIK ŞAÇABİLMEME YARDIMCI OLMUYOR.ARTIK SÖNMEK ÜZEREYİM...VE SESSİZCE KARANLIĞA GÖMÜLÜR.</p>
<p>2. MUM BEN İMANIM DER. AMA ARTIK GEREKLİ OLDUĞUMA İNANMIYORUM.YANIK KALMAMINDA BİR KIYMETİ KALMADI,DİYE EKLERKEN HAFİF BİR ESİNTİ IŞIĞINI SÖNDÜRÜVERİR.</p>
<p><!--more--></p>
<p>3.MUM ÇOK ÜZGÜNDÜR. BEN SEVGİYİM AMA ETRAFIMA IŞIK VERECEK GÜCÜM KALMADI.İNSANLAR BENİ HEP KENARA İTİYORLAR.KENDİLERİNE EN YAKIN OLANLARI BİLE SEVMEMEYE BAŞLADILAR.SESSİZCE SÖNER GİDER SEVGİ MUMU...</p>
<p>O SIRADA İÇERİYE ANİDEN BİR ÇOCUK GİRER.3 MUMUN SÖNDÜĞÜNÜ GÖRÜNCE SEBEBİNİ SORAR VE  NİÇİN SONUNA KADAR YANMADIKLARINA HAYIFLANARAK AĞLAMAYA BAŞLAR.</p>
<p>4. MUM YUMUŞAK VE YATIŞTIRICI SESİ İLE ÇOCUĞA AĞLAMAMASINI SÖYLER.KORKMA BEN ETRAFIMA IŞIK ŞAÇTIĞIM SÜRECE DİĞERLERİ YENİDEN YANARLAR VE ONLARDA AYDINLATMAYA DEVAM EDERLER.ZİRA BEN UMUDUM !</p>
<p>GÖZLERİ PARLAYAN ÇOCUK UMUT MUMUNU ALIR VE DİĞERLERİNİ SEVGİYLE TEKER TEKER YAKAR.</p>
<p>İÇİNİZDEKİ UMUT MUMUNUN SAÇTIĞI IŞIĞI ASLA SÖNDÜRMEYİN.KÜÇÜK ÇOCUK GİBİ DİĞER SÖNMEK ÜZERE OLAN ÜÇ MUMUN DA SÜREKLİ YANIK KALMALARI İÇİN ÇABA HARCAYIN....</p>
<p>BÖYLE GÜZEL YAZILAR KOYDUKLARINDAN DOLAYI AYGAZ (AYBLOK TEK TAKVİM) TAKVİMİNE TEŞEKKÜR EDERİM.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cehennem (Ateş) Azabının Hafifsenemez Oluşu]]></title>
<link>http://gelecegedogru.wordpress.com/?p=79</link>
<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 16:48:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>Mehmed Mustafa</dc:creator>
<guid>http://gelecegedogru.wordpress.com/?p=79</guid>
<description><![CDATA[Yaygın kanının aksine cehennem azabının İslâm&#8217;a göre sonlu olduğuna dair yazdığı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yaygın kanının aksine cehennem azabının İslâm'a göre sonlu olduğuna dair yazdığım ilk yazı <a href="http://gelecegedogru.com/2008/02/18/cehennemdeki-inancsizlar-sonsuza-dek-orada-mi-kalacaklar">"Cehennemdeki inançsızlar sonsuza dek orada mı kalacaklar?"</a> başlığını taşıyordu. O yazıyı en son güncellediğimde, bu konuyu enine boyuna tartışan ve onunla ilgili olarak elde ettiğim bütün verileri içeren tek bir yazı vardı kafamda. Şimdi ise, her şeyi bir tek yazıda bitirmek yerine, fırsat oldukça ve yeri geldikçe cehennem azabının sonluluğu görüşünün değişik yönlerine temas eden farklı yazılar yazmayı amaçlıyorum. Allah'ın adıyla bu yazının asıl konusunu işlemeye şimdi başlayalım.</p>
<p>Öncelikle şunu kesin çizgilerle vurgulamak gerekir ki cehennem azabı büyük bir cezadır, kesinlikle küçümsenemez. Dünyadan kalplerinde küfürle ayrılanlar için bile çok uzun dönemler sonunda oradaki azâbın sona erecek olması, cehennem hakkında insanları uyaran ayetlerin ve sahih hadislerin önemini asla azaltmaz. Allah, yüce kitâbında cezâ yurdu cehennemi ve onun yakıcı ateşini vurgulayarak, kötülük edenleri sık sık uyarır.  <!--more--></p>
<p>Kötülükler işleyen ve sonrasında tevbe edip kendini düzeltmeye tenezzül etmeyen kimselerin yanına hiçbir kötülükleri kâr kalmayacaktır. Onlara orada hadleri iyice bildirilecektir ve cehennem azabı uzun dönemler sonunda bitirildiğinde de, oradan sonradan çıkarılan kimseler, cennetin daha önceki erdemli halkının sahip olduğu güzelliklere ve yüksek statüye kondurulmayacaklardır. Bunun yanında cehennem bir temizlenme mekânıdır. Evet, Peygamberimizin (s.a.s.) belirttiği gibi kalbinde zerre kadar kibir olan hiç kimse cennete giremez; kalbinde hâlâ pislik bulunan inançsızlar, müşrikler ve hatta suçlu müminler cennete giremezler; ancak cehennemdeki cezası sona erdiğinde kişinin kalbinde artık pislik, küfür veya şirk kalmayacaktır...</p>
<p>Kur'an'da cehennem azabının küçümsenmesini kesin olarak kınayan bazı ayetler dikkat çekicidir. Bunlardan iki ayetlik bir pasaj mealen şöyledir:</p>
<blockquote><p>Diyorlar ki "Cehennem ateşi, sayılı birkaç gün dışında bize asla dokunmayacak." Sen de şunu söyle: "Allah'tan bir söz mü aldınız, o hâlde Allah sözünden caymaz, yoksa bilmediğiniz şeyleri Allah adına mı söylüyorsunuz?" Aksine, her kim kötülük kazanır ve suçu kendisini kuşatırsa, böyleleri cehennem halkıdırlar. Onlar onun içinde ikamet edeceklerdir. (Bakara Sûresi 2:80,81)</p></blockquote>
<p>Cehennem azabının kendileri için hafifsenebilir, önemsiz bir şey olduğunu iddia edenlerin (meselâ Hz. Peygamber (s.a.s.) ile muhatap olmuş Medineli Yahudilerin) bu yanılgısını bu ayet yalanlar. Cehennemdeki cezalandırmanın uzun süreceğini ve böylece cehennem ateşinin, sahip olduğu temizleme, cezalandırma ve adaleti sağlama işlevini hakkıyla tamamlayacağını vurgular. Evet, cehennemdeki azap uzun sürecektir. Kibirli veya kâfir olan veya kalbinde cennete girmesini engelleyen başka pislikler bulunan kişi, dersini almadan, hak ettiği ve adalet için gerekli olan cezasını tamamlamadan, temizlenme süreci bitmeden oradan çıkamayacaktır.</p>
<p>Bunlar kendilerine anlatıldığında insanlar uzun süren ama sonsuza dek sürmeyen bir cehennem azabının iyilere haksızlık olduğu ve böyle bir azabı çok da önemsemeye gerek olmayacağı argümanıyla itiraz ediyorlar. "Kâfir ya da fâsık ile mümin sonunda aynı yere mi varacak?" diyorlar. Pekiyi aynı kişiler zalim veya fâsık olan ama kalbinde zerre kadar iman taşıyan cehennemlik müminler hakkında ne düşünüyorlar? Elbette bu kimselere yönelik cehennem azabının bir süre sonunda sona ereceğine inanıyorlar. Demek ki azabın sonlu olması faydasız ve adaletsiz olduğu anlamına gelmiyormuş, öyle değil mi? Sonra bu kardeşlerimiz bu inancın meşruluğunu göstermek, ama zanlarınca bizim söylediğimizi ise yanlışlamak amacıyla "Ama arada mertebe farkı olacak; cennete sonradan girenler, kendilerinden önce girmişlerden aşağı bir nimet ve statü mertebesinde kalacaklar." diye izah getiriyorlar. İşte bu dedikleri bizim anlatmaya çalıştığımız şeyi de doğrular. Günahkar müminlerden sonra azap çekmeye devam edenlerin içindeki her bir kimse, küfür ve şirkinden tamamen temizlendiğinde sonsuz merhamet ve adalet sahibi tarafından azaptan çıkarılacaktır.  Elbette böyle kimseler müminlerin hak ettiği ve onlara bahşedilen büyük nimetlere konmayacaklardır, büyük ihtimalle cennetin kenar bölgelerindeki "Hayat Nehri"nin yakınlarında olması gereken bir yerde ve çok daha aşağı bir statüde hayatlarını devam ettireceklerdir. İşte bu son anlattıklarımız da ateş azabının hiç küçümsenemez olduğunun bir başka kanıtıdır; zira görüldüğü gibi cehennemdeki azabı bir kere hak etmiş olanlar, oradan Allah'ın sonsuz merhametiyle çıkarıldıktan sonra bile diğer insanlara göre çok daha az nimetlere ve çok daha düşük bir statüye eriştirileceklerdir.</p>
<p>Evet, ahiretteki azap, uzun olsa da sonsuz değildir; sonlu olsa da önemsiz ve hafifsenebilir değildir. Allah'ın izniyle azabın sonluluğunu kanıtlayan bazı Kur'an ve sünnet delillerini ileriki yazılarda açıklamaya çalışacağız. Sonsuz şefkatli Rabbimize sonsuz şükürler ve övgüler olsun.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ahiret hayatı ve bireysel-toplumsal kişilik]]></title>
<link>http://birsite.wordpress.com/2008/06/06/ahiret-hayati-ve-bireysel-toplumsal-kisilik/</link>
<pubDate>Fri, 06 Jun 2008 09:59:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>mumtazmutluer</dc:creator>
<guid>http://birsite.wordpress.com/2008/06/06/ahiret-hayati-ve-bireysel-toplumsal-kisilik/</guid>
<description><![CDATA[Bismillahirrahmanirrahim…
Kuluna –Hz. Muhammed (s.a.v)– kitabı indiren Allah’a hamd olsun]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim…<br />
Kuluna –Hz. Muhammed (s.a.v)– kitabı indiren Allah’a hamd olsun…<br />
Peygamberliğin son halkası Hz. Muhammed’e (s.a.v) salat-ü selam olsun…<br />
İslam Dini’nin üç ana inanç esasından birisi de hiç şüphesiz ahirete imandır. Ahirete imanın bireylerin ve toplumların hayatlarında o kadar büyük etkisi vardır ki; bireydeki ve toplumdaki ahiret düşüncesinin Hakk’tan sapması veya ahiret inancının zayıflaması, insanın maddeye köle olması, kardeş kanı dökmesi, hayadan uzaklaşması gibi pek çok şerre sebep olmaktadır.<br />
Ahiret merkezli Allah-ü Teâlâ’nın emrettiği yaşam biçiminden sapmanın en tipik ve kronik örneği, özellikle Yahudilerin şahsıyla anılan seçilmiş kul olma ve ahirette hesaba çekilmeme (veya kolay bir hesapla yüzleşme) paranoyasıdır. Bu düşünceden hareketle, Yahudilerin ve Yahudi mantığını benimseyenlerin dünya hayatında hiç bir sınır tanımadığı, alınan kararların-tutulan yolların-seçilen hayat biçimlerinin tamamen bencillikle yoğrulduğu açıktır. İslam ise ahiret hayatı için her türlü garanticiliği reddetmiştir.<br />
Elbette ahiret hayatı hakkındaki yanlış inanç sadece seçilmiş kul-seçilmiş toplum olma sorunu değildir. Burada örnekleri çoğaltmak yerine şunu açıkça belirtebiliriz ki, ahiret inancında yoldan çıkmış nesiller her zaman Allah’tan uzak kalmışlardır ve bu tür toplumların her yerinde ahlaki kokuşmalar olmuştur. Bununla birlikte iyice ortaya çıkmaktadır ki, ahiret inancı insan mantığı ile ortaya konacak bir mesele değil peygamberlerin getirdiği vahiyle anlaşılacak bir konudur. Bu anlayıştan yola çıkarak ahirette Allah-ü Teâlâ’nın neye kıymet verdiğini özlü bir şekilde anlatan, Abdullah İbn-i Ömer’in Hz. Peygamber’den (s.a.v) rivayet ettiği bir hadis-i şerifi sizlere sunuyorum:<br />
“Sizden öncekilerden üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca uyumak için bir mağaraya girdiler fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: Yaptığımız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başkası bizi kurtaramaz dediler ve bir tanesi anlatmaya başladı: - Allah’ım! Benim çok yaşlı bir anam ve babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden kimseye bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak için gittim döndüğümde hayvanları sağıp sütlerini onlara götürdüm fakat uyumuşlardı. Onları uyandırmak istemediğim gibi, ev halkının da bir şey yiyip içmesini de istemedim Elimde süt kabı sabaha kadar uyanmalarını bekledim. Sonunda uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim şayet ben bunu senin rızanı kazanmak için yaptıysam şu sıkıntıyı uzaklaştır, dedi. Kaya biraz aralandı ama çıkılacak gibi değildi. Diğeri söze başladı: - Allah’ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum ve ona sahip olmak istedim. Fakat o reddetti. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkageldi. Kendisini bana vermek şartıyla ona buğday verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman Allah’tan kork ve bana dokunma dedi. En çok arzu ettiğim o olduğu halde, kendisinden uzaklaştım, verdiklerimi de geri almadım. Allah’ım! Eğer ben bunu senin rızan için yaptıysam şu kaya sıkıntısından kurtar bizi, diye yalvardı. Kaya yine biraz hareket etti fakat çıkılacak kadar açılmadı. Bu kez üçüncüsü başladı: - Allah’ım! Vaktiyle birçok işçim vardı. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. O adamın parasını ise çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet oldu. Bir gün bu adam gelip ücretini istedi. Bende: ‘Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senindir’ dedim. Adam: ‘Ey Allah’ın kulu benimle alay etme’ deyince ‘alay etmiyorum’ dedim. Bunun üzerine o tüm bunları alıp götürdü. Allah’ım ben bu işi senin rızan için yapmışsam şu sıkıntımızı gider dedi. Ve kaya tamamen açıldı. Onlar da rahatça çıktılar.”<br />
Unutmayalım ki bizler “Allahım! Asıl hayat ahiret hayatıdır” diyen bir peygamberin ümmetiyiz...<br />
Cumanız mübarek olsun,<br />
Selamünaleyküm…</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[**Ölüm nedir?]]></title>
<link>http://babislam.wordpress.com/?p=35</link>
<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 11:37:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>babislam</dc:creator>
<guid>http://babislam.wordpress.com/?p=35</guid>
<description><![CDATA[Sonsuz ilâhî fiillerden birisi: İmate; yani, ölümü tattırma; ruhun bedendeki tasarrufuna son ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div id="icerik" class="content content_12" style="padding:10px;">Sonsuz ilâhî fiillerden birisi: İmate; yani, ölümü tattırma; ruhun bedendeki tasarrufuna son verme. Ruh, Allah’ın en mükemmel, en harika ve en bilinmez eseri. Muhyi (hayat verici) isminin tecellisiyle hayat nimetine kavuşmuş. Bu nimet ve şeref artık ondan ebediyen geri alınmayacak. Kabirde de, mahşerde de, cennet veya cehennemde de devam edecektir.</p>
<p>Ruh yaratmak gibi, her ruha uygun bir beden inşa etmek de Allah’ın en hikmetli ve rahmetli bir icraatı. İşte ölüm kanunuyla o misafir ruh, bedenden soyuluyor, süzülüyor ve kendine mahsus bir başka âleme göç ediyor.</p>
<p>Nur Külliyatında ölüm için getirilen birbirinden güzel tariflerden birisi:</p>
<div style="padding-left:40px;"><strong>“Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur...” </strong><br />
( Mektûbat)</div>
<p>Ve yine ölüm hakkında ince bir tespit:</p>
<div style="padding-left:40px;">“<strong>Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir. Öyle de dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir</strong>.”<br />
( Mektûbat)</div>
<p>Bir asker adayı için hem kıtasına teslim olduğunda, hem de terhis edildiğinde birtakım kayıtlar tutulur, işlemler yapılır. Askere kayıt da bir fiil, askerden terhis de... İşte yukarıdaki ifadelerde bu incelik nazarımıza sunuluyor. Hayat, ihya fiiline dayandığı gibi, ölüm de imate fiiline dayanıyor. İkisi de ayrı birer ilâhî ismin tecellisine hizmet ediyorlar.</p>
<p>İhya fiiliyle cansız elementler hayata kavuşurken, imate fiiliyle bu beraberliğe son veriliyor. Canlı hücreler, yerlerini kademeli olarak yeni elementlere bırakıyorlar.</p>
<p>Nur Külliyatında, çekirdeklerin ölümleriyle sümbül hayatına geçtikleri ölümün de hayat kadar bir nimet olduğu güzelce izah edilir. Biz de bu müjdeli haberi hayalimizde genişletiyor ve görüyoruz ki, her ölümü bir diriliş takip ediyor ve ikinci safhalar birincilerden daha mükemmel. “Nutfe” safhası biterken “alâka” yani kan pıhtısı devreye giriyor. “Alâka”nın işi bitince sıra “mudga”ya yani et paçası geliyor.</p>
<p>Kâinatın yaratılış safhalarında da bunu görüyoruz, bir sonraki safha öncekinden daha mükemmel.</p>
<p>Bütün bu rahmet ve hikmet tecellileri bize kabir âleminin dünyadan, âhiretin de kabir âleminden daha güzel ve daha mükemmel olduğunu ders veriyorlar.</p>
<p>O halde ölüm, yeni bir mükemmele atılan adımın adı. Onu kabir âlemi takip edecek ve diriliş hadisesiyle, insan yeniden beden-ruh beraberliğine kavuşacak. Ölümü ve imateyi böylece değerlendiren insan, “Ölümü gülerek karşılar.”.</p></div>
<p><span style="color:#999999;">Okunma Sayısı : 16827 </span></p>
<div><em><a title="Yazar hakkında bilgi almak ve diğer yazılarını görmek için tıklayın." href="http://babislam.wordpress.com/wp-admin/subpage.php?s=author_detailes&#38;id=8"><span style="color:#51523f;">Alaaddin Başar (Prof.Dr.)</span></a> </em></div>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Allah: Apaçık Gerçek]]></title>
<link>http://gelecegedogru.wordpress.com/?p=70</link>
<pubDate>Fri, 30 May 2008 16:04:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>Mehmed Mustafa</dc:creator>
<guid>http://gelecegedogru.wordpress.com/?p=70</guid>
<description><![CDATA[Allah&#8217;ın varlığı pek çok insanın zannettiği gibi bir zan meselesi veya akıldan ayrı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Allah'ın varlığı pek çok insanın zannettiği gibi bir zan meselesi veya akıldan ayrı bir duygu meselesi değildir. Gün gibi aşikâr olan, üzerinde hiçbir şüphenin bulunmadığı en temel gerçektir. Ahiretin varlığı da kusursuz ve sonsuz iyilik sahibi yaratıcımızın varlığının zorunlu bir sonucudur. Ve evet Allah tamamen iyidir. İçinde bir sürü kötülük bulunan bu evrenin yönetiminde iyi bir tanrının bulunamayacağı şeklindeki görüş, şayet sırf kötü niyetten değilse, büsbütün kavrayış eksikliğinden kaynaklanır.<!--more--></p>
<p>Bu bilinçsiz doğa, bilinçsiz madde ve enerji insan bilincini meydana getirdi, demek, aklın ve sağduyunun tamamen dışına çıkmaktır. Sahip olunan bütün o merhamet ve sevgi, algılanan bütün o anlamlılık aslında mutlak bilinçsizlik ve amaçsızlık tarafından yaratıldı, öyle mi? Hayatın ve varoluşun kökeninin bu şekilde izahı bir deli saçmasıdır. Şartlar sizin bu mesnetsiz yere kötümser ve saçma düşünceyi doğru zannetmenize sebep olduysa, lütfen şimdi kendinizi ciddi ciddi sorgulayın. Düşünün: Allah’ı ve ölümden sonraki hayatı inkâr etmek, evreni ve bütün var oluşu sonuçsuz, amaçsız ve anlamsız koca bir saçmalığa indirgemektir. Birazcık insafı ve aklı olan herkes bilir ki, var oluş, amaçsız ve sonuçsuz bir saçmalık değildir. Anlamsızlık ve saçmalık, bunun böyle olduğuna inanabilecek kadar yolunu şaşırmış olmaktır. Burada, yeryüzünde tecrübe etmekte olduğumuz şey, kesinlikle anlamsız bir aldatmaca değildir...</p>
<p>Akıl tek bir çıkar yol bulabilir bu durumda: İçinde yaşadığımız evren ve bilincimiz, her şeyi bir amaç ve anlam ile yüklü olarak yapan bir asıl bilinç sahibinden geldi. Bilinçsiz ve cansız evren, herhangi bir bilinç sahibini, yukarıda anlattığımız gibi, var edemeyeceğine göre bu asıl bilincin sahibi bütün evrenden, var olan her şeyden önce var olup, her şeyi var edendir, yani yaratandır.</p>
<p>Burada, pek makul olmadıkları hâlde, bu bilinç sahibi yaratıcının tek mi olduğu, yani bir tek Tanrı mı var olduğu, birden fazla olup olamayacağı gibi sorular sorulabilir belki. Cevap aşikârdır. Evrende gördüğümüz düzen ve her şeyin tek bir nihaî gerçekliğe bağlı işlemesi, bizi varlığın kökenindeki birliğe doğrudan götürür. Herkes gerçekliği başka bir şekilde hayal edebilir, ama hepimiz biliriz ki zihnimizin dışındaki asıl gerçeklik birdir, alternatifi yoktur: Şayet Allah’tan başka egemen tanrılar var olsaydı, birbiriyle yarışan alternatif gerçeklikler olurdu ve evrende gördüğümüz kusursuz düzen ve ahenk var olamazdı.</p>
<p>O hâlde, Allah, bütün varlıkları yoktan yaratan rabbimizdir. Yarattığı evrenin ihtişamı, Onun çok daha muhteşem olan kendi büyüklüğünü ve sonsuz kudretini bize anlatır. Onun sonsuz bilgisi ve hikmeti (bilgeliği) de, kudreti gibi, yaratışındaki mükemmel bilgi ve hikmette sezilebilir. Düşünmeye devam ettikçe Allah'ın gerçekten de İslâm inancında olduğu gibi bütün kusursuz ve mükemmel niteliklere sahip olduğunu anlarız.</p>
<p>Evrende var olan kötülükler yüzünden, meselâ "Allah iyiyse bunca kötülüğün var olmasına neden izin verdi?" gibi sorular yüzünden, Allah'ı sorgulamak, O'ndan şüphe etmek, tamamen insanların anlayış eksikliğinden ileri gelir. Allah elbette iyidir ve her şeyi iyilik için yaratmıştır. Gerçi kullarının sebep olduğu bazı kötülüklerin var olmasına izin verir; ama bunlar bile, en sonunda görülecektir ki, aslında çok daha büyük iyiliklerin gerçekleşmesi için gerekliydiler ve o yüzden var edildiler. Meselâ hiçbir kötülük var olmasaydı, iyilik kavramının kendisini biz kavrayamaz ve sevemez, onun kıymetini bilemezdik. Çünkü bizim gibi yaratılmışlar için, her şey ve her kavram ancak "eşi" yani karşıtı sayesinde bir anlam ifade eder.  Büyük olmadan küçük, artı olmadan eksi, kadın olmadan erkek olamaz ve diğer bütün örnekler... Dolayısıyla ancak bu dünyanın geçici ve izâfî kötülükleri sayesindedir ki ebedî iyilik ve güzellik bir anlam ifade edebilsin biz yaratılmışlar için. Ve aslolan zaten iyiliktir. İçinde yaşadığımız bu evrende bile bu böyledir, kötülükler istisnadır, doğru bakıldığında hayat ve varoluş sadece bir nimettir, bir güzelliktir.</p>
<p>Asıl yurdumuz olan ahirette ise geçici kötülüklerin bütünüyle hesabının görülüp yok edilmesinin ardından bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır. İyilikleri ağır basanlar hesap gününün ardından hemen ebedî mutluluk yurdu cennete gideceklerdir. Kötülükleri ağır basanlar ise, huzura kavuşmadan önce, yaptıkları kötülüklerin bedelini cehennemde uzun bir süre azap çekerek ödeyecekler ve sonunda onlar da Allah'ın rahmeti sayesinde ruhlarındaki pisliklerden temizleneceklerdir. (Ancak cennette herkese hak ettiği kadar yüksek bir statü verileceği ve herbir kişiye verilecek nimetler hususunda kimsenin hakkı yenmeyeceği için, cehennemden sonradan çıkacak olan kimseler, hiçbir zaman kendilerinden daha erdemli ve inançlı olan diğer kimselerle aynı duruma yükselemeyecekler, alt bir seviyede kalacaklardır.) Cehennem, sahih İslâmî inanca göre aslında bir temizlenme (ve elbette bir de işlenen kötülüklere karşılık cezalandırılma) yeridir. Orası amaçsız bir sonsuz işkence yeri değildir. Hristiyanlıktakine benzer bir cehennemin ebediyeti doktrininin neden İslam'ın temel metinlerine uygun olmadığı hususuna ve bu doktrinin İslam âlimlerinin çoğu tarafından kabul edilmesinin ardındaki tarihî sebeplere diğer yazılarımızda inşallah değineceğiz... Kısacası cehennem de bir kötülük yeri değildir; tam aksine nihâî iyiliğin sağlanması için gerekli bir adalet, cezalandırma ve arındırma aşamasının mekânıdır.</p>
<p>Dünyamız Allah’la hayat bulur; hayatlarımız, onun bizi yeniden diriltmesi ve var oluşumuzu bir sonuca bağlamasının kaçınılmaz ve zorunlu olduğu gerçeğiyle renklenir. Ümit ancak Allah’la beraber vardır. Mutlak adaleti ancak O sağlar, doğruyu sadece O söyler ve söyletir ve içimizden her bir ferdi sadece O anlar. Bütün şefkat, selâmet ve iyiliğin sonsuz kaynağı, yaratıcımız olan Allah'tır.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kan ter icinde uyandim.]]></title>
<link>http://gitarteli.wordpress.com/?p=282</link>
<pubDate>Mon, 17 Mar 2008 13:17:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>gitarTELi</dc:creator>
<guid>http://gitarteli.wordpress.com/?p=282</guid>
<description><![CDATA[
Adam kanter içinde gördüğü rüyadan uyanır,

Ahiret günüdür, melekler amel defterlerini in]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div><img border="0" width="400" src="http://blog.paryosa.com/wp-content/uploads/2006/08/inside_a_dream_by_prismes.jpg" height="400" style="width:331px;height:304px;" /><br />
Adam kanter içinde gördüğü rüyadan uyanır,</div>
<div></div>
<div>Ahiret günüdür, melekler amel defterlerini incelerler herşey mükemmel övgüler derken o ne, namazlar defterde kayıtlı değil, defterin sağına soluna bakılır nafile kayıt yok, Yahu der adam, inanın kıldım yalvar yakar,  kılsaydın defterde kaydı olurdu derler, çare yok namazlar cehennemde tamamlanacak, atarlar cehennem çukuruna. Hızla yaklaşırken altta kor gibi yanan ateşe, bir el tutar çeker adamı yukarı, döner şöyle bir bakar sizde kimsiniz diye, biz senin namaz melekleriniz derler, Peki anladıkta şimdiye kadar neredeydiniz der adam. eee der melekler sen hep bizi sona bırakırdın bizde seni sona bıraktık derler.</div>
<div></div>
<div><strong>Yoksa sizde namazı maçların devre arasına, dizilerin reklam aralarınamı bırakıyorsunuz ? Yada Hiç mi Kılmıyorsunuz? </strong></div>
<div></div>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cehennemdeki inançsızlar sonsuza dek orada mı kalacaklar?]]></title>
<link>http://gelecegedogru.com/2008/02/18/cehennemdeki-inancsizlar-sonsuza-dek-orada-mi-kalacaklar/</link>
<pubDate>Mon, 18 Feb 2008 10:55:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>Mehmed Mustafa</dc:creator>
<guid>http://gelecegedogru.com/2008/02/18/cehennemdeki-inancsizlar-sonsuza-dek-orada-mi-kalacaklar/</guid>
<description><![CDATA[12 Haziran 2008 tarihine ait bir açıklama: Aşağıdaki yazının içinde ve sonunda Martin Lings]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>12 Haziran 2008 tarihine ait bir açıklama: Aşağıdaki yazının içinde ve sonunda Martin Lings'den alıntı bir yazı yazacağımdan bahsetmiştim. Sözkonusu alıntıyı artık aynıyla yapmam; çünkü bu yazıyı yazdığımdan beri bu konuyu daha fazla araştırdım ve doğrulayıcı yeni bilgilere ulaştım, o yüzden onları da kullanırım. (Ayrıca sanırım başkasına ait bir fikrî eserden yayıncının veya yazarın izni olmaksızın uzun uzun pasajlar kopyalamak telif haklarına aykırıymış.) Dolayısıyla bu konuyu izah eder mahiyette inşallah birkaç yazı birden gelmekte. Bu yazıların tamamına "Ahiret" kategorisinin altındaki "<a href="http://gelecegedogru.com/category/ahiret/azabin-sonlulugu/">Azabın Sonluluğu</a>" kategorisinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p>------</p>
<p>İslâm âlimleri ve müslümanlar arasında genelde kabul edilen görüş, bir kısım günahkâr müminler ve kâfirlerin cehenneme girecekleri, ama günahkâr müminler sonradan cezalarını çekip oradan çıkacakları hâlde kâfirlerin orada sonsuza dek azap görmeye devam edecekleri şeklindedir. Herhangi bir Kur'an tercümesi, cehennemde sonsuz azap fikrini destekler mahiyettedir. Geleneksel İslâm âlimlerinin otoritesini kabul etmeyen bazı Kur'ân okurları ise, sadece kâfirlerin değil, cehenneme giren hiç kimsenin oradan hiç çıkamayacağı ve sonsuza dek sürecek bir azâba maruz kalacağını düşünürler.</p>
<p>İbn Kayyim el-Cevziyye gibi bazı âlimlerin de savunduğu bir diğer görüş ise fazla kabul görmemiştir. Bu görüş, cehennem azabının aslında herkes için sonlu olduğu, sonsuza kadar devam edecek olanın sadece cennet ve onun içindeki ilâhî lütuflar olduğudur. İşte bu yazıda da bu son görüşü savunmak<!--more--> ve daha sonra aynı görüşteki Martin Lings'den uzunca bir alıntı yapmak niyetindeyim. Önceden belirteyim ki Martin Lings (Ebû Bekir Sirâceddîn), görüşünü tamamen hem Kur'ân, hem de hadisler temelinde savunur, yani İslâm'ın temel kaynakları dışına çıkması asla söz konusu değildir.</p>
<p>En başta, muhtemel bir soruya cevap vermek boynumuza borçtur. Acaba Kur'an ayetleri cehennemin, en azından bazı kimseler için, sonsuza dek sürecek olduğunu kesin bir şekilde zaten ifade etmiyor mu? Aslında hayır. Kur'an'da "sonsuzluk" diye tercüme edilen iki kelime grubu vardır. Ancak bunların bu şekilde anlaşılması çok doğru bir tavır değildir.</p>
<p>İlk olarak "huld" ve bundan türeyen "hâlid" kelimelerini ele alalım. Bunlar belli bir yerde kalmayı, yaşamayı, bulunmayı ifade ederler öncelikle. Bu yaşama gerçi sonsuza dek sürebileceği gibi pekâlâ sınırlı bir süre de sürebilir. Dolayısıyla bu ifadelerin kesin bir şekilde sonsuzluk diye tercümesi doğru olmaz. Bakmamız gereken diğer bir kelime ise "ebed"dir. Bu kelimenin de ilk anlamları "zaman" ve "uzun zaman"dır, yani o da kesin bir şekilde sonsuzluk olarak anlaşılmamalıdır. <!-- D(["mb","\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eŞöyle bir itiraz gelebilir: Bu kelimelerin aynıları, Kur\u0026#39;andaki cennette kalma süresini ifade eden kelimelerdir aynı zamanda. Bu durumda nasıl olur da cennetin sonsuza dek devam ettiğini, ama cehennem azabının sonlu olduğunu aynı ayetlerden çıkarsayabiliriz? Aşağıda Martin Lings\u0026#39;den yapacağımız alıntı bunu daha açık bir hâle getirecektir, ama ondan önce kendimize ait son sözümüzü söyleyelim.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eKur\u0026#39;ân, cennete ve cehenneme girecek olan kimselerin çok uzun ve kullara kesin olarak ifade edilmemiş bir süre orada kalacaklarını söyler. Ancak Allah\u0026#39;ın rahmeti, bir hadis-i şerifte belirtildiği üzere, gazabına üstün gelmiştir, dolayısıyla cennetteki lütuflar hiç bitmez ve tükenmezken, cehennem azâbı, tamamen Allah\u0026#39;ın sonsuz merhametinin bir eseri olarak, zamanla ve sırayla herkes için sona erdirilecektir.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eBununla beraber cehennem azabı kesinlikle hafifsenebilir ve dikkate alınmayabilir bir azap değildir. O, suçlulara hadlerini çok güzel bildirecek ve onların canını çok ama çok acıtacaktır. Aklı başında herkesin amacı o azâbı hiç tatmadan Allah\u0026#39;ın hoşnutluğuna ve merhametine erişmektir. Ayrıca şu da hatırlansın ki cennete giren herkes orada aynı lütfu görecek değildir. Daha iyi olan kimseler, çok daha güzel bir konumda, çok daha güzel bir hayat yaşayacaklardır cennette. Cehennemden sonradan çıkacak olanlar, cennete daha önce giren ve kendilerinden çok daha iyi kimselerle eşit bir seviyede asla olmayacaklardır, aralarında büyük bir fark olacaktır. Allah daha iyi olanları her zaman daha çok sevecek, onlardan daha hoşnut olacak ve onlara çok daha büyük nimetler bahşedecektir.\u003c/p\u003e\n\n\u003cp\u003eŞimdi Ebû Bekir Sirâceddin\u0026#39;den (Martin Lings\u0026#39;den) yapacağım ve meseleyi daha da açıklığa kavuşturacak alıntıya sıra geldi. Buna inşallah daha sonraki bir yazıda yer vereceğiz.\u003c/p\u003e\n",0] );  //--></p>
<p>Şöyle bir itiraz gelebilir: Bu kelimelerin aynıları, Kur'andaki cennette kalma süresini ifade eden kelimelerdir aynı zamanda. Bu durumda nasıl olur da cennetin sonsuza dek devam ettiğini, ama cehennem azabının sonlu olduğunu aynı ayetlerden çıkarsayabiliriz? Aşağıda Martin Lings'den yapacağımız alıntı bunu daha açık bir hâle getirecektir, ama ondan önce kendimize ait son sözümüzü söyleyelim.</p>
<p>Kur'ân, cennete ve cehenneme girecek olan kimselerin çok uzun ve kullara kesin olarak ifade edilmemiş bir süre orada kalacaklarını söyler. Ancak Allah'ın rahmeti, bir hadis-i şerifte belirtildiği üzere, gazabına üstün gelmiştir, dolayısıyla cennetteki lütuflar hiç bitmez ve tükenmezken, cehennem azâbı, tamamen Allah'ın sonsuz merhametinin bir eseri olarak, zamanla ve sırayla herkes için sona erdirilecektir.</p>
<p>Bununla beraber cehennem azabı kesinlikle hafifsenebilir ve dikkate alınmayabilir bir azap değildir. O, suçlulara hadlerini çok güzel bildirecek ve onların canını çok ama çok acıtacaktır. Aklı başında herkesin amacı o azâbı hiç tatmadan Allah'ın hoşnutluğuna ve merhametine erişmektir. Ayrıca şu da hatırlansın ki cennete giren herkes orada aynı lütfu görecek değildir. Daha iyi olan kimseler, çok daha güzel bir konumda, çok daha güzel bir hayat yaşayacaklardır cennette. Cehennemden sonradan çıkacak olanlar, cennete daha önce giren ve kendilerinden çok daha iyi kimselerle eşit bir seviyede asla olmayacaklardır, aralarında büyük bir fark olacaktır. Allah daha iyi olanları her zaman daha çok sevecek, onlardan daha hoşnut olacak ve onlara çok daha büyük nimetler bahşedecektir.</p>
<p>Şimdi Ebû Bekir Sirâceddin'den (Martin Lings'den) yapacağım ve meseleyi daha da açıklığa kavuşturacak alıntıya sıra geldi. Buna inşallah daha sonraki bir yazıda yer vereceğiz.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kulların Allah Üzerindeki Hakkı]]></title>
<link>http://gelecegedogru.com/2008/01/18/kullarin-allah-uzerindeki-hakki/</link>
<pubDate>Fri, 18 Jan 2008 08:41:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>Mehmed Mustafa</dc:creator>
<guid>http://gelecegedogru.com/2008/01/18/kullarin-allah-uzerindeki-hakki/</guid>
<description><![CDATA[Bu hadisi “USC-MSA Compendium of Muslim Texts”1 başlıklı web sitesinde okudum.  Burada da a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hadisi “<a href="http://www.usc.edu/dept/MSA/">USC-MSA Compendium of Muslim Texts</a>”<sup>1</sup> başlıklı web sitesinde okudum.  Burada da alıntılıyorum.</p>
<blockquote><p><a href="http://www.usc.edu/dept/MSA/fundamentals/hadithsunnah/bukhari/093.sbt.html#009.093.470">Sahîh-i Buhârî – 9’uncu cilt, 93’üncü kitap, 470’inci hadis</a>:</p>
<p>Mu’az bin Cebel anlattı:</p>
<p>Hz. Peygamber buyurdu ki “ey Mu’az! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun?” Ben, “Allah ve Elçisi en iyi bilir” dedim. Hz. Peygamber şöyle devam etti: “Sadece Kendisine (Allah’a) kulluk etmeleri ve kullukta ona hiç bir şeyi ortak koşmamalarıdır. Onların O’nun üzerindeki hakkını biliyor musun?” Ben, “Allah ve elçisi en iyi bilir” diye cevap verdim. Hz. Peygamber şunu söyledi: “(Bu durumda) onlara azâb etmemek”.</p></blockquote>
<p>_____________________<br />
<strong>Dipnotlar:</strong><br />
<span style="font-size:smaller;"><sup>1</sup> Bu güvenilir bir İslâmî sitedir, internetteki diğer güvenilir İslâmî sitelerden buraya linkler verilir. Güney Kaliforniya Üniversitesi'nin Müslüman Öğrenciler Birliği (MSA) tarafından hazırlanan bu sitede belli başlı Kur'an ve Hadis kaynaklarımızın İngilizce tercümeleri mevcut.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hakikati ve Adaleti Savunma]]></title>
<link>http://gelecegedogru.com/2008/01/10/hakikati-ve-adaleti-savunma/</link>
<pubDate>Thu, 10 Jan 2008 20:17:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>Mehmed Mustafa</dc:creator>
<guid>http://gelecegedogru.com/2008/01/10/hakikati-ve-adaleti-savunma/</guid>
<description><![CDATA[Aşağıda bir abinin bloğundaki bir yazısına yazdığım bir yorum var. Bunu yazarken bir mikta]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıda bir abinin bloğundaki bir yazısına yazdığım bir yorum var. Bunu yazarken bir miktar zaman harcadığım için kendi bloğuma da almak suretiyle internetteki varlığını pekiştirmek istedim. :)</p>
<p>Abi, dünyanın geleceğinde Mehdi’nin gelişi ve doğru uygulandığı şekliyle İslâm’ın hakimiyetini vurgulamakta haklısın. Ama öyle düşünüyorum ki bu dünyevî başarıdan daha fazla ahiret gününü ve insan toplumu üzerindeki İlâhî düzenin o gündeki gerçek, tam zaferini vurgulamalıyız, bir de Hakk’ın-hakikatin o gündeki muhteşem zaferini.<!--more--></p>
<p>Yanlış bir tavır olarak hakkında sabrımı koruyamadığım bir başka konu da, insanların İslâm’ın doğruluğuna veya Allah’ın varlığına karşı çıktıkları zamanki zekice tezleri, itirazları ve cevapları. Gerçekte, insanlar zekice münakaşa yoluyla kendilerini ve kendilerinin yanında bir takım diğerlerini aldatabilir, ama hakikati hiçbir zaman hiçbir şekilde gizleyemezler. Kıyamet gününde bütün yalanların yalan oldukları ispatlanacak ve onların taraftarları onları savundukları için utanacaklardır.Allah bu dünyada insanların gerçek hakikati hor görüp istedikleri yalan ve batılı konuşmalarına izin verir. Allah buna bir amaca yönelik olarak müsaade eder. Bu amaçlılığın farkında olmalı ve insanların pek sıklıkla tartışma yoluyla Hakk’a-hakikate galebe çalıyor görünmelerinden dolayı mutsuz olmamalıyız.</p>
<p>Bu amaç şu olsa gerek: Batıl var olduğu takdirde bunun ne kötü bir şey olacağını, ne denli haksız, pis ve merhametsiz bir evrenin ortaya çıkacağını Allah bizim bilmemizi istemektedir. Bu dünya ve onun pislikleri ve merhametsizliği, kıyamet gününden sonraki evren ve toplumun eksiksiz mükemmelliğini takdir etmemiz ve ayrıca Allah’ın kendisini takdir etmemiz için vardır.</p>
<p>Beni yanlış anlamayın, bu yazıyı okuyabilecek olan dostlar! Âdil ve Allah’tan korkan bir dünya düzeni için, ona evrenin ikinci yaratılışında zaten sahip olacağız diye bu dünyada mücadeleye ihtiyacımız yoktur, demiyorum. Âdil ve İslâmî dünya düzeni için burada da mücâdele etmeliyiz, ama bu sadece kendimizi Allah’a kanıtlamak için olmalı, Hakk’ı-hakikati herhangi bir kimseye kanıtlamak için değil! Kendi mânevî gelişimimiz için, Allah’a O’nun Kendisini, adaletini ve hakikatini takdir ettiğimizi kıyamet gününde onunla karşılaşmadan önce göstermeliyiz, ki bunun yolu da bu dünyada gücümüzün yettiğince adalet ve doğru inanç tesis etmeye çalışmaktır. Fakat Allah amellerimizin (eylemlerimizin) sonucu olarak bize her ne verirse ondan hoşnut olmamız gerekir...</p>
<p>Açıklama: Bu yazıda "kıyamet günü" tabirini "dünyanın sona erdiği zaman" şeklinde bugünkü Türkçe’de yaygın olan anlamıyla değil, "dünya sona erip tekrar yaratıldıktan sonraki hesap ve sorgu zamanı" anlamında kullandım. Bu tabirin asıl anlamı benim kullandığım gibidir.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kurban ve kurban bayramı -1]]></title>
<link>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/11/kurban-ve-kurban-bayrami-1/</link>
<pubDate>Tue, 11 Dec 2007 19:33:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<guid>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/11/kurban-ve-kurban-bayrami-1/</guid>
<description><![CDATA[Kurban, kurban bayramı günlerinde ibadet niyetiyle belli hayvanlardan birini keserek yapılan bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban, kurban bayramı günlerinde ibadet niyetiyle belli hayvanlardan birini keserek yapılan bir ibadettir. Kurban, Allah Tealâ'nın ihsan buyurduğu varlığa bir teşekkürdür.</p>
<ul>
<li><strong>Kurban ibadeti İslâmiyetten önce de vardı</strong></li>
</ul>
<p>Cenab-ı Hakk'ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş bir peygamber olan İbrahim (a.s.) bir adakta bulunmuş, bir oğlu olduğu takdirde onu Allah'a kurban edeceğini adamıştı. Aradan geçen zaman içerisinde oğulları olmuş ama o, adağını nasılsa unutmuştu. Rüyada oğlunu kurban ediyor görmüş ve irkilmişti. Hz. İbrahim bu rüyayı üç ayrı gece görmüştür. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğu gibi onlar tarafından yapılan tabirleri de vahiydir. İbrahim a.s. da rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde tabir etmiş ve böylece bu tabir de vahiy olmuştur. Artık Hz. İbrahim'in bu vahyi yerine getirmesi gerekiyordu.</p>
<p>Elbette bu çok zordu ama Allah'tan aldığı vahye uymaması daha zordu. İbrahim a.s büyük bir imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç tereddüt etmeden Allah'a teslim oldu ve durumu oğlu İsmail aleyhi's-selâm'a açmaya karar verdi.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Şimdi konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'in açıklamalarını dinleyelim:  Allah Teala buyuruyor:<br />
"İbrahim 'Ey Rabbim, bana iyilerden (bir oğul) ihsan et' dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince, 'Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı gôrüyorum, bir düşün, ne dersin ?' dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.' dedi. Her ikisi de Allah'a teslim oldular (Allah'ın emrine boyun eğdiler). İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.' Dedik ve ona (İsmail'e karşılık ) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim'e. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır." (1)<br />
Görülüyor ki, Kur'an da Hz. İbrahim'in gördüğü rüyanın vahiy olduğunu teyit etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak kendisine seslenirken: "Ey İbrahim, gördüğün rüyaya gerçekten sadakat gösterdin." buyurmuştur.<br />
İbrahim a.s, Allah'ın emrine boyun eğerek oğlunu kurban etmek üzere şakağı üzerine yatırınca Cenab-ı Hak, İsmail'in yerine bir koyun kurban etmesini emretmiştir. Bu, Allah'ın insanlığa büyük bir lütfudur. Allah, insanları Hz. İbrahim'in aracılığı ile insanı kurban etmekten korumuş olmasaydı muhtemelen insanlar, insan kurban etme, gibi korkunç bir geleneğe sahip olabilirdi ve insanları bu korkunç gelenekten kimse de kurtaramazdı.<br />
İbrahim a.s oğlu yerine Cenâb-ı Hakk'ın kendisine gönderdiği koçu kurban etmiştir. Böylece kurban Hz. İbrahim'den sünnet olarak bize intikal etmiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Kurban, insanın Allah'a yaklaşmasına ve O'nun rızasını kazanmasına vesile olan bir ibadettir.</strong></li>
</ul>
<p>"Kurban"kelimesinde bu mana vardır. İnsan kurban kesmekle İbrahim (a.s.) gibi Allah'a ve O'nun emirlerine bağlılığını, gerekirse O'nun rızasını kazanmak için her fedakârlığa katlanacağını göstermiş olur.</p>
<p>Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan her şeyde esas olan iyi niyettir. Kurbanda da böyledir, iyi niyet ve ihlas esastır. Bakınız, bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:<br />
"Onların (kurbanların ) ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır.'' (2) Esasen Allah Teâla ancak takva sahiplerinin yapmış oldukları ibadetleri kabul eder.  Maide suresindeki şu ayet-i kerimeler bu konuyu bir örnek vererek açıklıyor. Allah Tealâ buyuruyor.<br />
"(Ey Muhammed) Onlara Adem'in iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine).<br />
-Seni öldüreceğim, demişti. Diğeri ise :<br />
- Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder, dedi ve devam etti : "Allah'a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.'' dedi. (3)</p>
<p>Görülüyor ki, kurban kesenlerden biri iyi niyeti ve Allah'tan korkması sebebiyle sunduğu kurban kabul görmüş, diğeri ise kötü niyeti sebebiyle kurbanı kabul edilmemiştir.</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz de bu konuda şöyle buyurmuştur :<br />
"Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur.''(4)</p>
<ul>
<li><strong>Kurban, İslâm'daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir başka örneğidir.</strong></li>
</ul>
<p>Her gün dünyada sayısız hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla varlıklı kimseler yararlanır. Halbuki kurban bayramında kesilen kurbanlardan daha çok yoksullar ve hayır kurumları istifade eder.</p>
<ul>
<li><strong>Kurban Bir İbadet midir Yoksa Gelenek midir?</strong></li>
</ul>
<p>Kurban bir gelenek değil, kitap ve sünnetle meşrûiyeti sabit olan bir ibadettir. Kurban da zekat gibi Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.   Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:<br />
"Kurbanlık deve ve sığırlar, Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. O halde onları ön ayaklarından biri bağlı olduğu halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere yaslandığı  vakit onların etlerinden yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, şükredesiniz."(5)</p>
<p>Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
"Ademoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmamıştır. Şüphesiz ki o kesilen kurban kıyamet günü boynuzları ve kılları ile gelir. Hiç şüphe yok ki, kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında kabul görür. Öyle ise gönüllerinizi kurban ile hoş  edin."(6)</p>
<p>Peygamberimiz kurbanı tavsiye ederlerken kendileri bizzat kurban keserek de örnek olmuşlardır. Müslim'in rivayetine  göre Enes (r.a.) şöyle demiştir :<br />
"Allah'ın Resûlü, beyaz renkli iki koç kurban ederdi." (7)</p>
<ul>
<li><strong>Kurbanın Hükmü</strong></li>
</ul>
<p>İslâm alim ve müçtehitleri kurbanın hükmü hakkında farklı içtihatlarda bulunmuşlardır.</p>
<p>İmam Azam Ebû Hanife'ye göre kurban vaciptir. Delili de:"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes"(8) âyet-i kerimesinin delâletiyle peygamberimizin :<br />
"Kimin hali vakti yerinde olur da kurban kesmezse namazgahımıza yaklaşmasın."(9) Hadisindeki vaid (korkutma) dır. Böyle bir korkutma ancak vacip olan bir ibadetin terki için yapılır. Yani İmam Azam demek istiyor ki, kurban vacip olmasaydı peygamberimiz onu terkedene böyle bir tehditte bulunmazdı.</p>
<p>Şâfiî, Mâliki ve Hanbelîler ile Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf'a göre ise kurban vacip değil, sünnet-i  müekkededir.(10)<br />
Kurbanın sünnet olduğunu söyleyenlerin dayandıkları delillerin bir kısmı aşağıdaki hadis-i şeriflerdir:<br />
Ümmü Seleme (r.a.)' den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:<br />
"Bilinen on gün girdiği vakit elinde kurbanı olup kurban kesmek isteyen kimse (bedeninden) asla bir kıl almasın, tek bir tırnak kesmesin."(11)<br />
Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz kurbanı kişinin isteğine bırakmıştır. Bu ise onun vacip olmadığını gösterir.<br />
Bir başka hadis-i şerif ise meâlen şöyledir:<br />
"Üç şey vardır, bunlar bana farz, size nafiledir. Onlar da vitir, kurban ve kuşluk namazıdır."(12)</p>
<p>Kurbanın hükmü (yani vacip mi sünnet mi olduğu) hakkındaki bu farklı görüş ve içtihatlar sebebiyle; bir kimsenin zekât, hac, sadaka-i  fıtır, ve kurban borcu olduğu halde vefat edip bu borçlarının ödenmesi için malının üçte birini vasiyet etse (ki ancak malının üçte birini vasiyet etmeye mezundur) malının üçte biri yeterse borçlarının tamamı ödenir. Malının üçte biri borçlarını ödemeye yetmediği takdirde önce zekât borcu ödenir. Çünkü borçların içerisinden önemli olanı zekâttır. Bu borcu ödendikten sonra malı artarsa haccı yaptırılır. Bundan sonra sadaka-i fıtır borcu ödenir. Daha sonra da  malı kalırsa kurban borcu ödenir.</p>
<ul>
<li><strong>Kurban Kimlere Borçtur?</strong></li>
</ul>
<p>Kurban, mukim olan ve sadaka-i fıtır nisabına malik olan her kadın ve erkek müslümana vaciptir.<br />
Bu tariften şu anlaşılıyor: Müslüman olmayan, seferde bulunan müslümana ve fakir olana kurban vacip değildir.</p>
<p>Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer seferde bulunduklarında kurban kesmemişlerdir. Şayet seferde olan kimse kurban kesmek isterse, kurban kendisine vacip olduğu için değil, nafile olarak kesebilir, kesmediği takdirde sorumlu olmaz.</p>
<p>İmam Azam Ebû Hanife ile Ebû Yusuf'a göre kurbanın vacip olmasında akıl ve erginlik çağına gelmiş olma şart değildir. Yani zengin olan çocuğun ve delinin mallarından babaları veya vasileri kurban keserler. Bu kurbanlardan sadece kendileri yiyebilir, başkaları yiyemez.</p>
<p>İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre kurbanın vacip olması için akı1 ve erginlik çağına gelmiş olma şarttır. Bu itibarla zengin olan çocuklarla deli olanların mallarından kurban kesilmez. (13) Fetvâ da bu görüşe göredir, yani zengin de olsalar çocuklarla delilerin kurban kesmesi gerekmez. (14)</p>
<ul>
<li><strong>Zenginliğin Ölçüsü</strong></li>
</ul>
<p>Herhangi mali bir ibadetin borç olması için ön görülen zenginlik ölçüsü 'Nisap' kelimesi ile ifade edilmektedir.<br />
Kurban nisabı, kişinin temel ihtiyaçları olan oturacak evi, evinin yeter derecede eşyası, binek için olan hayvanı, üç kat elbisesi, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin bir yıllık nafakalarından ve borcundan fazla 80, 18 gr. altın veya bunun kıymeti para ve eşyaya malik olan kimse kurban kesecek kadar zengin demektir. Bu kimseye yılda bir defa kurban günlerinde kurban kesmek vacip olur.<br />
Bu ölçü aynı zamanda zekat için de geçerlidir. Ancak zekat nisabında malının artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçmiş bulunması şarttır.<br />
Kurban nisabında bunlar aranmaz. Kurban kesme günlerinde zengin olan kimseye kurban kesmek vacip olur.</p>
<ul>
<li><strong>Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?</strong></li>
</ul>
<p>Kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, deve, sığır ve mandadır.</p>
<p>Bu hayvanlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1 yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar altı ayı tamamladıkları halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir.</p>
<p>Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur.</p>
<p>Ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılmak durumundadır. Meselâ ortaklardan biri vacip olan kurbanı, diğeri adak kurbanı, bir diğeri de nafile kurbanı niyet edebilir. Çünkü hepsinin niyeti ibadettir. Fakat ortaklardan biri her hangi bir ibadet değil de et kasdiyle katılmış olsa bu sahih olmaz, diğerleri de niyet etmiş oldukları kurbanı kesmiş, sayılmazlar.</p>
<ul>
<li><strong>Hangi Ayıplar Hayvanın Kurban Olmasına Mani Olur?</strong></li>
</ul>
<p>Bilindiği üzere kurban bir ibadettir. Bunun için kurbanlık hayvanların kusursuz olmaları esastır. Her kusur olmasa da bazı kusurlar kurbana manidir. Bu kusurlar kısaca şunlardır:<br />
-İki veya bir gözü kör olan,<br />
-Aşırı derecede zayıf olan,<br />
-Kesim yerine yürüyerek gidemeyecek derecede aksak olan,<br />
 -Kulağının, kuyruğunun veya tenasül organının üçte birinden fazlası gitmiş olan,<br />
-Dişlerinin yarıdan fazlası düşmüş olan,<br />
-Doğuştan kulağı ve tenasül organı olmayan,<br />
-Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş olan,<br />
-Burnu kesilmiş olan,<br />
-Dilinin çoğu kesilmiş olan,<br />
-Ölüm derecesinde hasta olan.<br />
Böyle kusuru olan hayvanları kurban etmek câiz değildir. Bunun için kurbanlık satın alınırken kusurlu olup olmadığına dikkat etmek gerekir.<br />
Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra olmak üzere bayramın ilk üç günüdür. (Şafiîlerde dördüncü günü de olabilir.)<br />
 Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesmek, kurban olmaz. Peygamberimiz buyuruyor :<br />
 "Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazı kılmaktır. Sonra evlerinize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim önce kurban keserse o da ancak ailesine bir et sunmuş olur, bu kestiği kurban olmaz.''(15)</p>
<ul>
<li><strong>Kurbanın Bedelini Yoksullara Vermekle Kurban Kesilmiş Olur mu?</strong></li>
</ul>
<p> Bazı kimseler hemen her yı1 kurban bayramında bu soruyu sorarlar: Hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksullara vermekle kurban kesilmiş olur mu? Kurbanın rüknü, kurban edilmesi câiz olan hayvanlardan birini kesmek olduğundan, hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksula vermekle kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz, bu ancak sadaka olur.<br />
Yalnız kurban kendisine vacip olan kimse satın aldığı kurbanı her hangi bir sebeble kurban günlerinde kesmez veya hiç kurban satın almaz ise kurban günleri geçtikten sonra, bu kimse kurbanlık hayvanının kıymetini fakirlere sadaka olarak verir. Satın alıp kesmediği kurbanını ise canlı olarak fakire verir. Kurban günleri geçtikten sonra daha önce satın alınmış kurbanlık artık kesilmez.</p>
<p>Kurbanı kesebiliyorsa kendisi keser. Çünkü bu bir ibadettir. Onu, kişinin kendisinin yapması, başkasına vekâlet vermesinden daha faziletli ve sevaptır. Peygamberimiz vedâ haccında yüz deve kurban etmiş, bunların altmış üç tanesini bizzat kendileri kesmiş, kalanlarını da Hz. Ali'ye vekâlet vererek kestirmiştir.(16) Şayet kendisi kesemiyorsa o takdirde ehil olan birisine vekâlet vermek suretiyle kestirir ve kendisi de orada hazır bulunur. Peygamberimiz kızı Hz. Fâtıma'ya :<br />
 "Kurbanın kesilirken orada hazır bulun. Zira işlemiş olduğun her günah, kurbanın kanından ilk damlası yere düştüğünde, bağışlanır" (17) buyurmuştur.</p>
<p>Az önce de söylediğimiz gibi, kesebiliyorsa kendisi, kesemiyorsa ehil olan birisine kestirmelidir. Hayvan kesmede ehil olmayan yani bunu beceremeyen kimseler, hayvana eziyet ederler ki,  bu haramdır, günahtır. Bir ibadet yapılırken günah işlenmez.<br />
 Hemen her yıl kurban bayramı günlerinde televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler, seyredenlere büyük rahatsızlık vermektedir. Bu görüntülerin ortadan kalkması, kurbanların ehil olan kimseler tarafından kesilmesine bağlıdır. Ehil kimse bulamayanlar kurbanlarını  mezbahalarda kestirmelidirler.</p>
<p>Yurtdışında bulunanlardan kurbanlarını memleketlerinde kestirmek isteyenler, bir tanıdıklarına vekâlet vermek suretiyle kurbanlarını kestirebilirler. Böyle yaptıkları takdirde hem kurbanları kesilmiş, hem de daha iyi değerlendirilmiş olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kurban Nasıl Kesilir?</strong></li>
</ul>
<p>Hayvan incitilmeden kesilecek yere götürülür. Devenin dışındakiler kıbleye karşı sol tarafları üzerine yavaşça yatırılır. Kolaylık olması için üç ayağı da bağlanır. Sonra kesecek olan:<br />
"Allahü ekber, Allahü ekber, lâ İlâhe illallahü vellahü ekber,  Allahü ekber ve Lillahilhamd. Bismillâhi Allahü ekber'' der, ara vermeden büyük ve keskin bir bıçakla keser.</p>
<ul>
<li><strong><font color="#ff0000">Sadece "Bismillâhi Allahü ekber'' diye kesse de olur.</font></strong></li>
</ul>
<p>Usulüne göre bir kesim yapmış olmak için, hayvanın yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının kesilmesi gerekir.</p>
<p>Kurban kesildikten sonra sahibi, Allah rızası için iki rekat namaz kılar, sonra da dua ederek Cenâb-ı Hak'tan dileklerde bulunur.</p>
<ul>
<li><strong>Kurban Etinin Taksimi</strong></li>
</ul>
<p>Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil, tartılarak taksim edilir. Ancak bir ailenin fertleri için kurban edilen hayvanın etini taksim etmek gerekmez. Bunun gibi ortaklaşa kurban kesenler kurban etini tamamen yoksullara veya bir hayır kurumuna verecek olurlarsa yine kurban etini taksim etmeleri gerekmez.<br />
Kurban etinin hepsini yoksullara sadaka olarak dağıtmak veya kendisi ve çoluk çocuğu için alıkoymak caiz ise de, en uygun olanı, kurban etini üçe taksim edip, birini kurban kesmeyen yoksullara sadaka olarak dağıtmak, bir bölümünü de akraba, tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de kendi çoluk çocuğu ile yemektir.</p>
<p><strong><font color="#ff0000">Kurban etinden müslüman olmayan komşulara da vermek caizdir.</font></strong></p>
<p>Şayet kurban kesen kimsenin çoluk çocuğu kalabalık ve hali vakti de çok iyi değilse bu takdirde kurban etini sadaka ve hediye olarak dağıtmayıp, tamamını çoluk çocuğu için alıkoyması daha uygun olur. Çünkü kan akıtmakla kurban vecibesi yerine getirilmiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Bayram </strong></li>
</ul>
<p>Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretlerinin ikinci yılında meşru kılınmıştır.</p>
<p>Peygamberimiz Medine'ye hicret buyurduklarında Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz: "Bu günler ne oluyor?" diye sorduğunda, onlar "Biz cahiliyette bu günlerde oynayıp eğlenirdik.'' dediler. Bunun üzerine peygamberimiz : "Bunların yerine Allah Teâla size daha hayırlı iki gün verdi: Ramazan bayramı, kurban bayramı" (18) buyurdu. Ramazan bayramı namazı gibi kurban bayramı namazı da vaciptir ve Cuma namazının şartlarına tabidir. Yani Cuma namazını kılmakla yükümlü olanlar, bayram namazını kılmakla da yükümlüdürler. Ancak Cuma namazı farz, bayram namazı ise vaciptir.</p>
<ul>
<li><strong>Bayram namazı</strong></li>
</ul>
<p>Güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra, öğleye kadar kılınır. Herhangi bir sebeple ilk günü kılınamazsa ertesi günü kılınır. Bayram namazı Cuma namazı gibi ancak cemaatle kılınır. İki rekattır. Şöyle niyet edilir:<br />
"Niyet ettim Allah rızası için kurban bayram namazını kılmaya, uydum imama.'' Bundan sonra tekbir alınır. Birinci rekatta "Süphaneke" okunur.  Sonra imam açıktan, cemaat tarafından da gizlice üç defa "Allahü ekber" diye tekbir alınır. İlk iki tekbirde eller yukarı kaldırılır, sonra yanlara salıverilir. Üçüncü tekbirin peşinden eller yanlara salıverilmeyip bağlanır. İmam Fatiha ve sure okur; cemaat dinler. Sonra diğer namazlarda olduğu gibi rukû ve secde yapılır. İkinci rekata kalkıldığında imam önce Fatiha ve sûre okur. Sonra birinci rekatta olduğu gibi üç defa tekbir alınır. Her üç tekbirde de eller yukarı kaldırılıp yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile rukûa gidilir ve secdeler yapılarak oturulur, tehiyyât ve salli barik okunur, sonra selâm verilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bayram Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler</strong></li>
</ul>
<p>a) Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur'an okumak ve Allah Teâlâ'dan af ve mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:<br />
"Ramazan ve kurban bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez."(l9)<br />
b) Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.<br />
c) Güzel koku sürünmek.<br />
d) Temiz ve yeni elbise giyinmek.<br />
e) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek.<br />
f) Güler yüzlü ve sevinçli görünmek.<br />
g) Yoksullara çokça sadaka vermek.<br />
h) Bayram namazına giderken yolda tekbir getirmek.<br />
i) Kurban kesecekse kurban etinden yiyinceye kadar oruç tutuyormuş gibi bir şey yiyip içmemek.<br />
j) Kurban etinden iftar etmek. Çünkü peygamberimiz böyle yaparlardı.<br />
k) Çoluk çocuğuna bolluk göstermek.<br />
Bütün bunlar bayramda yapılması müstehap olan işlerdir.</p>
<ul>
<li><strong>Bayram günleri sevinç günleridir. Bu günlerde sevinçli ve güler yüzlü görünmek tavsiye edilmiştir.</strong></li>
</ul>
<p>Bu itibarla bayramın toplum hayatımızda üstün yeri ve değeri vardır. Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevinip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır.<br />
Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah'a yönelmeleri, O'ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah'ın rahmeti kuşatır ve onları affeder.<br />
Bu günlerde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah'a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı "öf" demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerle ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız.<br />
Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de İslâm'ın emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak milli birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur. Bu duygularla hepinizin kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmemizi Cenâb-ı Hak'tan diliyorum. Mübarek bayramın ülkemize, İslâm alemine ve bütün insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini diliyorum. Cenâb-ı Hak yaptığımız ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına muvafık eylesin ve bizi kendisine ibadetten ayırmasın. Amin.<br />
1- Saffât, 100-111.<br />
2- Hacc, 37.<br />
3- Maide, 27-28.<br />
4- Buharî, Bedülvahiy, 1.<br />
5- Hacc, 36.<br />
6- Tirmizî, Adâhî, 1; İbn Mâce, Adâhî, 3.<br />
7- Müslim, Adâhî 3, İbn Mâce, Adâhî, 2.<br />
8- Kevser, 2.<br />
9- İbn Mâce, Adâhî, 2.<br />
10- Mebsût, c. 12, s. 8, Neylülevtar, c. 5, s. 126.<br />
11-Müslim, Adâhî, 7.<br />
12- Ahmed b. Hanbel.<br />
13- Bedayiu's-sanayi, Beyrut, 1974, c. 5, s. 64.<br />
14- Reddülmuhtar, c. 5, s. 309.<br />
15- Buhari, Adâhî, 1.<br />
16- Müslim, Hac, 19.<br />
17-  Et-Tergib ve't-Terhîb, Beyrut, 1968, c. 2, s. 154.<br />
18- Ebû Davût, Salat, 245.<br />
19- Mecmeu'zevâid, Beyrut, 1967, c. 2, s. 198.<br />
...<br />
Kaynak:Diyanet Dergisi Mart 2000</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gusül abdesti cinsi hayata ne kazandırır ?]]></title>
<link>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/08/gusul-abdesti-cinsi-hayata-ne-kazandirir/</link>
<pubDate>Fri, 07 Dec 2007 21:53:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<guid>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/08/gusul-abdesti-cinsi-hayata-ne-kazandirir/</guid>
<description><![CDATA[Gusül abdestini Allah emrettiği için alırız. Yani İslâm dininde Allah emreder, Müslüman da ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gusül abdestini Allah emrettiği için alırız. Yani İslâm dininde Allah emreder, Müslüman da emre itâat eder. Bir Müslüman gusül abdesti alırken, "kirden, pisten temizleneceğim" diye düşünmez. Gusül abdesti alması gerektiği için yıkanır. Amma bu arada temizlenmiştir de... Olabilir. Asıl olan "emre itâat"tir. Maddî temizlik, sonradan ve kendiliğinden gelen bir hâldir. Hemen şunu da belirteyim ki, gusül abdesti gibi, maddî temizlik emri de vardır. Bu sebeble gusül abdesti alan, her türlü maddî temizliğini de yapacak. Bu da ayrı bir konudur.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Gusül abdesti, bir emir olduğuna göre, gusül abdesti ile uzaktan yakından ilgili emirler de vardır. Meselâ Müslümanın zina etmesi, içki içmesi haramdır. Öyle ise, gusül abdesti alma emrine uyan Müslüman; "İçki içme, zina etme!" gibi emirlere de uyacaktır. Bu durumda dinî emirlerine uyan bir Müslüman iki şekilde cünüp olur: Biri, eşiyle; diğeri de uykuda...</p>
<p>Eşi ile cünüp olmak, iradeli bir davranıştır. Öyle bir zamanda cünüp olmalı ki, namaz vaktini kaçırmamalı. Yıkanma zamanı bulmalı. İşine geç kalmamalı, soğukta yıkanıp, hasta olmamalı.</p>
<p>Dikkat edilirse gusül abdesti alma mecburiyeti, insanın sık sık cünüp olmasını önlüyor. Bilindiği gibi sık sık cünüp olmak, insanın sinir sistemine ve beyin yapısına zararlıdır. Bir kısım hastalıkların sık sık cünüp olmakla ilgisi vardır. Hatta sık sık cünüp olanlarda verem, psikiyatri ile ilgili çeşitli rahatsızlıklar görüldüğü gibi, çıldırma, intihar gibi haller de görünür. Ayrıca insan hafızasının da zayıflamasına neden olduğu pek çok deneyim neticesinde görülmüştür. Fakat her hastalığı yalnız cünüplüğe bağlamak ilmî olmaz. Kısacası aşırı sıklıkta cünüp olmanın, insan sıhhatini menfî yönde etkilediği bir gerçektir.</p>
<p>Bir de kadının aybaşları halinde ve doğum sonrasında eş ilişkileri yasaktır. Böylece hem erkek korunmuş oluyor. Çünkü erkekteki cinsî mayi (Meni), erkek için bir enerji kaynağıdır. Vücut için üretimi çok zor olan canlı hücrelerin çok sık üretilerek vücudu zayıf düşürmesi engellenmiş olur. Cünüp olmadan evvel erkeğin gücü, düşüncesi, davranışları başkadır. Cünüp olduktan sonra, daha başkadır. Meselâ cünüp olmadan evvel erkek kendini daha güçlü ve hareketli hisseder, mes'eleleri daha iyi anlar. Karısına alâka duyar. Cünüp olunca, bunlar tamamen tersine döner. Şayet sık sık ve biraz da zorla cünüp olmalar tekrar edilirse, erkek havası inmiş futbol topuna döner. Bir nevi yıkılır.</p>
<p>Gusül abdesti ile hem de kadın korunmuş olur. Her cünüplükten sonra yıkanma mecburiyeti, kadını da cünüp olmaktan alıkor. Çünki vücuddaki kasılmalar ve duygu coşmaları kadında da ciddi enerji kayıpları meydana getirir.</p>
<p>Dengeli bir cinsî hayat, dengeli insan tipini ortaya koyar. Cinsî hayattaki ifrat ve tefrit, her davranışta anormal sonuçları doğurur.</p>
<p>Netice olarak : İnsanı yaratan, insanlara böbrek üstü kapsülleri koyan, meni denilen cinsî sıvıyı, belli yerde toplatan Allah, vücut makinasının en iyi şekilde çalıştırılması için gereken emirleri de vermiştir. Bunlardan biri de gusül abdestidir.</p>
<p><em>..</em></p>
<p><em>(Bu yazı yazar Amerika' lı Hedley Cant' in müslüman olmadan önce batılı bir müslüman ile yapmış olduğu sorulu - cevaplı sohbetten almış olduğu hatıralarından ve kendi araştırmalarından alınmıştır.)</em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sorularla ve cevaplarla gusül abdesti -2]]></title>
<link>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/08/sorularla-ve-cevaplarla-gusul-abdesti-2/</link>
<pubDate>Fri, 07 Dec 2007 21:51:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<guid>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/08/sorularla-ve-cevaplarla-gusul-abdesti-2/</guid>
<description><![CDATA[Cünüp olarak bir şey yenip içilebilir mi?
Erkek olsun, kadın olsun cünüp olan bir insanın el]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Cünüp olarak bir şey yenip içilebilir mi?</p>
<p>Erkek olsun, kadın olsun cünüp olan bir insanın ellerini yıkamadan ve ağzını çalkalamadan bir şey yiyip içmesi mekruhtur. Bunun için, mümkünse bir şey yiyip içmeden önce eli ve ağzı yıkamalıdır. Zaten sâir zamanlarda yemekten önce elleri yıkamak sünnettir. Böylece aynı zamanda bir sünnet de yerine getirilmiş olur.</p>
<p>Âdet gören kadın için böyle bir kerahet yoktur. Fakat onun için de müstehap olan her seferinde elini yıkamasıdır.</p>
<p>Kaynak: Mehmed Paksu Çağın Getirdiği Sorular</p>
<p>Daha fazla bilgi için;</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=cat_open&#38;cid=32">http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=cat_open&#38;cid=32</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sorularla ve cevaplarla gusül abdesti -3]]></title>
<link>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/08/sorularla-ve-cevaplarla-gusul-abdesti-3/</link>
<pubDate>Fri, 07 Dec 2007 21:45:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>admin</dc:creator>
<guid>http://islamvehayat.wordpress.com/2007/12/08/sorularla-ve-cevaplarla-gusul-abdesti-3/</guid>
<description><![CDATA[1-Baş açmakla abdest bozulur mu?
Bu mesele daha çok namaz kıldığı halde başı açık gezen h]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1-Baş açmakla abdest bozulur mu?</strong><br />
Bu mesele daha çok namaz kıldığı halde başı açık gezen hanımlar için söz konusudur. Bu durumdaki hanımlar, çalıştıkları için başlarını kapatmaya ya işyerleri mnüsaade etmiyordur, ya kendilerine göre bir mazeret buluyorlardır veya nefsinin ve çevresinin baskısından kurtulamamışlardır.</p>
<p>Hanımın başını açmasıyla hiçbir şekilde abdesti bozulmaz. Çünkü abdesti bozan şeyler arasında hanımın başını açması şeklinde bir madde mevcut değildir. Bu durum gerek kendi evinde olsun, gerekse evin dışına çıktıktan sonra olsun fark etmez.</p>
<p>Bütün bunlarla birlikte namaz kılmak da farz, başın kapatılması da farz. Başı açık gezen, "Nasıl olsa be başımı kapatamıyorum, öyle ise namaz kılmama da gerek yok" gibi bir yanlışlığa girmemelidir.</p>
<p><!--more--></p>
<p>"Bir şey bütünüyle elde edilemezse, bütünüyle de terk edilmez."</p>
<p><strong>2-Kadın erkeğin tenine dokunursa abdesti bozulur mu?</strong><br />
Hanefi Mezhebine göre kadın erkeğin tenine dokunsa abdesti bozulmaz. Bu meselenin kitap ve sünnetten delili şöyledir:<br />
Abdestin ve guslün farzlarını, hangi durumlarda abdest ve gusül alınması gerektiğini bildiren Maide Suresinin 5. ayetinde, "... kadınlara dokunmuşsanız" manasında "Ev lamestümü'n-nisa" ifadesi  geçiyor. buradaki "lems'i (dokunmayı)" Şafii mezhebi lügat ve mecaz manasında kullanıyor. Bu kelimenin lugat manası, elle dokunmak, yoklamak, tenlerin birbirine değmesi" şeklindedir. Hanefi mezhebi ise, "lems'i" cinsel ilişki manasında tefsir ediyor, bu durum da abdesti deği, guslü  gerektiriyor.</p>
<p>Hanefi mezhebi, dokunmakla abdestin bozulmamasına Hz.Aişe Validemizin (r.a.) rivayet ettiği şu hadisleri delil olarak getiriyor:</p>
<p>"Resulullah (a.s.m.) hanımlarından birisini öper, sonra da abdest almadan namaza dururdu"<br />
"Önünde cenaze gibi boylu boyuna uzanmış yatmış halde Resulullah (a.s.m.) namaz kılardı. Vitir namazını kılmak istediği zaman da ayağıyla bna dokunurdu."<br />
"Bir gece Resulullah (a.s.m.) yatağında bulamadım. aramaya çıktım, mescitte gördüm. Namaz kılıyordu. secdede ayaklarını dikmiş haldeydi. Ayaklarının altına elimle dokundum."</p>
<p>Kaynak: Aileye Özel Fetvalar, Mehmed Paksu</p>
<p>...</p>
<p><strong>3-Gusülden sonra meni çıkarsa yıkanmak gerekir mi?<br />
</strong>   Gusülden sonra kadından gelen meni;</p>
<p>* Kendisine değil de, kocasına aitse, guslü tekrarlamaz, yalnız abdest alması gerekir.<br />
* Kadın meninin kandisine ait olduğu kanaatine varırsa, yani meni sarı ve ince olursa guslü tekrarlar.<br />
<strong>4-Oje ve Benzeri Şeyler Gusle Mani mi?</strong><br />
Guslün sahih olması için suyun deriye ve tırnağa temas etmesi gerekir. Bu temasa mani olan şey gusle manidir. Kadın guslederken tırnağının altında, üstünde veya vücudunun başka bir yerinde suyun temasına mani olan hamur, balık pulu, ruj, oje  gibi şeyler olursa bunları gidermesi vaciptir. Bunlar giderilmeden gusül caiz olmaz.</p>
<p>Oje, gusül abdestinden sonra sürülmüş olsa bile onunla ne gusül ne de abdest olmaz.</p>
<p>Dolayısıyle  oje ile  hiçbir ibadet olmaz.<br />
<strong>5-Meni gelmeyen cinsi ilişki için gusül gerekir mi?</strong></p>
<p>Erkek cinsel organını sünnet mahalline kadar uykuda veya uyanıkken, isteyerek veya istemeyerek kadının  fecrine sokarsa her ikisinede gusül gerekir. Kadının sünnet mahalli ile erkeğin sünnet mahalli birbirine kavuşursa boşalma olmasa dahi gusül vaciptir.</p>
<p><strong>6-Pamuk kullanmak ve Abdest</strong><br />
Önce pamuk kullanmak normal bir durum değildir, fıtrata aykırıdır; gerek yoksa kullanılmaması iyidir. Akıntı, abdest tutulamayacak düzeyde olursa, pamuk kullanmak müstehap olur. Dezenfekte edilmiş hidrofil pamuğun sağlıga zararlı olacağını sanmıyorum. Yine de bir tabibe sormak gerekir. Zararlı olacağı bir mütehassıs doktor söylerse, artık iki durum söz konusu olur:1. Akıntı zaman zaman gelmekle beraber her namaz vakti bir namaz kılacak kadar gelmediği oluyorsa, bu gelmediği zamanlarda abdest alıp namazları kılmak gerekir. 2. Bir namaz vakti o vaktin namazını kılacak kadar bir zaman bulamayacak şekilde geliyorsa, ondan sonra da her namaz vaktinde en az bir defa görülüyorsa, kişi özür sahibi demektir, her vakitte alacağı bir abdestle diledigi kadar namaz kılabilir: Ancak pamuk ya da tampon (kürsüf) zarar vermiyor ve akıntı onunla kesilebiliyorsa kişi özür sahibi olmaz. Akıntı pamuğun dışına çıkmadıkça da abdesti bozulmaz. (2)<br />
<strong>7-Saç örgülerini kadın gusülde çözmek zorundamıdır?</strong> <br />
Kadın örülmüş saçlarını gusülde çözmek zorunda değildir. Kadını örgülü saçının dibine suyun ulaşması yeterli görülür, bundan maksat güçlüğü önlemektir. Ancak örülmemiş saçların tamamını yıkamak farzdır. Eğer örgüler bir madde ile birbirine yapışmışda dibine suyun erişme imkanı yoksa, sahih görüşe göre saçını çözmesi gerekir.</p>
<p>Ümmü Seleme dedi ki:<br />
"Ya Resulallah! Ben saçlarını bağlayan bir kadınım. Cünupluk ve hayızdan gusledeceğim zaman saç örgümü çözeyim mi?"<br />
Allah Resulü şöyle buyurdu:<br />
"Hayır, başına iki avuç dolusu üç kere su dökmen senin için yeterlidir."<br />
Eğer erkeğin uzun ve örülmüş saçı olursa onları çözüp yıkamak mecburiyetindedir.<br />
<strong>8-Sevişmek ne zaman gusül gerektirir?<br />
</strong>Cinsel ilişki dışındaki sevişme ve oynamalardan dolayı guslün farz olması için, kadında aşırı bir heyecanın meydana gelmesi, bu heyecan sonucu göğüsten aşağıya doğru meninin ayrıldığını hissetmesi yahut sarı bir suyun akması gerekir. Erkeğin menisi beyaz ve kalın, kadınınki ise ince ve sarı renklidir.Kadınlarda sarı olmayan ve göğüsten geldiği hissedilmeyen sıvılar, yıkanmayı gerektirmez.</p>
<p>...</p>
<p>Kaynak:<br />
1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali (İslam Aile Hukuku), Rauf Pehlivan<br />
2) İslam Fıkhı Ansiklopedisi</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Diyalogcular Bana Neden Kızıyor?]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=174</link>
<pubDate>Fri, 23 May 2008 15:01:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=174</guid>
<description><![CDATA[

Bana Niçin Öfkeleniyorsunuz?

Siz Müslüman, ben Müslüman ve siz bana çok kızıyor, köpür]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2008/05/fethullah_gulen_papa_elele_.jpg"><img src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/fethullah_gulen_papa_elele_.jpg" alt="Fethullah Gülen Papa " width="400" height="390" class="aligncenter size-full wp-image-175" /></a>
</p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="3"><strong><u>Bana Niçin Öfkeleniyorsunuz?</strong></u></font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"></p>
<p>Siz Müslüman, ben Müslüman ve siz bana çok kızıyor, köpürüyorsunuz. Acaba bu öfkenin sebepleri, gerekçeleri nedir? Kur’ân’a, Sünnete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı İslâmiyeye aykırı bir şeyler mi yazmışım?.. Hayır, böyle bir şey yok... Olursa ve uyarılırsam hemen hatâmı kabul ederim.</p>
<p>Araştırdım, siz bana şu sebeplerden dolayı kızıyormuşsunuz:</p>
<p><strong>1. </strong>Siz bir cemaate mensupmuşsunuz, ben o cemaatin bazı fikir, görüş ve inançlarını (isim vermeden, şahsîleştirmeden) tenkit ediyormuşum...</p>
<p><strong>2.</strong> Siz bir “Hazret-i Muhtereme” bağlı imişsiniz. O zatın hiç günah işlemediğine, hatâ yapmadığına, yanılmadığına, mâsum/ismetli olduğuna inanıyormuşsunuz. Benim bazı tenkitlerimin ucu ise o Hazretü’l-Hazerat hazretlerine dokunuyormuş...</p>
<p><strong>3.</strong> Siz, Hz. Muhammed Aleyhisselamı, Kur’ân-ı Kerim’i, İslâm dinini inkar eden kafirlerin ehl-i necat (kurtuluş ehli) ve ehl-i cennet olduğuna inanıyormuşsunuz; ben ise bu inançların İslâm ile, Kur’ân ile, Sünnet ile bağdaşmadığını yazıyormuşum. Böylece size ve “dostlarınıza” zarar veriyormuşum...</p>
<p><strong>4.</strong> Para, madde, dünya konusunda yazdıklarım dolaylı olarak sizi rahatsız ediyormuş...</p>
<p>Bu sebeplerden ve gerekçelerden dolayı rahatsız olup bana düşmanlık ediyorsanız ben ne yapabilirim?</p>
<p>Doğrudan doğruya yapmadığım, isim vermediğim, şahsîleştirmediğim anonim tenkitlerim dolayısıyla kimseden korkacak ve çekinecek değilim. Bunları iyilik için, salâh için yapıyorum.</p>
<p>Yanlışım varsa açık imza ve adres, telefon numarası vererek gerekçeli şekilde yazın, çok uzun olmamak şartıyla bu sütunlarda basayım. Lütfen şu sorularıma cevap veriniz:</p>
<p>* <strong>Siz, Teslis’e inananlarla, Müslümanların Allah inancı birdir diyorsunuz. Bu görüşünüz ve inancınız İslâm’a tamamen zıttır. Kur’an-ı Kerim’de Teslis inancının yanlış olduğu sarih şekilde beyan buyrulmuştur.</strong></p>
<p>* <strong>Bir kimse, Peygamberimizin risâletini, davetini, Kitabını, dinini duysa, öğrense, bilse ve bunlara iman etmese, İslâm’ın öğretilerine göre o kişi ehl-i necat ve ehl-i cennet olmaz.</strong></p>
<p>Bana kızıp köpürmekle, sövüp saymakla yukarıda açıkladığım yanlış inançları doğrulamak mümkün müdür?</p>
<p>Bu konularda yanlış düşünmediğinizi, sapık inançlar sergilemediğinizi, gücünüz yetiyorsa ispat edin. Mümkün değil ispat edemezsiniz. Çünkü bunlar Yüce İslâm dinine zıt bozuk inançlardır.</p>
<p>Yarın, ahiret aleminde Yüce Huzurda ne cevap vereceksiniz?</p>
<p>Allah, Kitabında tek hak dinin İslâm olduğunu beyan buyuruyor, siz ise üç hak İbrahimî din bulunduğunu söylüyorsunuz. İslâm dünyasının icazetli büyük fakihlerine, müftülerine, allamelerine sorunuz. Bakalım ne diyecekler?</p>
<p>Bozuk inançlar sergileyen <strong>Diyalogcular</strong> niçin, bütün milletin seyredeceği bir açık oturuma katılmıyorlar? Böyle bir toplantı yapılmasını defalarca teklif ettim. Gündemi daha önceden belli olacak. İhtilâfl